dugun her yerde dugun

Uzun zamandır başımdan geçen ucubik olayları yazmıyorum. haydi bugün bilgisayarı 2 dk boş bulmuşken sevgili günlük tadında bir şeyler yazayım.
Bugün Pakistanlı bir arkadaşımın düğününe gittik. Çocuk çok iyi bir insan, o yüzden taa Cambridge'den kalktık oğlanı da aldık gittik düğüne. Şirketten benim dışında 1 iskoç 3 de İngiliz arkadaş gelmişti. Aslında biraz şaşırdım taa Cambridge'den çok da meraklısı olmadıkları birinin düğününe neden gider insan? Yemekli düğün diye mi? Cambridge'de yemek mi yok? Herhalde nasıl bir şey olacak merak ettiler..
Neyse bize ayrılan arka taraflardaki masaya sıkıştıktan sonra etraftaki 20-25 garsonun tamamının Türk olduğunu fark ettik. Biri işe girip hepsini aldırmış zaar. Tatlı çocuklardı, sağolsunlar.
Herkesin birbirini süzüm süzüm süzdüğü bu düğündeki SPARKLE oranı on üzerinden 1500'dü. Hintliler gibi onlar da acayip suslu kiyafetler giyiyorlar, yani gercekten suslenmenin bir birimi olsaydi ve susometre diye olcen aletler olsaydi bunlar patlayabilirdi o derece.

Dugunde tabi ki musluman dugunu olmasinin agirligindan olsa gerek ALKOL yoktu. Yurtdisinda yasamis Turkler bilir, diger ulkelerin muslumanlari bizim gibi degil. Onlar icin alkol icmek (en azindan gostere gostere icmek) olasi bir durum degil. Dindar demek istemiyorum ben onlara cunku gercek dindarlik bu degil de, kulturel kisitlamalar var ustlerinde diyelim. Icki yok. Ben dugune giderken dans olur herhalde diye gittim. Ama dans falan olmadi. Benim sarisin kucuk coni (oglum) zaten yerinde durmuyor. Dans edilse bari cocukla dans ederdik. Ama yok, pistin boynu bukuk kaldi. damatla gelin ciktilar kocaman taht gibi bir seyin ustune oturdular. Nasil ki biz simiti anca sarayda yiyoruz, sunnet olduk mu bir anda padisah kiyafeti giyiniyoruz, vs. bunlar da ayni kafa. Sanki galaksiler carpismis ve yildizlar pul olup bunlarin uzerine dusmus oyle bir GLAM. Arkadasim (damat) bana takim elbise giyecegim demisti, ulan bu ne bicim taki elbise. Yeni gelin evlerinden perde calip dikmisler, adam parliyor. Su Uygur kardeslerin renkli giyenini adami gorse secde eder Stiline kurban agabey diye. Bu mu takim oglum? diyesi geldi diyemedim. Neyse bunlar tahtta oturadursun insanlar Toast kaldirmaya basladilar. Bu Amerikan dugunlerinin adeti diye bilirdik ama Ingiliz dugunlerinde de oluyor. Fakat Ingiliz dugunlerinde genelde bu toastlar hem cok uzun olmaz hem de esprili seyler soylenir. Maalesef bu arkadaslarimiz olayi bir masallah firtinasi ekseninde ele alarak, "benim canim kardesim sen dunyanin en mukemmel insanisin "+ "adamsin aslansin kaplansin dasagini yirim!" gibi ovguler ureterek ve biraz daha masallah ekleyerek tamamladilar.

Gercekten o noktada fenalik geldi. Kuzen, amca, es dost, yenge, hatta dugune gelemeyen arkadas bile bir parca kagit ve tamamen birbirinin benzeri ovguler ve dileklerle temsil ediliyordu. Hala dans yoktu ortalikta.

Benim oglan ortaliklarda kosturuyor ve 1'den ona kadar bagira bagira sayiyordu. Onu disariya cikartmaya calisiyordum cunku ayip yani insanlar konusurken arkada ingilizce 1'den ona kadar sayan deli bir cocuk. Neyse kazara bu Tennn dedikten sonra, kizin konusmasinin bittigi alkislanan yere denk geldik. Onu alkisliyorlar sandi yavrucagim, daha da bagirmaya basladi atesli atesli. Eglence olduk bizim ingiliz arkadaslara tabii.

