taraf olmak istemiyorum artık

hem selahattin demirtaş'ı hem osman pamukoğlu'nu seviyorum abi
sanane?

İçimde patlamak zorunda kalan facebook hezeyanları

Doğumgünü tebriklerine teşekkür edenlerin üzerine:

mutlu yaşlar dilerim canım, paraysa para, pompaysa pompa, ne dilersen ona tez kavuş bu yeni yaşında diyesim gelir. Diyemem.

 Kahvaltı keyfi, havuz keyfi vs. yazanlar için

yavrum bizim evde de dünürlerle kavga keyfi vardı, necmiye ablangili yolduk, kocasının da gözünü oyup gönderdik

hep mi kahve keyfi, kahvaltı keyfi kardeşim; pazar sabahı pompa keyfi, kaynanamla yoluşma keyfi, evde karı koca kavga keyfi falan olmuyor mu hiç sizde, diyesim gelir. Diyemem.

Gururla Dudak Büzenler (veya kısa adı ile the büzüks)

Sıklıkla görüyorum ki aranızda X veya Y'nin haklı gururu ile dudak büzen bir kalabalık var. Büzmeyin abi, bakın Bülent Arınç'tır mesela teveccüh ile dudak büzerlerin şahı, ona göre ölçüp biçin, hesap edin, varın vazgeçin şu dudak büzme işinden. Yaşlı, çokbilmiş, itici gösteriyor insanı. Büzme la o dudagı diyesim gelir, diyemem.

Bir Profil Resmi olarak Vesikalık Fotoğraf

Bence muhtarlıklara, yazı dağıtmalıyız. Sosyal medya ve çeşitli İNTERLERLERDE vesikalık fotoğraf ikinci bir emre kadar yasaklanmıştır diyerek. bu sarsıcı toplumsal bulaşıcı hastalık başka türlü engellenemeyecek. Dayılar, yengeler,amcalar, yapmayın diyesim gelir, diyemem.

Bu yazıyı yaza Romen diyojen
facebook kullanmayı azaltmaya karar ver iyisi mi sen.

Türk arkadaş istiyorum! işte o kadar.

doğum iznine ayrıldığımdan beri sürekli bebekli ortamlarda, diğer annelerle takılıyoruz. bazen ortamda Türkçe Türkçe bağırasım geliyor. gerçekten. arkadaşlarımın %80'i yabancı. yakınlarda iyi anlaştığım bir tanecik Türk anne var. İzmir'deki arkadaş ortamımız o kadar güzeldi ki, çok özlüyorum. Cambridge'de pek çok Türk olması içimde belki burada da güzel bir dost meclisi oluşur ümidi doğurmuştu. ama olmadı. tabi ki burada ayrı ayrı ailecek görüştüğümüz, sevdiğimiz güzel insanlar var. Ama böyle hep beraber form ettiğimiz, İzmir'deki gibi bir arkadaş grubumuz yok. Kitap kulübümüz vardı İzmir'de, buluşmalarımızı iple çekerdim.
Ayrıca görüştüğümüz koskocaman bir arkadaş grubumuz da vardı. Şimdi düşününce herkes ayrı yere dağıldı geride kalanların ama ben yine de özlemekten kendimi alamıyorum.
Neyse, gittim kitap kulübü için Cambridge Türklerinin sayfasına ilan koydum şimdi. Hayırlısı.

aslında bu yazıyı şundan yazıyorum. yabancı arkadaşlarla dedikodu etmenin hiç keyfi yok. (derdini ...yim demeyin, valla öyle) Mummy group'ta bir kız var, single mum. Oğlu tüp bebek, sperm bankasından alacakmış ama sonra gay arkadaşı ben de baba olmak istiyorum deyince beraber anlaşma imzalayıp tüp bebek yapmışlar. Dün onunla iken Türk arkadaşıma tesadüf ettik. arkadaşın çocuğu yürüyor, pek konuşma fırsatımız olmadı. Ama sonra düşündüm bu olayı ona anlatmalıydım! hemen telefona sarılıp mesaj yazdım, ve ohhh çektim. Türk Türk dedikodu etmenin ballandıra ballandıra her şeyi konuşmanın keyfi hiçbir şeye benzemiyor anacığım. attığı her adımda sorry veya thank you diyen, sürekli kibar olma zorunluluğu ile hareket edilen yabancı arkadaş gruplarından gına geldi. Her şey çok yüzeysel. Ben böyle kütür kütür Türkçe konuşmak, gülmek, anlaşılmak ve anlamak istiyorum galiba.

uyku formulü- veya uykusuzluk mu?

imdat!
evrene sevgi, dilek, ot, osuruk gönderenler var ya, işte ben de onların kervanına katılıp evrene koskoca bir İMDAAAAAT göndermek istiyorum.

bir adet.
oğlan çocuğu.
2 saatte bir uyanıyor.

