31 Ağustos 2011

yabancilar

Trafikte capa atmis bir gemi gibi takilan otobusun caminda kendimi izliyordum. Camin golgeli aydinliginda bambaska
biriydim: bir acidan daha genc, baska bir acidan daha yasli. Sazlarin arasinda esini bir gorup bir yitiren yabanil bir
kus gibi suzdum yuzumun aksinden gecen insanlari, arabalari.
Basimi biraz daha yukari kaldirinca onu gordum. Ucuz bir otelin balkonsuz pencerelerinden birinde ayakta dikilmisti.
Uzerinde kirli beyaz bir bornoz, elinde bir sigara, gozlerinde kocaman bir boslukla bana bakiyordu.
Camur sarisi saclari kurumak uzere oldugu belli bir islaklikla yuzunun iki yanina sarkmisti. Dizlerinin hizasinda
huzursuz bir kipirti, sari bir  bas daha fark ettim. Kucuk bir oglan cocugu.
Ait olmadiklari bir ulkede, ucuz, pis bir otelin kucuk odasina tikilip kalan bir anne oguldu bu ikili.
Daha hikayelerini hayal edemeden hareket etti otobusum, kadinin yuzu camdaki yansimami siyirip gecti. Ifadesinin hissiz, endiseli karanliginin yanaklarima surtundugunu hissettim.
Burada her yabancinin ortak bir noktasi vardi, birbirlerini suru icinde ayirt edebilmelerini saglayan,
tedirgin bir yalnizlik.

Bulutlar aralanacakti birazdan, kucuk oglanla annesinin bir semsiyesi var miydi acaba...

2 yorum:

Wicked_Stardust dedi ki...

bu çok güzel bir yazı olmuş. bir hikayeye dönüşebilir. ya da bir romanın bir paragrafı olabilir. çok güzeldi.

Adsız dedi ki...

Kesinlikle yazdığınız çalışma heyecanını görebiliyordum. Dünya nasıl inandıklarını söylemek korkmayan sizin gibi hatta daha tutkulu yazarlar için umuyor. Her zaman kalbinizi izleyin.