Bir turlu dans olmadi. Keske kendi teybimi getirip omzuma alip kendim oynasaydim. Ohoo millet birbirine onca masallah cekerken biz olsak, yirmi kere halay tepilmis, yuz kere kalca sallamistik. Turk dugunleri de boyle mi oluyor diye sordu arkadaslar, Islami usul mu? Yo ayol, biz sekuleriz. En azindan bir kismimiz yani :D diyerek onlara nasil cilginca dans edip HALAY cektigimizi anlattim.

Damat, gelin, damat ve gelinin ailesi bireysel birer Disko topu olmuyor bizim dugunlerde bir de.  oluyor demeyin, vallahi bu denli olmuyor. Sparkle seviyesi kesinlikle Pakistanli dugunu ile yarisamaz. bizim dugunlerde, gelin, gelinin kiz kardesi ve annesi disko topudur. Hatta bazi dugunlerde damat nerede diye dusunur insan. Sanki gelin kendi kendine evleniyor gibi beyaz, kocaman, ve cok mutludur, oynar, oynar oynar.... Ama damat ortalikta pek secilmez... Pakistanli arkadasimin dugununde damat seciliyordu o parlak smokin ve koca papyon ile, that's for sure!

Sanirim Yalancik goz yaslari, ayakustu yapilan 'felankesin oglunu gordun mu gaganoz kilikli sevgilisiyle gelmis aaaa' tarzi dedikodular, herkesin birbirini cok seviyormus gibi poz kesmesi, ortak dugun ozellikleri.

Dugunleri sevmiyorum. Kendi dugunumu de sevmedim (sikilmistim cok). Acikcasi dugunu nasil en ucuza mal ederiz diyerek planlamistik. Bence bunlar bos isler. Onemli olan, evlenmek bile degil. Devletin ve hukukun onunde edindigimiz ayricaliklar haric bir kagida imza atip kari koca olmanin anlami nedir ki?  Sevmek, ani yasamak, mutlu ve huzurlu olmak onemli olan- anlasmak, birbirinin icini gormek, guvenmek. Bu tarz tantanali dugunler bana su meshur dosta/dusmana ilan edelim felsefesine yapilan yatirimlarmis gibi geliyor, isim olmaz. Dostum zaten benimledir, dusmanim gorse ne olur evlendigimi diyorum.

vurdum tekmeyi kapiya, girdim mudurun odasina

 Su an bulundugum sirkette 2 sene 8 aydir calisiyorum.
Ingiltere'ye gelirken kendi kendime, hicbir yerde 1-2 seneden fazla durmayacaksin! demistim. Cunku bence, bir sirkette uzun sure calismak, cok exceptional bir insan degilseniz, veya yukselmiyorsaniz, cok da iyi bir sey degil. Degisik sirketleri gezmek, ortam gormek, farkli projelerde calismak benim gibi teknik insanlari daha cok gelistiriyor.