BU EVDE.

aslında 6 aylık olduğunda gecede 1 kere meme emmek için uyanırdı. fakat pirinç kadar bir kemik parçası olan DİŞLER adeta onun damaklarından çıkıp bizim mabadımıza girdi sayın okuyucular. Diş çıkarmaya çabaladığı günden beri çocuğumuz bir uykusuz kazım. zaten hiçbir zaman iyi bir uykucu olmadı (bana çekmiş)

Ulan sen bebeksin, sürekli kıpırdıyorsun, uyuman lazım diye ikna çabaları işe yaramıyor. Gözyaşı akmalı ağlatma da yapamıyorum. (yani yalancı ağlamalarına çok yüz ve ses vermiyoruz ama yaşları akmaya başlarsa dayanamam!)

ne yapacağımı bilmiyorum. mehmetle zombi gibi geziyoruz. bu çocuk nasıl uyur? bir çocuğu uyutmak ve uykuda tutmak nasıl bu kadar zor olur!

çok yorgun bir o kadar da yoğun!

bebekli hayat tam gaz gidiyor, pazartesi baby sensory / NCT buluşmaları, Salı Rhyme Time, Çarş. genellikle Sinema, Perş bir başka oyun grubu ve Cuma Bumps to Babies'e gitmek üzerine bir program kurdum. Salı'yı pek yakında yüzmeye açacağım.
Evdeki işleri döndürmek ve bir yandan bebenin yemeğini hazırlamakta çok zorlanıyorum. Saat 1 şu an ve işler yeni bitti. Ev temiz sayılmaz ancak çamaşırı bulaşığı bitirdim :(
yorgunum valla, ufacık bir dişin ucu çıkana kadar 3 haftadır anamızı belledi Kapito. uyku düzeni falan hikaye oldu. daha çıkacak 20 kusur dişi düşündükçe oof of.

İngilizden iyi uşak mı olur diyorlardı- peh!

Öncelikle ev işçisi sınıfına 'ha temizlikçi ha uşak' diye yüzeysel bir bakış atan başlığımın kusuruna bakmayın. Bugünkü yazımda size İngiltere'deki Beyaz British temizlikçileri çemkireceğim.

Çocuk doğmadan zaten çalıştığımız için, ev dağınıkmış, fırın üstü ocak batıkmış, bango silinmemiş falan pek takmazdık. Şahsen ben çalışırken 'emeen dur ev temiz olsun ben kadınım ya, ütü temizlik benden sorulur' demem, diyemem. Memo da ben de o evde yaşayan ve eve ekmek getiren iki insansak evin çekip çevirilmesinden de eşit sorumluluk sahibiyiz aklın yolu bir. Doğum iznine ayrıldığımdan beri ay çekeyim ay çevireyim diye helak oldum ancak olmuyor. Bebek, yemek, çamaşır bulaşık dörtgeninin dışında bir de evin genel mutfak banyo süpürge toz alma şeklindeki temizliğine vakit KALMIYOR. Bok içinde debelenmek diyebileceğimiz bir durumdayken başlarım böyle işe diyerek Facebook'taki bizim köy ve yakın köy sayfalarında temizlikçi arıyom uleeeyyn diye ilan verdim. Bu da beni birkaç macera sonucunda şu anki temizlikçim Alison'a götürdü.

Buradaki temizlikçiler ve ütü yapıcı kadınlar (evet bir de ütücü kadınlar var!) Türkiye'deki itilmişle kakılmış tiplerinden çok uzak. Tamam sosyal hiyerarşi olarak bakarsan lordlar kamarasında gezmiyorlar ama yaşam standartları senden benden farksız. Temizlikçimin arabasının markası modeli ve model yılı benimkinin aynısı mesela. Zaten size bir şey diyeyim mi, böyle temizlikçiliğe can kurban. Dolap silmez, fırın temizlemez. Tek yaptığı toz almak (ki ben şanslıyım, benimkisi objeleri kaldırıp toz alıyor. Normalde bazı temizlikçiler eğer toz alınacak yerde bir şeyler duruyorsa kitap vs. onları kaldırmanızı bekliyor, kaldırmazsanız tozunu almıyormuş) süpürge, banyo, mutfak temizleme. Hani orada çöp var onu dökeyim ya da dolabı açıp rafın tozunu sileyim hak getire. En son mesaj attım, fırının içini temizler misin salı günü geldiğinde diye, bana cevabı: valla kusura bakmayın ben fırın içi temizleyemiyorum, ama oven cleaning yapan bir arkadaş var kartını getiririm. Yürü be gülüm. Oven Cleaning şirketlerini duymuştum da, bizim anamız babamız kendileri silerdi yani. Ne bileyim sadece oven clean eden bir şirketi kafamda oturtamadım.

