2014 Yaz Tatili Maceraları Part 2: West Yorkshire

Part 1'i henüz popomu kaldırıp yazamadım, o yüzden önce part 2 geliyor, part1 sonra.

Bu yaz leyleği havada mı gördük ne, kısa kaçamaklar yapıp duruyoruz. Bebekle yorgunluktan geberiyor insan ama değiyor. Önce Norfolk, sonra da West Yorkshire yaptık bu temmuz-ağustos dönemi. Sanırım ben hayvanın gövdesindeki etleri titizlikle ayıran kasaplar gibi İngiltere'yi dilimlere ayırdım ve teker teker hepsini geziyorum. Son hedef Yorkshire Dales National Park'tı.

Bebişimiz Kaplan'ın tam da 1 yaşına girdiği gün kendimizi yollara vurduk. Tee 3 ay öncesinden internetten mis gibi hiçliğin ortasında bir cottage kiralamıştım. Ev sahibinin kibarlık edip bizi uyardığı üzere en yakın telefon sinyali 2 mil ötedeydi, o derece. Kaşınmıştık.

gercekten de hicligin ortasinda cottage'imiz. Beyaz olan tabi ki. baska ev mi var orada??
Of tanrım, yola çıkarken nasıl da şendik. Gavurun bank holiday weekend break dediği şeyi yapıyorduk, otobanda THE NORTH yazan tabelaya geliyoruz bebeğim diyerek kaş göz ediyorduk. Bisikletlerimizi de (3 adet) arabanın arkasına taktığımız bisiklet taşıyıcısına yüklemiştik. Bisikletler biraz fazla sallanıyordu bu yüzden hızlı başlayan yolculuğumuz yavaş devam etti. Ev sahibimiz Jim'i aradım, biz gecikeceğiz dedim. Jim de bana 'iyi o zaman ben anahtarları garajdaki buzdolabının üzerine koyarım' dedi. Bu havadis 'la ya anahtar orada olmazsa??' diye yüreklerde hafif bir titremeye yol açsa da enseleri karartmadan yola devam ettik. Normalde 4 saat 10 dakika gözüken yol, bitmek bilmiyordu. Navigasyon aleti yani Tomtom bize yine kazık atmış kapalı yollara götürmüştü, üstelik benzinimiz bitecekti. Benzin al, yolu bul, aboooww o tavşanı ezme diye diye gece 1 de tomtom bizi hiçliğin ortasına, ışık bile olmayan bir yere götürüp 'you have reached your destination' dedi... Hayır cidden, Yorkshire Dales national park tabelasını gördükten sonra zaten tek şeritlik ama gidiş geliş olan yolda gitmiş, 6-7 tane tavşana çekilsin diye selektör yapmış, bir kirpinin karşıdan karşıya geçmesini beklemiş ve 3-4 tane dana gibi baykuştan ödümüz kopmuştu. Tırsa tırsa o ışıksız ortamda arabanın dörtlülerini yakıp aşağı indik. Nerede ulan bu cottage diye sağa sola bakınmaya başladık. Bir yandan el feneri olsaydı diye hayıflanırken bir yandan n'apsak diye düşünüyorduk. Sağa sola bakınmalarımız sonuç vermemişti, ortada ev mev yoktu. fakat yukarı çıkan 2 toprak yol vardı. Biz de haydi bismillah diyerek yola davrandık. Kaplan bebiş de arabada durmuyordu onu da kucağımıza aldık, gecenin birinde dağın başında, telefon çekmeyen ortamda 1 yaşında bebek ve 4 yetişkin  cep telefonu ışıklarını fener gibi kullanarak başladık yürümeye. yukarıda beyaz bir ev gördük, aha!! bu web sitesinde fotoğrafta gördüğüm cottage'a benziyordu. Cidden sinir olmuştum, bu evin sahibi ne mal adamdı, madem ev yolun üstünde değil, insan toprak yol var diye anlatmaz mı, benim götü yere yakın, araziye uygun olmayan honda nasıl çıkacak bu yolu diye adama bela okurken evin yanına vardık. Sağa sola yeniden aval aval baktıktan sonra garaj maraj görememek de bizi yıldırmadı. Bir cottage kiralamıştık ve başımızı o eve sokacaktık arkadaş!!! Resmen viyana kapılarına dayanan Türkler gibi evin kapısına dayanmamız, içeri girip  LAN İÇERİDE KEDİ VAR, ÇIKIN LAN ÇIKIN BU EVDE İNSAN YAŞIYOR diye panik içinde kaçışmamızla son buldu. feci püskürmüştük. Yorgun, aç, uykusuzduk. Kös kös geriye indikten sonra bir de arabayı geri geri soktuğumuz toprak yoldan çıkarma sıkıntısı yaşadık, hadi yarım saat daha orada uğraş. Sonra artık toprak yolda zorlanan arabanın egzosunu solumak zihnimizi mi açtı ne olduysa 'ulan gelirken tek tük evler vardı, onlardan biri olmasın' diyerek 10 km/saat ile ana yoldaki evlerin yanından geçmeye başladık.


