Yeni ofisimden insan manzaralarina devam

** Ceni ve heyecanli sevgilisi Tim asklarina tam gaz devam ediyorlar. Bugun sabah kahvaltisi yine hazir, onu bekler durumdaydi Ceni'nin. Yani eminim Turkiye'de olsak 'ooo anlayalim yani?' diye bir muhabbet girla gidebilirdi. Bense anca  Skype uzerinden Project manager'ima fiti fiti 'are these 2 dating?' yazip. 'I guess so' yaniti alabilmistim. Dedikodu etmeye, cekistirmeye, uzata uzata konusmaya acim. Oysa elimdeki malzeme, hayattaki en buyuk heyecani double cream cirpacagi aleti 80 pence ucuza almak olan Project Manager Jon. Gunde 2.4 pound bilet parasi vermemek icin yaz kis yagmur camur demeden bisikletle 12 mil uzaktaki kasabasindan gidip gelen Jon. Yilbasi yemegine gideli bir ay olmasina ragmen hala yemegin muhabbetini yapabilen Jon. Ben bu adamla nasil dedikodu edebilirim ki? Bak iste, Tim olacak adam az evvel yine elinde iki sandvic geldi, birini Cen'e verdi birini kendi yiyor, ama bunu kimseyle atip tutamadiktan sonra factual degeri ne? Sifir. Sonuc:  Icime kapaniyorum.

** Ofisteki bir baska karakter ise Romanyali A. Bu kizimiz oldukca hos bir fizige sahip, uzun boylu, manken gibi, proje ofisinde memurumsu bir hatun kendisi. Uzun guzel saclari var, yuzu de guzel, ilk bakista prenses gibi kiz. Ama gozu goz degil. Bir kenafir bakisli ki sormayin. Agzi guzel guzel seyler soyluyor ama gozleri bogazimi kesti, cebimden cep telefonumu alip cuzdanimla beraber cebine atti, cesedime tukurdu merdivenlerden asagi iniyor. Neyse bu A. kendisine ne alsa odanin bu ucuna gelip Jon, Bernard (Guney Afrikali) ve bana gosteriyor. Ceni genelde masasinda olmaz. Bu yuzden zavalli Jon ve Bernie A.'nin aldigi bir tokaya veya cantaya bakip dudak bukerek yorum yapmak ve cehennem azabi cekmek zorunda. Allahtan ben varim. Neyse, biz burada 'sacimi kestirdim, guzel olmus mu?' diye sordugunuzda bile 'allahim ne desem de offend olmasa' diye 'yanlis bir sey soyleme' anksiyetesi ile yasayan insanlardan bahsediyoruz. Jon ve Bernie n'apsin kuzum senin aldigin tokayi. Muhtemelen onlara hicbir sey ifade etmiyor, kibarliktan himir himir ne desek diye kivraniyorlar. Bir de nisanlisi varmis A'nin, iki lafin arasina sokusturup durdugu, o da Romanyaliymis. Pirlanta yuzuk muhabbeti.. Evet en pahalisindan almislar, evet kafamiz kadarmis, Evlenme teklifi etmek icin Malta'ya goturmus bunu, iki kere anlatti. Yalniz nisanlisi hepi topu bizim gibi yazilimciymis. Ben A'dan en az soyle bir ikinci el araba galerisi, veya bilemedin restoran zinciri sahibi, BMW suren birini beklerdim, kismet. Boyle bir tip yani o da.

** Benim bu is yerindeki favori insanim Bernie, tanrim nasil orijinal bir adamdir! "Yalnizca" 52 ulke gezmis, maceralarini anlatiyor surekli, karisini Meksida'da nasil bicakladiklarini anlattiktan sonra, herhalde bu en kotu tatilindi? diye sorusuma bir sure dusunup, hayir, dedi. Bhutan'da bir yerlerde gezerken agir silahli adamlarla karsilasmislar. Bu adamlar bunlari anlamadiklari bir dilde ittire kaktira epey yurutmusler. Karisi da bu da aglamaya baslamislar, Allahim tamam artik bu filmin sonu, bunlar kesin bizi tarayip nehre atacaklar diye. Neyse adamlar bunlari kopru gibi bir yere getirmisler, el kol hareketleri ile 'zittirin gidin, donmeyin ' dediklerini dusundukleri hareketler yaparak salmislar. Bunlar topuklari mabadlarina vura vura kacmislar tabi ki oradan. Ayrica adamin amcasi, oz amcasi, Guney Afrika'da bir orgute uyeymis, ucak kacirmis, hatta hayatini film yapmislar. Soy adi Hoare, adini unuttum. Acayip siki Elvis fani, muthis taklit yapiyor, Torylere oy verdigini gururla soyluyor ve Ingiliz'lere sagli sollu geciriyor, aile hayatlarindan, offend olma baskilarina kadar...Soruyorum simdi size, bu adam sevilmez mi?