Neyse, zaten su anki isime bayilmadigimdan, nisandan beri is ariyorum. Cocuk da daha ufak, eve yakin is bakiyorum, eh haliyle cok secenek yok...
Nisan ayinda bir firma ile gorusup reddetmistim, bu siralar yine is arayinca, onlar da hala adam bulamadiklari icin yine denk geldik. Bir daha gorusmeye cagirdilar. Gittim ama geriliyorum. Vay kopeeek, bizi nasil reddedersin, utanmadan yine mi geldin! diyecekler sanki..
Ama onlar:  Seni aramizda gormek istiyoruz, sen ne istiyorsun? Kafanda ne soru isareti varsa sor, burada calismani cok istiyoruz vs dediler. Vay bee ben neymisim dedim kendime. Tabi mavi boncugu da verdim, cunku gercekten isi degistirmek istiyorum.
Ama su an calistigim sirketi benim icin biraz vazgecilmez yapan bir sey var...
O da vizemi ustlenmesi! Neyse ben de inceldigi yerden kopsun, diyerek, gittim mudurume, bana boyle boyle bir teklif geldi ben zaten su anki pozisyonumda mutlu degilim, bana soyle boyle bir pozisyon acin ben ona geceyim yoksa gidicem dedim. Tabi bunu bu sekilde soyleyemedim soyleyene kadar kivrim kivrim kivrandim. Ne yapayim? Bir turlu bu islerin kisisel olmadigini idrak edemiyorum. Hep karsimdakinin egosunu zedeleyecegim, nankor kopeeeek! diye uzerime masa firlatacak gibi geliyor. Ezile buzule soyleyince de adam sasirdi tabi. Neden stres oluyorsun, iyi ki geldin konustun, biz seni kaybetmek istemeyiz dedi. Hatta o kadar sevindi ki, hani esegini (esek ben oluyorum) kaybedip yeniden bulmus gibi oldu cunku ben ilk lafi acinca istifa konusmasi yapiyorum sandi, sonra tunelin ucunda isik gorunce, zil takip oynadi.
Gercekten benim gibi semer vurulacak esegi nereden bulacak ki? Durustum, caliskanim. Isten kacmiyorum, her seyi takip ediyorum. Popo kacirma konusunda herkesin doktora yaptigi ulkede altin madeni gibiyiz biz Turkiyeliler. Turkum dogruyum caliskanim diye damarimizdan girilmis, kendi anamizi bellemek pahasina bile olsa illa ki is bitecek, basari ile! Otesi yok. Basarisizliga tahammul sifir. Ne anlami varsa? Ben de John veya Sarah gibi, amaan bugun bitmese ne olur, isten bir an once cikayim da, kopegimi alip nehir kenarina gideyim.. diyebilsem? yok!
neyse, simdi iste boyle, araftayim. iki sirketin arasinda. bir tarafi para acisindan zorladim, onlar butce onayi almaya calisiyorlar bana teklif cikartmak icin. Bu arada kendi mudurume de bu durumu durustce soyledim tabii ki.  O da bana onlar sana teklifi cikartamasalar bile, biz sana asla farkli muamele etmeyiz merak etme sen gelip konusmakla iyisini yaptin falan dedi. Adam bulamiyoruz zaten vs dedi. Boyle iste.. Haber bekliyorum, herkese mavi boncugumu da dagittim, kim parayi bol verirse/imkanlarimi iyilestirirse ona yanasacagim.

Turkiye'den buraya gelirken is bulamam diye korkmayin. O merdivenin bir basamagini ciktin mi, is cok. Biz millet olarak cok caliskaniz cunku!

amerikalilar.

Amerikalilar icin bir sey asla sadece 'easy' olamaz.
'Super easy' olmali.

Easy sadece bir ornek.

Herhangi bir sifat adamlara yetmiyor. Mutlaka basina bir 'super duper' abartisi eklemeleri lazim. Keep calm and carry on'cu, pokerface Ingilizlerin icinde yasadigim her gun, Amerikalilar beni daha da cok gicik ediyor sanirim ya.

Butun teknik egitim videolari, illa ki Amerikan aksani ve stili ile olunca, insan bu tavri fark etmeden edemiyor. Hele ki dun bir facebook paylasiminda, bir amerikali sitenin 'Jon snow is "super" dead' basligini gorunce hay Super'inize sizin!! diye kufru basasim geldi. Yaslaniyor muyum nedir?