cottage'ımız son derece cosy idi
En nihayetinde resimde gorulen dag basi tabir ettigimiz konumdaki evi onundeki nal gibi DEE cottage yazisindan taniyip bulduk. Yoksa 'bu web sitesindeki resimdekine benziyor' diyerek Dent kasabasinin Cowgill yoresindeki butun evleri tek tek dolasacaktik. Allah korusun mabadlarımıza birer kazma, ne bileyim birer kürek monte edilebilirdi. Profilden benzettiğimiz ve garajını başarı ile tespit ettiğimiz evde garajdaki anahtari bulan kizkardesim Naz, adeta suyun kaldırma kuvvetini bulmuş arşimet gibi dışarı fırlayıp 'bu soğukta arabada kıçkıça yatsak ısınır mıyız lan?' diye kara kara düşünen ailemizi sevince boğmuştu. Kendimizi içeri atıp soğuktan titreyen popolarımıza azıcık gün yüzü gösterdik.

ertesi gün ateş yakmayı başarınca keyiflerimiz o biçim oldu doğrusu
                            
jim ile biz-1
jim ve biz 2, kapinin bakışlarındaki dehşete dikkat.
Jim'in sakalına asılmak için az hamle etmedi teccalımız.
Bu tatili benim için en özel kılan şey ise ev sahibimiz 78'lik delikanlı Jim oldu. Adeta yorkshire'ın gandalf'ı diyebileceğimiz, on parmağında on marifet, tatlı sohbeti ve ilginç hayat hikayesi ile ilk kez gittiğimiz yerde avlanan değil avcı olmamızı sağladı. Evet ne de olsa İngiltere'de gürültücü bir türk aileydik ve her gittiğimiz yerde tropikal papağanmışız gibi incelenip didiklenmeye alışkındık. Fakat tatlı Jim'i biz didikledik, o da döküldü. Jim eşini geçen sene kaybetmiş, bir yastıkta tam 52 sene. Ben bu satırları yazarken eminim o şu an oturma odasında Doreen'in resmine bakarak oturuyor. Alyansı hala elinde, yaşı gözünde adamın. Doreen'in öldüğü günü anlatırken ağladı. Roman gibi bir hayat yaşamış, baba pencere temizleyicisi, ayrıca fostering dediğimiz koruyucu ailelik modeli ile onlarca çocuğa bakmışlar. Bir fahişenin biri çinli, biri pakistanlı biri de zenci olan 3 çocuğunu yolun kenarında bırakıp gittiğini, bu çocukların onlarla büyüdüğünü, babasının Pakistanlı olanı çok sevdiği için ona bir ev bıraktığını vs. anlattı. Macaristan'dan gelen 13 tane mülteci askerin evlerinde kaldığını ve yine evlerinde kalan kızlardan (kızkardeşim diye bahsediyor) biri ile evlendiğini, bir oğlan çocuklarının olduğunu ve sonra ikisinin de defolup gittiğini, o oğlan bebeği de kendilerinin büyüttüğünü... daha neler neler. Pandora'nın kutusu gibi mübarek. İş olarak neler yapmamış ki? Motor üzerine gemilerde çalışmış, halı dokumuş, pencere silmiş, baca temizlemiş... Tam bir eski toprak. Sohbetine doyum olmayınca adamın biz de kahvaltıya çağırdık sonraki sabah.