Kadın en azından söz verdiği gün ve saatte geliyor. bundan önce anlaştığım, Sorreeeyy diye ekmişti beni, ne yapalım. En azından ev süpürge görüyor, banyo lavaboları kireç bağlamıyor be..

Valla Türkiye'de işsizseniz gelin Ankara anlaşması ile temizlikçi olun. Ben de haftada 20 pound'u size vereyim.

bebekli annelere vakit öldürgeçleri

Emziren bir anneyseniz veya bebetonuz uyurken yanında illa ki bir eşlikçiye ihtiyaç duyuyorsa, gündüz vakti uzun saatleri koltuk/yatak/kanepede geçiriyorsunuz demektir. elinizde bir smartphone ile candy crush veya facebook'a teslim olmak belki en kolayı ama sanki o vakit çok boş geçmiş gibi oluyor. bir süre sonra baktım ki günlerimi saatlerimi facebook ve hala daha çok beynim cortladığında oynadığım candy crush'a gömmüşüm. bu yüzden şunları yaptım:

1- pocket posh bilmece serileri

bu mini boy şirin kitapçıklar başta ajanda gibi gözükse de içlerinde çeşitli puzzle'lar var, jane austen veya sherlock holmes gibi temaları da var, vakit öldürmek ve beyin jimmastiği için birebir!

2- bir adet tablet edinmek + pinterest

pinterest'te ilgi alanınızla ilgili aramalar yapıp şahane bloglar keşfetmek. tablet ayrıca bebenizle ilgili forumdur şudur budur gezinmek, okumak için ideal.

3- amazon prime / netflix/ ya da ne bulursan

türkiyede bedava gönderme olayı yok sanırım ama 49 pound verip amazon prime üyesi olursanız bedava bir suru film izletiyor (bu epey yeni bir olay ) onun dışında online film izlenebilecek bir sürü site var.

veeee 4- good old books. tabi ki okumanın dibi. man booker ödülü kazanmış kitapları tavsiye ederim. hepsi kalbur üstüydü!

5- youtube- horrible histories

çok güzel  :)

HİÇBİR ŞEY TESADUF DEĞİL !!!

Bütün tuhaflıklar bana denk geliyor
Pazartesi gecesi İstanbul'dan İzmir'e gelmişiz, havalimanında indik, metroya bindik. istanbul'da bebek arabasını, valizi görüp, 'aman şimdi bunlar bizim önümüzde olursa geçemeyiz' diye yol vermeyi bırak ittir kaktır önümüze geçen insanlardan bunalmışım artık, bu nedenle karşıma annem yaşlarında bir kadın oturunca önümdeki küçük valizi ittirilmesinden korkarak kendime çekiyorum. 'eğer size değiyorsa sol tarafa da alabilirim, kusura bakmayın' diyorum kadına. Bana gülümsüyor, kibarca 'yok canım ne rahatsızlığı, yoldan gelmişsiniz' diyor kadın. Bir anda içim neşeyle doluyor. Heheyt bee, izmir insanı işte, ne güzel gözlerinin içi gülüyor, insanlık dolu falan diye coşuyorum. Fakat 30 saniyelik sessizliğin ardından kadının cebinden Mevlana Yüce Kardeşlik birliğinin kağıdı çıkıyor. Her Cumartesi yedi buçukta bilmemnerede seminere davet ediyor bizi. Kalakalıyorum. Kibarca : 'Lideriniz kadındı değil mi?' diyorum, geçmişte böyle bir şeylere gene tesadüf edişimi anımsayarak. Evet, Vedia Bülent Çorak diye bir kadınmış, ona bilgi kitabı gelmiş, Altın Çağ gezi hareketi ile İstanbul'da başlamış. biz de dalgaları ve ışıkları yaymalıymışız. Siz nasıl girdiniz bu derneğe diyorum, valilikte çalışırken hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını fark etmiş teyze, sonra olaylar onu derneğe götürmüş. Kadın bana doğru eğiliyor, HİÇBİR ŞEY TESADUF DEĞİL BİZİM BURADA KARŞILAŞMAMIZ DA DEĞİL diyor. Disketlerde yazıyormuş bunlar. Alfa kanalı, beta kanalı derken ben kendimi tutamıyorum, Allah affetsin ama gülmeye başlıyorum. Yan gözle mehmet'e bakıyorum o da kafayı öbür tarafa çevirmiş tanrım senden başka kimim var benim modunda. Ya içim cız etti aslında, kendi kendime de güldüğüm için çok kızdım. Ne var yani, biz de Kuran'a inanıyoruz sonuçta, çok fazla sayıdayız diye de değil, 1400 yüzyıl önce yazılmış kitaba da inanıyoruz diye bize gülen de var. ama ne bileyim, öyle disketti, alfa kanalı beta kanalıydı, dalgayı buradan vurup altın çağı yaymaktı bir anda onca bilgiyi yüklenince beta kanalında hafif bir yamulma oldu bende, frekanslar birbirine karıştı. Teyzeme ışık ve kardeşlik dalgası sallıyorum buradan. Selametle erişir inşallah!