Parktaki kadın ve çocuk

Bugün ben işten gelince annemle Kaplan'ı da alıp şehre indik, akşam üstüydü, hava güzeldi, insanlar güneşin altında serin ama mutluydu. Oruçluydum ve çok yorgundum ama keyfimiz yerindeydi. Küçük oğlanım Mill Road'un çıkışındaki parkı görünce oynamak istedi, hadi biz bankta soluklanalım, sen de oyna o zaman diye bıraktık kendisini. Çocuk parkları çitlerle çevrili ve kapalı kapıları oluyor, yani çocuğu salıp bayıra kitap okumak mümkün. Ama insan, hele de benim gibi endişeli ise, otururken ister istemez diğer çocuklarla iletişimi nasıl, düşüp kafasını yardı mı, biri kapıyı açınca çıkıp gider mi vs. diye gözlerini çocuğundan nadiren ayırabiliyor. İşte annemle sohbet ederken bir yandan da Kaplan'ı izlerken parka bir kadın ve bir çocuk daha geldi. Kadın buranın varoşu tabir edebileceğimiz örnektendi, beyaz İngilizlerin hakir gördüğü, devlet yardımı ile yaşayan, muhtemelen işsiz ve fakir; vergi veren insanın gözünde kaçınılmaz bir yük. Kadın hamile gibi, çocuğu ise 5-6 yaşlarında. Parkın içine girmedi, kenarda sigara sardı ve telefonla konuşmaya başladı. Sanırım dakikalarca, farklı telefon konuşmaları yaptı. Çünkü bazen dalıp gidiyor, bazen eline alıp telefonla oynuyor, bazen de yeniden birileri ile konuşuyordu. Alışılagelmişin dışında bir ses tonu duyunca gözüm ister istemez kadına kaydı, telefonda hüngür hüngür ağlıyordu. Ağladığını duyunca söylediklerine kulak kabarttım. "Lütfen diyordu, sana zaten 150 pound verdim, başka param yok." Yaklaşık 4-5 kere "Gerçekten 50 poundum yok şu anda, çocuğum var, aç mı kalsın" gibi şeyler söyledi. Gerçekten çok kötü oldum. Çocuk Kaplan'la oynuyordu. Anneme dedim ki gidip biraz para mı çeksem? Kadına veririm. Ama korktum biliyor musunuz? Kadının bana bağırmasından, sana ne, beni mi dinledin demesinden çekindim. Çünkü bu ülkede insanların arasında 'yazık'lar değil 'ne hali varsa görsün'ler duruyor. Herkesin kendi ayaklarının üstünde durması gerektiği bir ülke burası. Ödeyemediği faturaları olduğunu bildiğim arkadaşıma 200-300 pound borç vermeyi önerdiğimde, ne zaman istersen geri verirsin desem bile benden almaz, gider kredi kartına borçlanmayı tercih eder.
Kadının çocuğu ile biz de oynadık. Ama gitmemiz gerekiyordu. Çocuk gitmeyin dedi, ten more minutes? O kadar üzüldüm ki haline, tamam dedim, 10 dakika daha. Keşke kadın bana baksaydı, göz göze gelseydik, çekinmeden sorabilseydim sana yardım etmek istiyorum diye.
Dilenmeyen birine gidip al bu senin olsun diye nasıl para verilir ki? Daha önce İzmir'de çöpten bir şeyler toplayan kadınlara, çocuklara (Roman vatandaş gibi değil, gerçekten yiyecek arar gibi gözüken insanlar) para uzattım, onlar da yüzüme bile bakamadan aldılar, ben de onların yüzüne bakamadım. Birine yardım etmek de, yardım edilmek de çok rahatsız edici, içinden sıyrılmak istediğin ama aşırı duygulandığın bir durum.
Sabahtan beri o kadını ve o çocuğu düşünüyorum. Oturduğu yerden telefon konuşması yaparken çocuğunun çocuğumu veya başka bir çocuğu düşürmesi / incitmesi endişesi dışında bir diyaloga girmemişti oğluyla. Belli ki çok zor durumda. Umarım Allah yardımcısı olur. Şu kutsal ramazan ayında, eğer oruçlu olarak başkası için dilediğim bir şeyin Tanrımızın gözünde bir kıymeti varsa -ki inşallah vardır- ben bugün sadece o kadının ve o çocuğun sıkıntılarından kurtulmasını diledim. Gerçekten tez zamanda darlıklarından kurtulurlar inşallah. Bu dünyada hiçbir çocuğun sıkıntı çekmemesi, üzülmemesi mümkün olsaydı keşke.

Game of Thrones 5.sezon finali

apisip kaldim ya bu nedir arkadas?
yetmedi mi ulen adaletsizce kallesce oldurmek, ya gercek hayatta kotuler hep kazaniyor zaten; bari birakni kurgu seylerde iyiler kazansin be deyyus adamlar :(

Kendimi su an Kurtlar Vadisi'ndeki su adam olunce ardindan cenaze namazi kilan tipler gibi hissediyorum :(

Algan Sezgintüredi'yi neden seviyoruz?