Adam malum İngilizin dağlısı. Sabah porridge'ini yer, bilemedin bacon'unu yer yanında yumurtası ile. Biz ise Türküz abi, dağın başına gidiyoruz, yemek çıkımız olmadan veya en yakın köy meydanındaki fırını tespit etmeden orada var olmamız mümkün mü? Sermişiz sofrayı peynir zeytin 2-3 çeşit ekmek, köz biber, Jim'in gözleri patladı, kahvaltıya daha kaç kişi davet ettiniz diye espri bile yaptı.  Neyse yedik içtik ardından bisiklet sürdük. Annem Kaplan'ı bebek arabası ile yürütürken biz de bisikletteydik.
Şimdi biraz resimlerle anlatayım olayları:

Bisiklet yolunun üzerindeki nefis böğürtlenlerden epey yedik (blackberry)



Kapiş Tavukla pek bir hoşbeş oldu, tavuk da 7 yaşındaymış, yani insan olsa 110 yaş


Historic Dent kasabası, avuç içi kadar bir yer ama gerçekten güzel.



Bu da Jim'in kendi yaşadığı ev, 1500'lerden kalma...


Jim'in mutfağı

Her yere dağılmış gezinen koyun kardeşler

Bisiklet sürerken yanımızdaki tarladan geçen yabani keklik sürüsü

Yorkshire Dales'in hemen her yanı bu şekilde, ne manzara ama. Lake District yani Cumbria ile yanyana ve Kendal'a çok yakın ama bu yöre daha az turistik. Yani Lakes'ten çok daha az kalabalık, ingilizin unspoilt dediği şekil bir yöresi...

Jim bu Robin/Kızılgerdanları ellerinden beslediğini anlattı, gerçekten de kaçmıyorlardı

Böğürtlen yiye yiye yürüyüş...

Kendal şehrine tepeden bakış

Bunların adını bilen var mı?

Minik adamımız Dent kilisesinde babası ile yürüyor

İngiltere'nin en yüksek tren istasyonu Dent'teymiş ve trenin geçişi çok tatlı bir manzaraydı

Ingleton

 Ingleton'da Wild West festivali vardı, Amerikan sivil savaşı canlandırdılar, hayret ettik aslında, genelde İngilizler pek Amerikan hayranı değildir :)

Kiliseden bir tavsiye

Sizergh Castle, nedense bu yöreye ne zaman gelsek buraya uğruyoruz. National Trust üyeliğimizi burada almıştık, ilk göz ağrısı diyelim


Oh ne güzel, ne hoş değil mi? Evet ama 4. gün yani dönüş günü bütün olay bir kabusa döndü. Bisikletleri arabanın arkasına koyup taşıdığımız aparat yolda giderken çottt diye kırıldı. Allahtan otobanda değil köy yolundaydık. Hemen bir cep bulup girdik, bisikletleri yoldaki viraj tabelasının ayağına kilitledik ve telefon sinyalinin çekeceği umudu ile haritadaki en yakın kasaba olan Masham'a sığındık.


Masham'da sığındığımız pub/hotel, Allah razı olsun getirin bisikletleri dediler, atladık arabaya yeniden, ben naz ve memo'yu bisikletleri bıraktığımız yere götürdüm, onlar 2 bisiklete binip geldiler ve  daha eski olanı orada, hiçliğin ortasında bıraktık. nihayetinde geri gelen bisikletleri pub'ın avlusuna kilitledik.


