Kocam Video işine girdi Youtube Kanalımıza bekleriz efenim *kıps*

BENİM BEY çocuğun kafasına kamera monte etti, Cambridge'de gezdiriyor, çektiği videoları da ahanda buraya yükleyecek efendim:

Cambridge Tot


İzleyelim izletelim, özellikle küçük çocuklar bayılıyor böyle çekimleri izlemeye (en azından bizim küçük çocuk öyle)

Ekstraya çıkayım derken KutadGu bilik'den çıkmak

Bazen kendi kendime soruyorum, Ceren sen şaka mısın?
Gerçekten içimde bazen iki ayrı insan varmış gibi geliyor.

Mesela O, bir şeyler üretip para kazanmak  isterken C, ya şu kısacık hayatta çalış çalış nereye kadar, amaaaan diye el kol sallıyor.

O, istiyor ki yarım kalan romanını bitirsin, self-employed olup home office çalışsın, azıcık çizimini geliştirsin digital tasarıma başlasın, o ufak deftere karaladığı çizimleri şöyle hakkını vere vere çizsin, Almancasını ilerletsin, Kitap bloguna devam etsin, bir de seyahat blogu açsın.
C'ye kalsa bütün gün nehrin yanında yatıp kitap okur, çay içer, film seyreder.

İşte O - geçenlerde karar verdi, ya zaten artık oğlan da neredeyse 3 yaşına geldi, ben en iyisi mi EKSTRAYA GİDEYİM. Yani internet üstünden birilerini bulup onlara iş yapayım. Neyse işte o çılgınlık anında girdim peopleperhour ve freelance.com sitelerine...O gazla bir iş kaptım. Neden kapıyorsam artık?

Dünya genelinde şubeleri olan, kobimsi bir şirket. IT departmanı tek kişiden oluşuyor. Ben bu kişiye Teletabi Azmi demek istiyorum. (Azimli mazimli bir ismi var, müzlim brolardan kendisi). Teletabi Azmi, hibernate modundaki bilgisayar gibi, şarj bitmesin diye düşük enerjiyle çalışan bir arkadaşımız. Ya da belki de adam güneş enerjisi ile çalışıyor, kimbilir, malum bu sıra havalar kapalı. Azmi'nin işine duyduğu azmi anlayabilmeniz için bir örnek vereyim:
Azmi bana online çalışabilmem için account/hesap açıyor. Sana şifreni gönderdim diyor. Emailime bakıyorum bakıyorum bir şey yok. Spam'e bakıyorum yok. AZMİ YOK EMAİL FALAN diyorum, Avareemuuu stayla GÖNDERDİM diyor. Meğersem şifreyi bana yeni açtığı hesabın henüz varlığından bile haberimin olmadığı email inbox'ına göndermiş. Alnından öpesim geliyor IT MANAGER Azmi'yi.

Çalıştığım diğer kişi ise Pokemon Şin. Şin Çinli, Pokemon Japon biliyorum ama elimde değil, kadın bildiğin jigglypuff. Şin benim gözümde Azmi'den bir tık ileride, en azından işin User Interface tarafında olsa bile bir tutkusu, bir sevgisi ve çalışma isteği var kadının.Şin Marka Müdürü ve onlara açtığım deneme sayfalarına kendi fotoğrafını yükleyip fotoğrafın altına YOU LOOK LIKE SHIT yazan biri. Bir gönül dostu anlayacağınız.

1 haftadır bunlarla requirement analysis yapmaya çalışıyorum. SABIRTAŞI OLSA ÇATLAR. Dur dedim ben geleyim oraya bir. Gel tanışalım diye atladılar tabii. Zaten normal bir firmanın yapacağının onda biri fiyatına Intranet yapacağım adamlara, bir de ayaklarına gideceğim, göbek attılar haliyle.  Azmi ile yanyana gelirsek belki iletişim kanallarımız açılır, Şin de belki gerçekten yakından CRAP gibi görünüyordur diye atladım gittim. Tabii benim kafamda böyle dandik bir şirket imajı var, malum Laurel ile Hardy ile muhatabım bir haftadır.