Herkes liste yapma çılgınlığına kapılmış durumda, ben de o halde romansevici kişiliğimle bir tane yapayım.

Polisiye kitaplarını bayıla bayıla okuduğum Algan Sezgintüredi'yi neden seviyoruz ve sevmeliyiz?

- Her şeyin çakmalaştığı, kitapların bile oradan buradan çalıp çırparak yazıldığı bu boktan 2000ler kuşağında hala özgün ve orijinal kitaplar yazabildiği için

- Yazarlığının dışında bir de harika bir çevirmen olduğu için

- İktidar yalakalarından geçilmeyen bu dönemde, Maktulün Şansı'nın başında Gezi'ye selam çakacak kadar yüreği olduğu için

- Son olarak da tam bir beyefendi gibi göründüğü ve Alçakgönüllülüğü için.

İzmir kitap fuarında görme şansına eriştim, maalesef dişimi yeni çektirmiştim ve morfinden dolayı hala ağzım yamuktu bu nedenle kendisi ile fotoğraf çektiremedim. :D  İnşallah bir daha ki sefere.

Sezar'ın hakkını Sezar'a verelim, Algan Sezgintüredi'yi okutalım, okuyalım.

Is yerinden insan manzaralarina devam...

Gecen gun bir arkadasımla ile konusurken canim yazmak istedi, etrafimdaki tuhaf tipleri ola ki bir gun unuturum, girip okur hatirlarim en azindan. Isimleri de duzgun yazmiyorum cunku Allah korusun blogumu bulurlar ederler, artik google translate ile her seyi asagi yukari anlamak mumkun, ipe asarlar beni mazallah.

Ilk ele alacagimiz tip Kolormatik Alasteyr (aman ne de degisti boyle yazinca). A. bu blogu bulsa bile okumaz. Koca kalin kolormatik gozlukleri ile bos zamanlarinda yavru kedi oldurup porno izleyip otuzbire asilan bir sapik izlenimi cizse de, 2 universite bitirip 2 de master ile inekligin doruklarinda parende atan bir arkadas kendisi. Sabah geliyorum ofiste aksam cikiyorum ofiste. Hani kendisini cogaltsak, bizim yerimize de ise gitse diyecegimiz tiplerden. Kendisi de eminim bundan memnun olurdu. A ile konusmalarimiz o derece garip ki, ne demeye calisiyor, nereye variyor anlamiyorum. Gavurun awkward silence dedigi o tuhaf sessizlik ile bitiyor cogu zaman. Bir gun 'pist gelsene' deyip beni arabasina goturup testere ile keser diye korktugum anlar oluyor. Konusurken gozlerini kacirmasi, komik olmayan seylere gulup sonra durup kipkirmizi olmasi falan gibi gariplikler. Caprazimda oturuyor. 3 tane monitoru var. Ne zaman gozlerim o yana kaysa bana dik dik baktigini goruyorum ve bissmiiii... diye besmele cekesim geliyor..

Ikinci tipimiz Bohem Pol. Kendisi sadece sozlesmeli calisan biri oldugu halde, butun takimin patronu gibi: hi team how are we doing today gibi girisler yaparak herkesi gicik etti uzun bir sure. Sonra insanlar 'zararsiz manyak' olarak etiketleyip kenara koydular kendisini. Aslinda uzunca bir sure ben de kil oluyordum kendisine ama bir gun kenara cekip 'adamim agir ol delikanli desinler' diye kulagini cektikten sonra bana artık lololo yapmadi. Bazi insanlar kedilerde oldugu gibi hiyerarside yerini bilmek, kafasina patiyi yemek istiyor adam gibi iletisebilmek icin bu da onlardan. Neyse efendim Paul kendi ofisimizin sinirlarinda tam bir Ingiliz centilmeni havasi yaratsa da esmer kadin gordu mu krem peynire donusuyor eleman. Sanki adama, Sevgili pol, senin bu calistigin odadaki butun kadinlar BACIN. Fakat baska ofisten kadin gorursen hic durma, yuru. O derece yani. En son bugun Insan kaynaklarindan 5 kadinla bir toplanti yaptik. Tanrim o toplantinin sonuna kadar yapilan yavsaklik eger depolanabilseydi bir senelik nukleer enerji kadar olurdu yeminle.