Mehmet kırılan aparatı hazin gözlerle inceliyor. Bunu Halford's denen mağazadan almıştık, online olarak. Maalesef bizim arabaya uygun değilmiş. Halfords hiçbir sorumluluk kabul etmedi. İkinci bir darbe de bizim arabaya ekstradan parça yaptırmadan bisikletlerimizi taşıyamayacağımızı öğrenmek oldu. Yani özetle, bisikletler şu an bizden 200 mil uzakta, Masham kasabasındaki Kings Head 'de yatıyor... Sanırım haftasonu van kiralayıp gidip alıp geleceğiz! bakalım... Yola çıkarken makine üstadı Jim zaten işiniz yaş, aman dikkat demiş ve hatta bisikletlerin birini orada bırakmayı teklif etmişti. Biz de aslında bişeycik olmaz modunda da değildik, hatta epey strese girdik ama Memo inat etti, büyük bisikleti orada bırakmadı . (Sonradan gelip alacaktık tabi ki de!) Jim biz giderken gevrek gevrek gülüp, road report'u dinleyeceğim aman dikkat dedi bir de.


Peki bu tatilden çıkarılan hisseler nedir?

  •  bisiklet taşıyacaksanız aparatın arabanıza uygun olmasını kontrol edin, recommended olsun. Allah korusun kaza var bela var, taşıyıcının adının 'universal' olmasına aldırmayın ve bizim gibi salaklık etmeyin.
  •  Hangi kasabaya gidersen git mutlaka bir Türk var, kendisi kebapçı oluyor ve neden ingiltere'de tatil yaptığımızı anlayamıyor, niye türkiye'ye gitmek varken bu nalet yerde geziyoruz (hiçbiri sevmiyor britanya'yı, hepsi türkiyeci ama türkiye'ye dönen yok)
  • dağa giderken el feneri alın


**Part-1 yani İlk keşif gezimiz ise Norfolk'a ve 'area of outstanding natural beauty' denilen kumsallarına yaptık. Orada da Barbara ve Rob'un cottage'ında kaldık. İşallah vakit bulunca o yazıyı da yazacağım,onların hikayelerini de, ne de olsa hepsi anı bunların...

kaplanin dogum gunu, bebekler ve ebeveynler

haftaya Kaplan 1 yasina giriyor, ama biz dogumgununu 1 hafta erken yaptik. Cunku onun dogumgunune rastlayan haftasonu tatil ve herkes bir yerlere gidiyor. biz de dans pistinde yapayalniz salinan kapito gormeyelim diye herkesi 1 hafta once davet ettik...

Efendim dogumgunu senlikleri Buckingham sarayinda zarif bir kokteyl ile basladi, olayin heyecanindan bezlerini dolduran bebekler ogleden sonra westminister abbey"de halay cekerek eglenceye devam ettiler demek isterdim ancak kendi capimizdan cikamadik, boyumuz kadar konustuk ve bizim koyun village hall'unu kiraladik. Tabi zaten 1 yas partisi icin daha ne olabilir bilemiyorum. Daha cukunun yerini tespit edemeyen bir kucuk bebe icin onca tantana.. Evimiz kucuk olmasa zaten bu kiralama olayina da girmezdik. Bu sene o kadar cok dogumgunune gittik ki uzerimizde sosyal baski olustu. Biz de dogum gunu yapmaliydik! Kapito ileride resimlere bakip: anne, baba, hani benim ilk bortdeyim, dememeliydi. Annem ve kizkardesim su an yanimda olmasaydi hayatta oyle bir yukun altina girmezdim ama hep beraber olunca bir organizasyona giristik. village hall'un turkcesini bilmiyorum, koyun etkinlik salonu. Hall kiralandi, yemekler planlandi, pasta yapildi, birkac oyuncak alindi. Susleri serdik, balonlari sisirdik, oyuncaklari yaydik. Ortamimiz superdi, bebeklerin hepsi salyalarini akitacak, mutluluktan bezlerini dolduracaklardi.


sanki ortamimiz da fena degildi hani

kekimizi kendimiz yaptik ve fena da degildi yani. itiraf ediyorum kekler sonup durdu ve biz de yaptigimiz basarisiz kekleri ust uste koyup pasta yaptik. (cidden su pastanin 3 kekten olustugunu soyluyorum size, valla) su hayatta "firinimdan genel olarak cok memnunum ama KEKLERIM KABARMIYOR" diyen kadin olmak da nasipmis. evet keklerimiz kabarmadi. ama kekimiz baby-friendly idi yani sekersizdi, pure maple syrup ile yaptik. Boylece bebekler geldikleri dogumgununde kek yemeden gitmediler. (wow, muthis insanlariz)

Ayrica dogumgunlerinde ennnn gicik oldugum sey d.gunu sahibi olan cocuga gelen onca hediye, ve diger cocuklarin o hediyelerini acarken bakmasi, bu yuzden her cocuga birer gift bag hazirladim. Boylece bebislerimizin hepsi dogumgununden elleri dolu ayrildilar ! Kendi hediyelerini elleri ile secip kendilerini iyi hissettiler.