Ofiste 'Balik' avlayan Jennifer

Sevgili okurlarim, ayda bir seviyesiz dedikodu yapmazsam, anneannemin beni goturdugu altin gunlerinde edindigim engin tecrubeler karnimin icine cokup hazimsizlik yapiyor. Daha cocukken kanima islemis olan o nadide giybet enzimleri illa ki konu bulup irdeleyecek, konu bulup parcalayacak. Eh, bir de Britanya gibi bir yerde yasayinca, 72 milletin evlere senlik tipleri etrafimda parende atarken, yazmasam, konusmasam, anlatmasam anneannem sis batirsa yeridir valla bana.

Bugun dilime dolayacagim is arkadasim Cirpi Cenifir. Cirpi Cenifir, oldukca ince, hatta iskelet gibi bir kizcagiz, amma velakin sevgili ve hatta koca secimini calistigi ofisin etrafina 100m’lik bir cap cizerek yapmayi adet edinmis. Benim yanimdaki masada calisiyor.

Simdi, Petrik adinda bir derbeder deli oglan var benim beraber calistigim. Bu cocugun surati onu ilk gordugumden beri sirke satiyor. Sanki acilarin cocugu Emrah. Yani Irlandali degil Turk olsa sanki bana kollarini acip ‘ben zaten her acinin tiryakisi olmusum’ falan diyecek gunaydin yerine. Boyle surekli kizindan bahsetmeler. Christmas oncesi ‘ben hep buyuk bir ailem olsun istemistim Ova’ diye dertlenmeler… Benim calistigim ofise girmemeler. Hep beni ‘ben yukaridaki ofisteyim sen gel burada bakalim’, veya ‘toplanti odasi kapattim ikimiz icin gel oraya gidelim’ demeler. Eh, anneannem ayakli gazete Huri’nin bickin ve bilgiye ac torunuyum ama az buz da olsa Ingiliz terbiyesine bulandim su 4.5 senede, soramiyorum da, ayip diye. Yoksa icimde firtinalar kopuyor, ulan Petrik, sen benim oldugum ofise girmemeye ant mi ictin? Sen neden boyle derbedersin? Kafamda senaryolar yaziyorum. Ulan adamin cocugu mu hasta? Ev kredisini mi odeyemedi? Kaynanasi yanlarina mi tasindi? Nedir?

Neyse gel zaman git zaman, toplanti salonunda o anda kim yoksa, onun arkasindan terbiyeli terbiyeli atip tutma adetinde olan Ingiliz arkadaslarimin aydinlatmasi ile ogrendim ki, bu Petrik benim yandaki Ceni  ile evliymis. Amma velakin cok olayli bir sekilde kavgali dovuslu ayrilmislar. Bir de kizlari var. Ceni’de kalmis. Sirketin kresinde zaten cocuk. Sepet gibi getirip goturuyorlar. Adam da bu yuzden boyle acilar icindeymis.

Efendim gelin gorun ki Ceni’ye ayni is yerinin, ayni departmanindan bir koca bulmak yetmemis ki, bir de Tim’I kendine kole etmis haspam. Adam her sabah Ceni gelmeden once, kadinin coregi ile kahvesini masasina koyuyor ya! Gozumuzun onunde hem de! Burada bir de Mendi var, ben varim, kocamiz bizi ruzgarda bisiklet suremiyorken ise biraksin diye iki saat yalvarmisiz. Ustune Tim’in Ceni gelince hazir bulsun diye o bardagi, o coregi ozenle duzenlemesini gordukce kiskandik valla.