Ucuncu bir tip olarak Iskoc Ian'i ele aliyoruz. Kendisi bana 'gunumu aydinlatiyorsun' falan diyordu. Bu iskoclar beni turk lokumu olarak ele aliyorlar sanirim. Neyse Iyin bana her gun bolca iltifat ediyor, benim ve bisikletimin fotograflarini cekmek istiyor, boyle onore mi olsam yoksa cantami alip kacsam mi, karisik hisler icerisindeyim. Iyin 55 yasinda ve telefonda surekli birileri ile kavga ediyor. Anladigim kadariyla kendisinin Glasgow'da bir kac evi var ve bunlari kiraya veriyor, emlakcisi ile de habire kavga dovus icerisinde...

Gecen gun sunu dusundum bizim is yerinde gercekten tursu kiyafeti giyip gitsen yine kimse ikinci kez donup bakmaz, yine kimse sasirmaz. Manyak dolu cunku.

Anneler gününde emzirmeyi bırakıyorum

Sütü olan bir annenin bebeğini ne kadar emzireceği, kişisel bir karar ve bırakmak isteyene de devam etmek isteyene de saygı duyulmalı. Bu yüzden kesinlikle şu kadar emzirilmeli, bu kadar yapılmalı diye ahkam kesecek değilim. İstemeyen 1 gün bile emzirmeyebilir, isteyen 5 yaşına kadar emzirir. Çocuğu ve kendisi için doğru olan neyse herkes onu yapmalı, kimse aynı insan değil.

Kuran'a göre emzirme süresi anne karnına bebek düştükten sonra 30 ay. Bebek 24 ay olana kadar da devam edilebilir tabi ki. Benim oğlum şu an 20-21 ay arası ve bu güne kadar kendim isteyerek emzirmeme rağmen zaman zaman gerçekten zorlandım. Son zamanlarda kontrolümden çıkan bir bağımlılık haline geldiği için bırakmaya karar verdim. Bugün anneler günü, 10 mayıs 2015 ve ben emzirmeyi bırakıyorum :) Mehmet alay ediyor efsane yazıyorsun diye :)

Aslında bir yandan mutluyum :

- artık geceleri uyanmayacak
- Günde 3 kere sıçmayacak
- Emzirmenin fiziksel yükünden kurtulacağım
- Memelerim yine bana ait olacak, good old memiks.

ama bir yandan da üzülüyorum çünkü aramızda paylaştığımız bir şeydi bu sonuçta, bir kere bıraktın mı dönüşü yok. Bebişlik döneminin bitişi...

Eh, tarihe not düşmüş olayım, 10 Mayıs 2015, emzirmeyi bırakıyorum.
Sevgili arkadaşım Özge'nin tavsiyesine uyarak göğüs uçlarıma ten rengi bant yapıştırma yöntemi ile bırakıyorum. O kadar üzüldü ki memme gitti? diye sayıklıyor yazık. Sabahtan beri kaç defa geldi baktı. Bir de ilk seferinde evde emzirdiğim yerlere tek tek beni götürüp yeniden denedi yazık :) Yani mesela her zaman oturduğumuz koltuğa gittik baktı memelerin ucu yok hadi bu sefer diğer tarafa gittik baktık, orada da yok, sonra da yukarıda baktı, yok. Meme olmayınca ağzından çıkan ikinci kelime ise: Park! Çocuğun kafası böyle çalışıyor demek ki, Sex drugs and rock n roll misali, Meme, oyuncak ve park :D

Sizin çöpünüz bir başkasının hazinesi olabilir!