Ebeveynler de kafa tokusturan, oyuncak paylasamayan, sumuk yiyen ve salya akitan bebislerin pesinde eglendiler mi bilmiyorum ama herkesten 'the food is amazing!' commenti aldigimiza gore en azindan tummyleri-gobek- bayram etti. (Biz yemek isine mi girsek la?)

yani ozetle guzel bir gundu, ama cok yorucuydu, sahsen bir daha boyle bir ise girismem,

kaplan mumu ufleyemeyince cocuklardan biri eeh be deyip gelip ufledi, buna cok guldum, ayrica cocuk olmak ne guzel sey ya, ye ic sic, begenmedigin insani isir, zora girdiginde bagira cagira yardim iste (ve gelsin) 

tanrim, tekrar bebek olabilir miyim?

oğlum küçük bir ırkçı

küçük bir ırkçı yetişiyor a dostlar!

Geçen hafta kaplan'ın developmental check'i vardı. İngiltere'de her çocuğu arada sırada yoklayan bir Health Visitor(HV) team var. Kapinin en son 6.ayda bir kontrolü olmuştu, bu da bir yaş kontrolu. Neyse bizim HV zaten değişip duruyordu. Randevumuz geçen haftaydı ama gelen giden olmadı. Bugün Kaplan'ın yarınki doğumgünü için hazırlıkları tamamlamaya çabalarken bir baktık ki kapıda biri duruyor. Arkadaşlar ortalama bir ingilizin kabarmamış kek gibi popo yaydığını düşünürseniz bir de devlet memuru ingilizi hayal edin. Evet manda boku kadar rahat adamlar bunlar. 'seni geçen hafta bekliyorduk margaret' deyince oh really so sorry falan lafı gene karıştırıp çömdü yere. Margaret zenci bu arada. Sizin Kaplan Maggy'i görünce parmağı ile gösterip dudaklarını öne çıkarıp püüffff diye protesto etmeye başlamasın mı. Kadın motor becerileri vs. kontrol için Kaplan'la yakınlaşmaya çalıştıkça Kapiş annemin arkasına kaçtı durdu. Normalde çok sosyal bir çocuk, kimseye böyle yapmaz tabi. Kadına da 'yabani bu eheheh' falan diye geçiştirdik :)
Neyse Maggy'e güzel bir sütlü çay, bol güler yüz ve tartılırken Kaplan'ın çıplak popişini de gösterdikten sonra uğurladık kendisini. Çayı beğendi.
Sen Kaplan, Irkçısın oğlum... püfff

Bu arada tarihe not düşmek için Kaplan'dan şu ana kadar çıkan kelimeleri de yazayım, ileride kendi annem gibi, 'sen bir şeyler diyordun ama ne diyordun?' demeyeyim. Şu ana kadar söyleyebildiği kelimeler: meme, bay bay, kuş, dört, kaplan, bak, gel.

back to work bitches



1 senelik koca bir dogum izninden sonra is basi yapmak cok garip bir duygu. O garipligi azaltmak icin’keep in touchdays’ denilen gunlerde ise geldim. 4 kere yarim gun yaptim. Iyi de oldu cunku dogum izninde para alamadim, o gunlerin parasini oduyorlar. Banka hesabim iflas etmis durumda. Dogum izninde arkadaslarla takilmanin bedeli Ingiltere gibi bir yerde hele Cambridge gibi araba park etmenin kaziga oturmakla esdeger oldugu bir ortamda cok agir.  