Kalktım Cambridge'den teeee Reading'e gittim. Elf gözlerim bir de ne görsün. Adamların bina da, ofis de on numara! Bildiğin SteamPunk design yapmışlar ofise. KAPI KOLLARI DERİ KAYIŞ ŞEKLİNDE DİYORUM ABİCİM. Kapılar eskitilmiş paslı görünümlü metal, o koca pahalı ampüllerden asılı her yerde, ortam hot desk şeklinde kimsenin sabit masası yok. Allahım dedim sana geliyorum. Teletabi Azmi buraya nasıl kapağı atmış oğlum? Etnik unsur kontenjanından sperm misali sokmuş kafasını cillop gibi şirkete ketenpereci. Beni karşıladı, ofisimiz çok güzel di mi falan demeler. Sanki babasının ofisi. (Kimbilir, belki de öyledir ya?) Sonra Şin'i bulduk. Zaten ne olduysa ondan sonra oldu.

Efendim ben kendimi bunlara teslim ettiğimde saat 3 buçuktu. Canımı saat 6'da zor kurtardım. Biri bir yanıma oturdu diğeri öbür yanıma. Plan yapmaya çalışırken Pokemon abla sürekli BUNU DA YAPICAZ MI PANPA, ONU DA KOYACAZ MI ŞURAYA? diye parende atıyor. Korkuyorum abi sayfanın her yerinde bir şeyler dönsün, patlasın, çatlasın istiyorlar. Ulan ben Web Designer değilim ki? Web Developer'ım abi ben? İkisinin arasındaki farktan zaten haberleri yok ama olsalar bile bunların istekleri için ne bileyim Web Design camiasının Tarık Mengüc'ünü falan bulmak lazım yani o çapta bir şey peşindeler.

Gitmem lazım diyorum yok. Çişim geldi. Susadım. Açlıktan öldüm yok. Gidemiyorum. Pokemon susmuyor. Soru üzerine soru istek üzerine istek. Azmi ise Hibernate modunda devam etti, ona düşen Action'ları da ben not aldım, birazdan gömeceğim emaili bana şunları ayarla diye, çalışsın azıcık pezevenk.

Altıda kaçmayı başardım. Ben bütün bu konuştuklarımızdan proje planını çıkartıp size atacağım bebs dedim, yok yani planı onlara bırakırsam bunlar bana Haçlı Seferi yaptırır. Bir de normalde istediklerinden çok daha fazla iş varmış, onu da ayrı paket halinde yaparım ayrı fatura keserim dedim OKEY dediler. O an içten içe ULAN ÇOK MU AZ PARA İSTEDİM diye bir ince sızı düştü yüreğime :DDDD Neyse bu daha ilk işim nasipse bir sonrakine isterim.

Azmi binadan çıkınca da peşimi bırakmadı. Benimle arabamı park ettiğim yere kadar yürüdü. Yarı inik gözlerini bir gram bile titreştirmeden: Merak etme, çok fazla şey istiyorlar, yapamayacağını yapamıyorum de, hepsini yapacağız diye bir şey yok yaeee. dedi. O an acaba bu adam Türk mü lan? diye düşündüm çünkü bu Türkiye'deki çalışma hayatımdan çok tanıdık olduğum bir stildi bu....

Azmi karakteri bende derin izler bırakacak bunu biliyorum. Yani düşünün ki Donnie Darko'daki tavşanla Teletabi'lerden Dipsy gizli aşk yaşamış ve LOVECHILD'ları olmuş. İşte Azmi böyle birisi. Yemin ederim arabaya binip benimle eve gelecek diye korktum ya. Of Allahım. Ne gündü böyle. Sen ki iş yerinde günlük 1 saatlik toplantılardan şikayet et sonra kendi isteğinle git örümceklerin ağına düş iki buçuk saat toplantıdan çıkama. Olmaz olsun lan böyle iş!  Hayır zaten proje planı için aldığım notlara bakıyorum onca hızlı konuşmanın içinde yaza yaza Kutadgu Bilig gibi bir şey yazmışım, ne olduğu belli değil. Masa donatan garson gibi ortaya bir şeyler fırlatmam lazım.