Dur korkup kaçma, vallahi kişisel gelişim yazısı değil bu. İngilizlerin 'One man's junk is another man's treasure' diye bir sözü var, bunu çevirmeye çalıştım çünkü ben bugün nihayet 1 senedir ha bu pazar gidelim, ha önümüzdeki pazar gidelim dediğimiz CAR BOOT SALE'e satıcı olarak gittim:)


Car boot sale nedir? Adından da anlaşılacağı gibi arabanın bagajında yapılan bir satış. Evde çöpe atacağın veya hayır kurumuna bağışlayacağın ne varsa Allah ne verdi ise arabaya doldurup götürüp  önceden belirlenmiş bir arazi/alanda sergiliyor ve satıyorsun. Bizim bir senedir gidemeyişimizin altındaki sebep bunun sabahın kör karanlığında başlıyor olmasıydı. Saat sabah 6'da satıcılar tezgahlarını açıyor, bu da sabah 5'te kalkmak demekti. Bir senelik  WE CAN DO IT! hönkürmelerinden ve haftaya daha az eşya ile ev taşıyabilme ihtimalinin yarattığı motivasyon ile karga bokunu yemeden uyanıp kör karanlıkta kara kışta Trumpington Car Boot sale'e gittik.

Bu Car Boot sale'er ağızdan ağıza yayılan şeyler, belirli bir internet sitesi yok, internetteki bilgiler çok eski. O kör karanlıkta götümüz dona dona araba sürerken anneme, 'Anne ya biz her şeyi toparladık gidiyoruz ama bu soğukta bu saatte kim gider ki abi, geri döneceğiz bence kös kös' dedim. Fakat ne kadar da yanılmışım. Azimli İngiliz Teyzeler, amcalar bizden önce varmışlar ve adeta hep orada var olmuşlar gibi tezgahları ile bekliyorlardı gittiğimizde. İçimden koskoca bir yuh çekerken arabanın yanında bir adam bitip bizden giriş ücreti olan 10 pound'u rica etti. İçimden 'Allahım hem soğukta sıcak yatağımdan kalktım geldim -annem çok ısrar etti gitmek için artık- hem de buraya 10 pound bayılacağım!' diye geçirdim. Ulan benim getirdiklerimi kim alır ki falan diye düşünüyorum.  Bir yandan da 'Bari 10 poundu çıkarsak :(((' diye üzülüyorum. Daha önce konuştuğum arkadaşlar, yarı dolu parfüm şişesinden eski sutyene kadar her malın bir alıcısı olduğunu belirtmişlerdi! İnanmamıştım. 

Biz de kaderimize teslim olup tezgahı kurduk. Efendim hava eksi 1 dereceydi ve normalde sıcak olması gereken bölgelerim hayatlarında ilk kez arktik kış yaşayarak buz gibi olmuşlardı. Ayak tırnaklarım adeta düştü düşecek parmaklarımın üstünden, öyle zonkluyorlar soğuktan. Sağa sola bakıyorum insanlar tedbirli gelmişler, portatif masaları tezgah yapmış, katlanan taburelerinde termoslarından kahve/çay höpürdetip müşteri bekliyorlar hımbıllar.

Aklıma küfrederken müşteriler pıtır pıtır gelmeye başladı. Hepi topu 50 p'ye alacağı bir şeyi insan ne kadar inceleyebilir? En üst sınırına kadar bu sorunun cevabını aldım. Sanırım 10-15 farklı milletten insana eşya sattık. Bebek giysileri, bebek yürüteci, oyuncak, plastik saklama kabı, roll on deodorant, küpe, toka, eski cüzdan, çanta, eski kıyafet, vs vs... Toplam 52 pound hasılat - 10 pound =42 pound kar. Normalde 12'ye dek sürüyor ama soğuktan ayaklarımı yere bastığımda acılar içinde kıvranmaya başladığımda saatler 9:30'u gösteriyordu ve arabamıza her şeyi geri doldurup kendimizi eve dar attık.  Biz çıkmaya çalışırken yaşlı bir emmi 'you've had enough ee?' diye bağırıyordu üzerinden geçmek istedim. 

Yolda "42 pound için değer miydi?" konulu sohbetimize giriştik.

42 pound için değmezdi belki, ama çok güzel bir tecrübeydi. 