Kizlar, onumuzdeki gunlerde gorum Ceni’de. Oyle asiri guzel bir kiz degil, hatta Adini Zombiye olarak degistirse yadirganmaz, kuru kepcik gibi. Her ne yapip bu oglanlari ipe diziyor, Ova ablaniz gozlemini yapacak ve sizinle paylasacak. Hatta kalin!

Bir Fragman bin düşünce

Brooklyn filminin fragmanını izledim.
Kitaptan ve hikayeden habersiz bir çift gözle.
Kız kalktı anasını bırakıp Amerika'ya New York'a gitti. Orada bir oğlanla tanıştı, evini özlüyor gurbette. Allah dedim yazık gül gibi kızı heder edecekler! Kesin bu nursuz oğlan bu kızı hamile bırakacak. Ama üzgünüm Leyla, orası burası mı? Kız orada bir oğlan sevdi, döndü memleketine geldi bir oğlan da orada sevdi. El yazarı, iki memesinde iki kalp varmış gibi bir kadına 2 aşkı layık görüp bunun hikayesini yazar. Biz İffet izleye izleye, adı orospuya çıkma korkusu ile olmasa bile o konseptin huzursuzluğu ile namus kaydırması yapmadan büyüme sorumluluğundan mıdır nedir artık, yalnız bir kadın görünce yalnızca korkup sakınmayı düşünüyoruz onun adına. Beynimden söküp atmak istiyorum geçmişe dair kafamda leke bırakan ne kadar ön yargım varsa, namussuzlar içime öyle bir işlemiş ki olmuyor atamıyorum. Sonra Brooklyn fragmanını izleyip kendime sövüyorum, lan Ova, ne geri kafalısın diye!

Küçük İnsan!

Hep bir koşuşturmaca içindeyim herkes gibi. İşe koştur eve koştur bilgisayar başına geç alışveriş et şunu gönder bunu oku...
Her gece yatarken hayatımdaki küçük insanla acaba yeterince ilgilendim mi diye düşünüyorum :(

Yani is, yeni ofis, yeni tipler

Yeni ofisimde cok seker bir amca var, 'ben tas devrinden once buradaydim', 'kendi isteginle mi basladin buraya??' gibi espriler yapip takdirimi kazanmisti. Ilerleyen gunlerde fark ettim ki bu arkadasimiz bir Elvis manyagi. Surekli Elvis taklidi yapiyor. Elvis sesi ile konusuyor. "I'll be back" favori cikis cumlesi.

Project Manager'im ise tam bir himbilito. Yani tatli adam aslinda ama boyle biraz kabiz. Bisikletin tekerlegine sikismis bir tutam pislikle ilgili uzun uzun konusabiliyor ya da her gun usenmeden daily meeting icin mail atiyor (recurring event yapmak yerine)- ki bu son dedigimi neden yaptigini cozemedim, cok calisiyor gozukmek icin yapiyorsa onu her gun set edecek vakti nereden buluyor?
Ayrica finans konusunda cimriligin sahikalarinda, gunde 1 pound vermemek icin kendini helak etmeyi bu ulkede gordum ben canlar. Biz Turkler gercekten hic cimri degiliz ya, yok yani en cimri Turk bile bu kadar suyunu sikamaz. 

Bir tane de kizcagiz var (kadincagiz mi desem) hani boyle gulumseyince dislerinden *blink* diye bir isilti cikan bir tip. Kuzum sabahin 8 bucugunda nasil oluyor da tek sac telin dagilmamis olarak geliyorsun? Elmas yuzuk muhabbeti yapiyor surekli, nisanlisi yilbasi hediyesi olarak alacakmis, Agustos'ta evleniyorlarmis, vs. vs. Hatun romanyali ama cok guzel! Arkadas canlisi da, epey yardimci oldu sagolsun.

Bir de tuhaf isimli Brezilyali var. Ama kendisi gecici. Adini tahtaya zibilyon kere yanlis yazdilar gecen gun bir toplantida, kendimi yere atip tepinecektim artik. (Adamin umrunda degil)

Burada kendimi The Office dizisinde gibi hissediyorum. Son is yerim The Big Bang Theory idi malum. (Illa bir dizi olacak, o derece yuzeyselim) Boyle bir iki kisi var, ne is yaptiklarini bilmiyorum. Sanki bos bos oturuyor gibiler. Bugun Christmas suslemesi yaptilar. Bos konular hakkinda bos ve uzun sohbetler ediyorlar. Yanlisim olmasin su an ben Proje departmaninda oturuyorum gecici olarak. Nihai pinekleme noktam Software Developerlarin arasinda olacak. Onlar da fena degiller, ama fazla goremiyorum. Proje ofisi cok boktan bir yermis bunu gordum. (Derlerdi de inanmazdim)