baby brain!

Nasıl da mutluyum bugün, Anglesey Abbey'e gelmişim, çocuk uyumuş, hem de derin uykuda. önce kafeteryaya gidip homo yumulus modunda bir löp löp bir güzel yemek yedim. zaten anglesey abbey dediğin yer, 90lık nine dedelerle doğum iznindeki annelerin mekanı. azıcık güneş açtı mı soğuk çük dondurup düşürecek kıvamda olsa bile bir sürü bebek arabası, bir dünya aheste aheste yürüyen pamuk pinpon dede nine... efendim o kalabalığın içinde hömür hömür yemek yiyorum, çocuğum uyuyor diye bir de gülücükler atıyorum etrafa. sanki bill gates'im anasını satayım dakika başı para kazanıyormuş gibi kahvemi de höpürdettikten sonra ayıp olmasın hadi, kalkıp dolaşayım diye kafeteryayı terk eyleyerek bahçelere daldım.
ayran budalası gibi her gördügüme helööğğ lavli deyy diye geze geze bahçede 3-5 tur attım, 1.5 saat geçmiş öylece. birden karşıdan küçük bahçe arabalarından biri tırım tırım tırım gelip yanımda durdu. 'ya içerde biri çanta unutmuş, çantanın içindeki kimliklere baktık, sizi resminizden tanıdım' diyo adam. artık 'vay anasını, her şey ne de sorunsuz gidiyor çocuk da uyudu, karnım tok sırtım da pek' diye aval aval çantasız dolaştığımı fark etmeden dolandığıma mı yanayım yoksa içinde kredi kartlarım, oturma vizemin, ehliyetimin olduğu çanta/cüzdanımın sağ salim bulunduğuna mı sevineyim? bir de bu kadar eşref-i mahlukat içinde beni nasıl tanıdı bu adam, diye de ince ince bir düşündüm. ya bizim bebek arabasından tanıdı, ya pembe montumdan, ya da haftada bir gelip aksanla çakıverdiğim hellolardan.

ulen zaten bankta oturanları görüp özenmiş, iki dakika oturayım o güzel manzarada kitap okuyayım şekil olsun diye oturmuştum, o iki dakikada yarım sayfa okuyamadan mabadım soğuktan zonklamaya başladı diye kalkmış yaldır yaldır yürüyerek ısınmaya çalışıyordum, çok teşekkür ederim 'çantam içeride mi şimdi? amaneeeyy' diye paçalarıma öyle bir ateş düşürdünüz ki, veri veri tenks diyerek herifi kucaklayacaktım. sonra ne mi oldu? gittim çantamı aldım, kontrol ettim her şey yerinde, çantayı veren yaşlı kadın da 'ooo baby brain' diyerek her zamanki ingiliz anlayışlılığı ile başımı okşadı, ama arkamdan kesin gülmüşlerdir valla. peh.


nafile kitap okuma çabalarım

Oh Dear

2.5 seneyi geçti İngiltere'deyim, hala şaşırıyorum.
80-85yaşında bile bir çocuk merakı ile bahçe bahçe, köşk köşk gezen, o ana dek hiç duymadığı bir hikaye duyunca ya da hiç görmediği bir bitki görünce 'oh dear' diyen ingilizlere hala şaşırıyorum be yahu.
Bu nasıl güzel yaşamaktır ey amcalar, teyzeler, popo kılları kadayıf olmuş dedeler ve nineler! Hayranınızım.