Haftada 3 gun calisacagim, part time. HR bana 23 gun tatil hakkim oldugunu soylemisti. Ise gelince bir de ne goreyim, 32 gunmus yanlis soylemisler(dumbukler). Bu izinleri sene sonuna kadar kullanma problemim ortaya cikti. Megersem sen dogum iznindeyken olan biten butun resmi tatilleri sen kullanamadin diye izinlerine ekliyorlarmis. 8 gun oradan gelmis. Kalani da bir seyler, bir seyler. Tiri viri, bir seyler dedi Kadin ama o an beynimde frekanslar OTUZIKI GUN IZIN MIIIIIII diye cazirdadigi icin tam anlamamis olabilirim. Sanirim part time sozlesmeyi yeni imzaladigim icin su ana kadar tam zamanli calisma ustunden izin hesaplamislar. Agustos-aralik arasini yari zamanli izin olarak vermisler, falan, filan.

Yani dostlar sene sonuna kadar 2 gun calisiyorum! Wooohoooo yasasin ingilizlerin himbilligi ve dumbuklugu. Ayni himbilligi ve dumbuklugu turkiye’deki firmalara da diliyorum en tez elden. Insan gibi calismak herkesin hakki.

Kağıt Kırlangıç

http://kagitkirlangic.com/ - yeni kitap blogum. eski yazılarımı da taşıdım ama inşallah sıklıkla yazarak yeni içeriğin eskisinin tepesine çıkmasını sağlayacağım.

Adına karar verebilirsem bir de İngiltere Seyahat Blogu yapma amacındayım, ingilizce yazacağım ve inşallah onu da burada açmayı başarırsam paylaşacağım!



taraf olmak istemiyorum artık

hem selahattin demirtaş'ı hem osman pamukoğlu'nu seviyorum abi
sanane?

İçimde patlamak zorunda kalan facebook hezeyanları

Doğumgünü tebriklerine teşekkür edenlerin üzerine:

mutlu yaşlar dilerim canım, paraysa para, pompaysa pompa, ne dilersen ona tez kavuş bu yeni yaşında diyesim gelir. Diyemem.

 Kahvaltı keyfi, havuz keyfi vs. yazanlar için

yavrum bizim evde de dünürlerle kavga keyfi vardı, necmiye ablangili yolduk, kocasının da gözünü oyup gönderdik

hep mi kahve keyfi, kahvaltı keyfi kardeşim; pazar sabahı pompa keyfi, kaynanamla yoluşma keyfi, evde karı koca kavga keyfi falan olmuyor mu hiç sizde, diyesim gelir. Diyemem.

Gururla Dudak Büzenler (veya kısa adı ile the büzüks)

Sıklıkla görüyorum ki aranızda X veya Y'nin haklı gururu ile dudak büzen bir kalabalık var. Büzmeyin abi, bakın Bülent Arınç'tır mesela teveccüh ile dudak büzerlerin şahı, ona göre ölçüp biçin, hesap edin, varın vazgeçin şu dudak büzme işinden. Yaşlı, çokbilmiş, itici gösteriyor insanı. Büzme la o dudagı diyesim gelir, diyemem.

Bir Profil Resmi olarak Vesikalık Fotoğraf

Bence muhtarlıklara, yazı dağıtmalıyız. Sosyal medya ve çeşitli İNTERLERLERDE vesikalık fotoğraf ikinci bir emre kadar yasaklanmıştır diyerek. bu sarsıcı toplumsal bulaşıcı hastalık başka türlü engellenemeyecek. Dayılar, yengeler,amcalar, yapmayın diyesim gelir, diyemem.

Bu yazıyı yaza Romen diyojen
facebook kullanmayı azaltmaya karar ver iyisi mi sen.