Ah, son olarak tepedeki mudurlerden birine deginmezsem olmaz. Boyle kisa boylu, beyaz keci sakalli, surekli enerji patlamasi icindeymis gibi titreyen, sanki ucan adam Sabri gibi "Allaaaaaaaaaaaaaaaah" deyip cosacak her an diye bekledigim Giregir. Allahim adam nasil o kadar yuksek kademede bir mudur olmus ya, saskin sey. Hicbir seyden haberi olmayan bir saskin ordek gibi bakiniyor. Surekli bir etrafina bakinip anlamadan goz kirpistirma halinde.
Bekliyorum; siz kimsiniz, ben neredeyim, kim tepelere mudur yapti lan beni,  Allaaaaaaaah deyip kosturacak bir gun! Eminim :D

musluman kizlarin esi benzeri olmayan 'iyi erkek' bulma cilesi

Bu oglen yemeginde, yemekhanedeki kuplerden birinin icine girdim, tek istedigim bir plastik kabin icinde getirdigim yemegimi hizlica bitirip carsiya gitmekti. Kubun icinde citi piti, esmer, asyali oldugu belli bir kizcagiz daha vardi. Elindeki yarisi yenmis  sandvici hararetli hararetli sallayarak tam olarak anlayamadigim hizli bir seyler anlatiyordu telefonda birilerine. Dogal olarak kulak misafiri oldum bu enteresan konusmaya.

21 yasindayim diyordu, artik uzerimde buyuk bir baski var, en iyi arkadasim bir ay sonra nisanlaniyor, kuzenlerim evlenmeye basladi, gelecegimden cok endiseliyim. Iyi bir erkek bulmak nr kadar zor, haberin var mi? Asyali Musluman cocuklarin hepsi iyi birer kizla evlenmek istiyor, ama is tanismaya bulusmaya gelince akillarinda hep one night stand var, sonra goruyorsun ki sigara iciyorlar, icki iciyorlar. Dun gece otobusle donerken dedim ki kendime diyordu, neden butun sigara icen aptallar beni buluyor, hadi biraktirdin diyelim ya 10 sene sonra 'ben yine icki ve sigara iciyorum' diye baslarsa? 

Kizcagiz o kadar mutsuz ve icten konusuyordu ki, istemesem de dinledim. 

Sanirim Britanya'da kulturel musluman olmak benim dusunup hayal ettigimden cok daha  zor. Ben de muslumanim ama bunu kultur gibi yasamiyorum, yani annemden babamdan alip uzerime gecirdigim bir sey degil bu. Ebeveynlerimin tanri inanci var. Annem dusunce yapisi olarak musluman mi bilemiyorum, hayatinda dine yer yok. Babam musluman ama yine hayatinda din yok. Buradaki muslumanlarin temel sorunu din denilen inanc / hayat sistemini annelerinden, babalarindan, ailelerinden oldugu gibi alip, uzerine cok kafa yormadan kabul etmeleri. Evet bu Turkiye'deki cogu insan icin de gecerli ama Turkiye'de kati bir Islami kultur yok. Icki icmek buyuk bir tabu degil mesela. Ya da akli basinda hicbir anne baba kizina, ogluna musluman olan biri ile evlen baskisi yapmiyor. Vs, vs.

Dusunun burada buyuyorsunuz, Britlerin arasinda. Ama asla onlardan biri degilsiniz. Pakistan'dan, Hindistan'dan gelmis ana babaniz veya buyuk babalariniz, Ingiltere'lisiniz, ama Ingiltereli degilsiniz de. O uzak kara parcasindan gelen kultur babadan ogula sanki dna ile gecer gibi geciyor, cemberin icinden cikmaniza izin verilmeden, cember donuyor da donuyor.

Bir adam taniyorum, kendisi escinsel, Bangladesli. Ingiliz bir kadin ile beraber tup bebek yontemi ile cocuk yaptilar. Ailesinin ne cocuktan haberi var ne de adamin gay oldugundan. 