  • Hayatımda görmediğim acayip tipler gördüm.
  • Satış yaptığımız ortamı ve eşyaları düzenleyip dururken İnsanlara bir şeyi nasıl sunduğunun dikkati nasıl çekebildiğini gördüm,  geçip gitmek yerine durmayı tercih ettikleri koşulları vs. denemek/yanılmak çok hoştu.
  • Gerçekten bu ülkede hiç İngilizce bilmeden yaşayan Doğu Avrupalılar olduğunu gördüm.
  • İlk kez satıcı olarak çatır çatır pazarlık yaptım. Bu biraz 'uncomfortable' bir histi ama onu da yırtıp atmış oldum en azından.
  • Her çöpün gerçekten bir alanı varmış, bunu yerinde gördüm ve onayladım :))
  • Hayat bilgim +1 oldu bence.
Eve gelince ne mi yaptık? Hasılatı gururla ev halkının gözüne soktuk. Sonraki 2.5 saat ise soğuktan pamuk helvaya dönen ayaklarımızı ısıtırken bir yandan evin içindeki eşyalara yoklama amaçlı göz gezdirip, bir yandan da garajda kalan eşyaları hayal ederek 'ilk fırsatta gene gidelim, şunları 1'er pounda birilerine kilitleyelim' diyerek hain planlar yaptık :D Sanırım annem ve ben normal insanların zevk aldıkları şeylerden değil, böyle manyakça şeylerden zevk almayı çok seviyoruz.




Ahlak, namus, taciz, tecavuz

Pusulada kirmizi okun daima apis arasini gosterdigi bir toplumuz. Ahlak, namus ve bu ikisine ilistirilmis itibar kimi insan icin can alma veya canindan olma araci. Kadinlarin iki bacaginin basladigi yerde, insan mantigi bitiyor. Buyuk, kalin tasmalarla birbirimizin boynunu sikiyoruz.

Bu cok ahlakli olma gayretindeki ulkede, kucuk kasabalarda, bazen tecavuz haberleri cikiyor. Mesela N.C. davasi gibi. Yirmi kusur insanin, kucucuk bir kizi fiziken ve ruhen yiyip bitirdigini okuyor ve nasil oldugunu inanamiyoruz. Nasil oluyor da, kendi cocugu olan, is guc sahibi orta yasli adamlar, yere dusen kirintiya kosan karinca gibi ususuyorlar sahipsiz gordukleri bir kadinin basina? Nasil oluyor da kadin, kiz, illa bir "sahiplilik" sahibi olmak zorunda oluyor? Kizlarimiza neden cok goruyoruz biz ozgurlugu?

Tecavuzculer serbest kaliyorlar. Cogunlukla, tecavuzcu bile sayilmiyorlar. Riza, iyi hal, X- Y niyeti gibi kaliplarla siyriliyorlar isin icinden.

Ustelik toplum onlari tukurmuyor bile. Yaptiklari, ettikleri yanlarina kalmis olarak yasamaya devam ediyorlar.

Ve ayni toplum, icinde tecavuzculeri buyuk bir comertlikle barindirdigi halde, ahlakli olduguna inanmaya devam ediyor. Omurgasi coktan kaymis bir inanc iskeletinin uzerinde, gercekten de ahlakli, namuslu insanlarmis gibi kendilerini ve baskalarını kandırarak.

Ozgecan Aslan, mekani cennet olsun, olmeseydi muhtemelen tecavuzcusu serbest kalacakti. Su an "idam" diye bagiranlar adliye onunde protesto bile etmeyeceklerdi muhtemelen. Bir gazetenin kenarinda kosesinde 'tecavuzcu dolmus soforu serbest kaldi' gibi bir baslikla gecistirilecekti  olay gundemden. Hep oyle olmadi mi? Bunu anlamak icin google'a "tecavuzculer serbest" yazip arama dugmesine basmaniz yeterli. Gecmis yillar, serbest birakilan kadin ve hayvan tecavuzculeri ile dolu. Butun bu canavarlar patlamaya hazir bomba gibi aramizda gezmeye devam ederken, ikiyuzlu namus kaygisi da yeni yetisen tecavuzculerin sirtini sivazlamaya devam ediyor...

Gelecek, kizlarimizin ceplerinde biber gazi tasimak zorunda olmadigi bir yer olsun, nasil olur bilmiyorum, ama olsun Tanrim. Sana yalvariyorum.