Türk arkadaş istiyorum! işte o kadar.

doğum iznine ayrıldığımdan beri sürekli bebekli ortamlarda, diğer annelerle takılıyoruz. bazen ortamda Türkçe Türkçe bağırasım geliyor. gerçekten. arkadaşlarımın %80'i yabancı. yakınlarda iyi anlaştığım bir tanecik Türk anne var. İzmir'deki arkadaş ortamımız o kadar güzeldi ki, çok özlüyorum. Cambridge'de pek çok Türk olması içimde belki burada da güzel bir dost meclisi oluşur ümidi doğurmuştu. ama olmadı. tabi ki burada ayrı ayrı ailecek görüştüğümüz, sevdiğimiz güzel insanlar var. Ama böyle hep beraber form ettiğimiz, İzmir'deki gibi bir arkadaş grubumuz yok. Kitap kulübümüz vardı İzmir'de, buluşmalarımızı iple çekerdim.
Ayrıca görüştüğümüz koskocaman bir arkadaş grubumuz da vardı. Şimdi düşününce herkes ayrı yere dağıldı geride kalanların ama ben yine de özlemekten kendimi alamıyorum.
Neyse, gittim kitap kulübü için Cambridge Türklerinin sayfasına ilan koydum şimdi. Hayırlısı.

aslında bu yazıyı şundan yazıyorum. yabancı arkadaşlarla dedikodu etmenin hiç keyfi yok. (derdini ...yim demeyin, valla öyle) Mummy group'ta bir kız var, single mum. Oğlu tüp bebek, sperm bankasından alacakmış ama sonra gay arkadaşı ben de baba olmak istiyorum deyince beraber anlaşma imzalayıp tüp bebek yapmışlar. Dün onunla iken Türk arkadaşıma tesadüf ettik. arkadaşın çocuğu yürüyor, pek konuşma fırsatımız olmadı. Ama sonra düşündüm bu olayı ona anlatmalıydım! hemen telefona sarılıp mesaj yazdım, ve ohhh çektim. Türk Türk dedikodu etmenin ballandıra ballandıra her şeyi konuşmanın keyfi hiçbir şeye benzemiyor anacığım. attığı her adımda sorry veya thank you diyen, sürekli kibar olma zorunluluğu ile hareket edilen yabancı arkadaş gruplarından gına geldi. Her şey çok yüzeysel. Ben böyle kütür kütür Türkçe konuşmak, gülmek, anlaşılmak ve anlamak istiyorum galiba.

uyku formulü- veya uykusuzluk mu?

imdat!
evrene sevgi, dilek, ot, osuruk gönderenler var ya, işte ben de onların kervanına katılıp evrene koskoca bir İMDAAAAAT göndermek istiyorum.

bir adet.
oğlan çocuğu.
2 saatte bir uyanıyor.

BU EVDE.

aslında 6 aylık olduğunda gecede 1 kere meme emmek için uyanırdı. fakat pirinç kadar bir kemik parçası olan DİŞLER adeta onun damaklarından çıkıp bizim mabadımıza girdi sayın okuyucular. Diş çıkarmaya çabaladığı günden beri çocuğumuz bir uykusuz kazım. zaten hiçbir zaman iyi bir uykucu olmadı (bana çekmiş)

Ulan sen bebeksin, sürekli kıpırdıyorsun, uyuman lazım diye ikna çabaları işe yaramıyor. Gözyaşı akmalı ağlatma da yapamıyorum. (yani yalancı ağlamalarına çok yüz ve ses vermiyoruz ama yaşları akmaya başlarsa dayanamam!)

ne yapacağımı bilmiyorum. mehmetle zombi gibi geziyoruz. bu çocuk nasıl uyur? bir çocuğu uyutmak ve uykuda tutmak nasıl bu kadar zor olur!

çok yorgun bir o kadar da yoğun!

bebekli hayat tam gaz gidiyor, pazartesi baby sensory / NCT buluşmaları, Salı Rhyme Time, Çarş. genellikle Sinema, Perş bir başka oyun grubu ve Cuma Bumps to Babies'e gitmek üzerine bir program kurdum. Salı'yı pek yakında yüzmeye açacağım.
Evdeki işleri döndürmek ve bir yandan bebenin yemeğini hazırlamakta çok zorlanıyorum. Saat 1 şu an ve işler yeni bitti. Ev temiz sayılmaz ancak çamaşırı bulaşığı bitirdim :(
yorgunum valla, ufacık bir dişin ucu çıkana kadar 3 haftadır anamızı belledi Kapito. uyku düzeni falan hikaye oldu. daha çıkacak 20 kusur dişi düşündükçe oof of.