Buradaki muslumanlar hayati kendileri, cocuklari icin zorlastiriyorlar. Aile iliskileri daha esnek, cinsel acidan ozgur Avrupa toplumuna karismaktan urkmelerini anliyorum, ama kalp de zihin de bu kadar cok kulturel kurali kaldirir mi? Tanrinin rizasi icin yasiyoruz, Hristiyan da olsa, Musluman da olsa herkesin amaci ayni. Birakiniz yasasinlar. Birakiniz kizlariniz iyi birer erkek bulsun, ogullariniz iyi birer kiz... Varsin musluman olmayiversin. Kalplerin ozunu Allah bilir demiyor muyuz, kimin Allah yolunda nerede durdugunu bizim aciz gozlerimiz mi anlayacak ?


nerede hareket orada bereket mi ki cidden?

Su Ingiltere'ye geldigimden beri yuzlerce defa sasirdigim bir hadisedir, buradaki insanlarin, genci yaslisi demeden AKTIF olmasi.

Ama aktiflik derken gercekten fiziksel anlamda asiri hareketli olmaktan bahsediyorum. Bizim gibi 40'ini gecince sanki merdiven cikmak olduruyormus gibi merdiven yerine asansor kullanan, sabah is yeri servisine binmeye, aksam ayni servisten inmeye alismis, muhtemelen elit bir muhitte yasamiyor ise bir degisiklik yapip kosayim dese birilerinin sozlu veya gozlu tacizine ugramasi cok muhtemel olunca adama Ingilizlerin bu halleri tuhaf geliyor tabi.

Bu hafta yeni is yerime basladim, 2 mil evime, bu 2 mili cycle ediyorum diye cok mutluyken 50'lerinin sonlarinda gorunen Project Manager'in taa Longstanton'dan bisikletle geldigini ogrenince dumur oldum. 10 mil gel 10 mil git gunde 20 mil lan. 36 km yani. Herhalde ben onu yapmaya kalksam aksam eve vardigimda at boku kazir gibi kapidan kazirlardi beni cunku muhtemelen eve vardigimda aynen at boku gibi talas talas dokulurdum. 

Sonra dedim tevekkeli degil, pezevenk her gun ofisin ortasinda uzun bir torenle, ayin yapar gibi giyiniyor, yesil reflektorlu kiyafetlerini, ayaklardan basa kadar. Giyinmesi 10 dk suruyor...

Gercekten hayranim bu adamlarin bedenlerini bu sekilde tepe tepe kullanmalarina. Kaslara, eklemlere hayda breh! Oysa biz Turkiye'de en cok sindirim ve bosaltim sistemimizi kullaniyoruz. Ne zaman yabanci bir arkadas bize misafirlige gelse sok oluyor, yemek bitmiyor cunku sofradan kalkinca. Bir kere yabancilarda sofraya oyle kocaman tencere veya servis kaplari getirme huyu yok. Tabaga yemek konulup oyle geliyor. Bizde oyle mi? Kocaman kocaman uzun servis tabaklarinda pilavlar dolmalar. Ayol 1 cesit main ile yiyor adamlar aksam yemeklerini be. Biz de kurusu, islagi, salatasi, atistirmaligi, hobarey!
Ayrica diyorum ya: YEMEK SOFRADAN KALKINCA BITMIYOR!
Yemek bitiyor tatli, tatli bitiyor meyve, hadi sonra cay, cayin yaninda cerez, bitmeyen bir ogutme seruvenidir bizi yastik gibi popolara ulastiran!

2016 eğitim öğretim sezonunu açıyoruz nasipse!

Ocakta başlayan iki tane kursa yazıldım. biri çizim(Book Illustration) öbürü yazmakla ilgili (Creative Writing - Introduction). Kendimi frenleyemesem bir de sanat tarihi (gothic) ve elbise dikimi kursuna yazılacaktım. Sonra dedim ki kendime, haftada sadece yedi gün, evde bir adet çocuk, haftada 37 iş saati var: Şarampole yuvarlanma. Freni kökledim. Atarla vitesimi değiştirdim ve kolumu camdan sarkıttım!
Benim 2016 öğretim yılım haftada iki akşamlığına da olsa kutlu mutlu olsun o zaman.

York

Ekim sonu annemin doğum günü ve ona doğum günü sürprizi olarak aldık York'a götürdük. 
Yani eskiyi, tarihi seven annemi aldık İngiltere'nin en eski şehrine götürdük, isabet oldu. 
Fotoğraflar da gezi de 1 ay önceden.


York'un diğer İngiliz şehirlerine göre en önemli özelliği independent shoplar / küçük esnaf. 
Ciddi anlamda fazla sayıda yerel dükkan var. Daha önce bir de Bath'da ve böyle bir şey gözlemlemiştim. Britanya'yı bilenler onaylayacaktır, her yer aynı dükkan zincirleri ile doludur bu ada ülkesinde. Küçük esnaf olmak pek zordur. Ama sanırım York, Bath ve Edinburgh gibi turist akını bol şehirlerde insanlar daha kolay para harcıyor. Biz de resimdeki dükkandan bir kaç bir şey aldık. Tamamen teneke şeklinde duvar süsü satıyor. Londra'da portobello markette de vardı böyle bir stand ama dükkanı ilk kez görüyorum. Bütün dükkanda teneke duvar süsünden başka hiçbir şey satılmıyor, çok ilginç geldi. Biz de birer tane aldık, fiyatları uygundu.

Cumartesi günü hangi kasabaya şehre giderseniz gidin bir etkinlik bir atraksiyon oluyor. York'un meydanlarından biri de bu etkinliklerden nasibini almıştı.





İkinci el / Vintage bir shop içinde arama tarama yapan annem ve kız kardeşim. 

Bunting ile süslenmiş şirin yollar (Fossgate)

Bu independent deli'ye bayıldım. İsmi çok hoşuma gitti. (Hairy fig/tüylü incir)

Independent bookstore bulmasak olmazdı..

York'ta herkes İngiliz Tearoomlara veya restoranlara gidiyor, biz bir değişiklik yapıp sadece York ve Harrogate'de şubesi olan Ambiente Tapas isimli İspanyol restoranına gittik. Gerçekten çok memnun kaldık. Fossgate üzerinde. İspanyol şarapları ve Şerileri (Sherry) var. Biz meyveli bir şarabı tercih ettik ama Şeri servisi çok şaşaalıydı. Böyle farklı farklı şeri tiplerini hepsi tek tek bardakların içinde askıda durur halde değişik bir sunumla getiriyorlardı. Adını şimdi unuttum. Ayrıca tapalar da enfesti.. Yediğim en güzel ispanyol yemeğiydi, Kesinlikle tavsiye ediyorum.

York Shambles'da tadımlık yaptıran bir çaycı. Çayların tadına bakmadım yalnızca fotoğraf çektim ama Başı bir hayli kalabalıktı. 

York Shambles...Küçük küçük dükkanlarla dolu içi dolu fıçıcık eski çarşı

Bu tilki kolyelere bayıldım. Ama alışveriş konusunda kendime sınırlama getirdiğim için fiyatlarına bile bakmadım.

Her yer eski bina...


Şehrin tam ortasında duran bu Tower'ın adını unuttum ama her tarafında kazlar otlanıyordu...

Nehir kenarı


Tam Halloween'da gittiğimiz için her yer kabaktı

York Minister , büyük katedral. İngiltere'nin ikinci en büyüğü.


Teddy Bear Tea shop. Girmedik ama ilginç geldi :)


İkinci el kitap satan başka bir kitapçı...


Ayrıca çok güzel bir çikolatacı vardı, York Cocoa House. Hayatımda bu kadar çeşit hot chocolate bir arada görmedim. Sadece tatlı değil tuzlu çeşitler bile vardı (salted caramel hariç tabii!) Ziyaret ederseniz bir uğrayın :)


Köln - Cologne

Bu haftasonu Pazartesi ve Cumayı da birleştirip Köln'e gittik.

Almanya'da daha önce Berlin dışında bir yer görmedim. İki şehir çok farklı, ne de olsa Berlin bir metropol.

 Köln çok büyük bir şehir değil. Viyana'daki kadar büyük binalar olmasa da hava olarak Viyana'ya çok benzettim. Suratsız insanlar, herkesin elinde sigara, kahve ve  hamurlu tatlılar..Turistik değeri de çok yüksek değil bence. Katedral, Bir kaç eski kilise, Çikolata müzesi, Şehir müzesi, Botanik bahçesi ve Hayvanat bahçesi dışında pek bir şey yok. Old town diye geçen şehir merkezi güzel ama İngiltere'deki eskilikle yarışamaz. Ama yine de Almanya'yı görmek isteyenler için gezmesi kolay. Özellikle çocukla Berlin'dekinden daha çok rahat ettik. Az kalabalık, daha baby friendly. Bebek arabası ile gezmekte çok zorlanmadık.

Eğer bebekle gidecekseniz, Berlin'deki gibi DM isimli marketlerde alt değiştirme yeri var. Bebek bezi, krem vs her şeyi complimentary olarak koymuşlar istediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Sayelerinde çok rahat ettik.

Yine Avrupa'nın pek çok şehri gibi Köln'de de Tram ağı var. U-Bahn. Biletleri kendiniz makineden alıyorsunuz. Bir kaç sefer makine bozuktu ve bilet alamadık bedava binmiş olduk. 4 gün sürekli bindik hiç kontrol olmadı.

 Köln'de aklımda kalan tek şey bir çeşme (Aşağıda resmi var)ve Fassbender pastanesi - nefis kekleri var.  Şehirden çok etkilenmedim. Avrupa'da bir çok şehir birbirine benziyor. Büyük bir katedral, kiliseler, bir nehir, bir kaç köprü, eski binalar...Sanırım benim en beğendiğim şehirler Paris ve Floransa. İkisi de yürek bunaltacak derecede turist dolu oluyor ama gerçekten arşın arşın gezilesi, her duvarı her binasına bakılası iki şehirdi bence.

Neyse ben fotoğraflarla devam edeyim Köln turuna.


Ekmek büyük bir olay almanya'da. Brendt das Bröt diye çizgi film kahramanı bile var. Her yerde yığılmış ekmekler, çörekler...Kimi güzel. Özellikle tatlı Pretzellere bayıldım. Bu resimde sol üstte görünüyor. Giderseniz muhakkak yiyin. Kırık bademle kaplı, içinde tadını pekmeze benzettiğim kakao görünümlü bir şey var. Cidden çok güzeldi taze taze yemek.

Köln'un ikonik yapısı Dom. Nehrin hemen kenarında. Uzunlamasına çok büyük değildi ama epey yüksek.

Meihur Berliner'ler. Donuttan ne farkı var bilemiyorum. Bence güzel değil. Ayrıca şu adam şeklindeki ekmekler de her yerdeydi (Berliner'lerin sol üstünde)

Katedral kapısından bir detay.

Katedralin içi.

Paris'teki gibi buradaki köprüde de kilitler vardı. Kilitler dükkanlarda satılıyor

Ren / Rhein nehri

Biz maalesef Christmas marketler açılmadan gittik. Marketler kasım sonu açılıyor tam bir ay kala. Ağaçları kurmuşlardı, marketleri de kuruyorlardı. Keşke 2 hafta sonra gelseydik diye biraz hayıflansam da en azından kalabalıktan kaçtık diye kendimi avuttum. Bir de dükkanların  içi ve vütrünleri zaten acayip süslüydü.


Bir başka meşhur Köln manzarası : St Martins

Renkli binalar çok şeker.. Köln Old Town


Duvarlarda hep Grafitiler ve yapıştırmalar vardı. Onlara baka baka yürüdüm...

Köln old town

bir çeşme..

süslü dükkan vitrinleri

Kanye West ve Hitler ancak duvar/sokak sanatında buluşur zaten herhalde?



İşte çok beğendiğim çeşme. Kesin folklorik bir anlamı var. Küçük cüceler ve onlara ışıkla bakan köylü kızı.


Çeşmeden bir detay

U-Bahn yani tram istasyonu içinde yine duvar resimleri.
Bira müzesi. 

Bu adamın dükkanına hayran kaldım. Hepsi el oyması bir sürü  fındıkkıran ve başka küçük tahta şeyler.. Çok pahalıydı. Özellikle Cuckoo clock denilen saatlerden vardı ve kelimenin tam anlamıyla bayıldım.

Az evvelki dükkanın vitrini ve fındıkkıranlar...


Dükkan tabelaları da çok güzeldi Old town Köln'de.



Fındıkkırancının tabelası.


İşte bu da böyle bir Köln gezisiydi.