Bunu da buraya yazıyorum ki ileride bakar bakar bu dehşetengiz günü ve Teletabi Azmi'yi hatırlarım. Ya işte aslında bugün O. günümde olsam iyiydi de, Ceren günümde olduğum için çok şey edemedim...Kısmet!


Ekstraya çıkayım derken KutadGu bilik'den çıkmak

Bazen kendi kendime soruyorum, Ceren sen şaka mısın?
Gerçekten içimde bazen iki ayrı insan varmış gibi geliyor.

Mesela O, bir şeyler üretip para kazanmak  isterken C, ya şu kısacık hayatta çalış çalış nereye kadar, amaaaan diye el kol sallıyor.

O, istiyor ki yarım kalan romanını bitirsin, self-employed olup home office çalışsın, azıcık çizimini geliştirsin digital tasarıma başlasın, o ufak deftere karaladığı çizimleri şöyle hakkını vere vere çizsin, Almancasını ilerletsin, Kitap bloguna devam etsin, bir de seyahat blogu açsın.
C'ye kalsa bütün gün nehrin yanında yatıp kitap okur, çay içer, film seyreder.

İşte O - geçenlerde karar verdi, ya zaten artık oğlan da neredeyse 3 yaşına geldi, ben en iyisi mi EKSTRAYA GİDEYİM. Yani internet üstünden birilerini bulup onlara iş yapayım. Neyse işte o çılgınlık anında girdim peopleperhour ve freelance.com sitelerine...O gazla bir iş kaptım. Neden kapıyorsam artık?
Dünya genelinde şubeleri olan, kobimsi bir şirket. IT departmanı tek kişiden oluşuyor. Ben bu kişiye Teletabi Azmi demek istiyorum. (Azimli mazimli bir ismi var, müzlim brolardan kendisi). Teletabi Azmi, hibernate modundaki bilgisayar gibi, şarj bitmesin diye düşük enerjiyle çalışan bir arkadaşımız. Ya da belki de adam güneş enerjisi ile çalışıyor, kimbilir, malum bu sıra havalar kapalı. Azmi'nin işine duyduğu azmi anlayabilmeniz için bir örnek vereyim:
Azmi bana online çalışabilmem için account/hesap açıyor. Sana şifreni gönderdim diyor. Emailime bakıyorum bakıyorum bir şey yok. Spam'e bakıyorum yok. AZMİ YOK EMAİL FALAN diyorum, Avareemuuu stayla GÖNDERDİM diyor. Meğersem şifreyi bana yeni açtığı hesabın henüz varlığından bile haberimin olmadığı email inbox'ına göndermiş. Alnından öpesim geliyor IT MANAGER Azmi'yi.

Çalıştığım diğer kişi ise Pokemon Şin. Şin Çinli, Pokemon Japon biliyorum ama elimde değil, kadın bildiğin jigglypuff. Şin benim gözümde Azmi'den bir tık ileride, en azından işin User Interface tarafında olsa bile bir tutkusu, bir sevgisi ve çalışma isteği var kadının.Şin Marka Müdürü ve onlara açtığım deneme sayfalarına kendi fotoğrafını yükleyip fotoğrafın altına YOU LOOK LIKE SHIT yazan biri. Bir gönül dostu anlayacağınız.

1 haftadır bunlarla requirement analysis yapmaya çalışıyorum. SABIRTAŞI OLSA ÇATLAR. Dur dedim ben geleyim oraya bir. Gel tanışalım diye atladılar tabii. Zaten normal bir firmanın yapacağının onda biri fiyatına Intranet yapacağım adamlara, bir de ayaklarına gideceğim, göbek attılar haliyle.  Azmi ile yanyana gelirsek belki iletişim kanallarımız açılır, Şin de belki gerçekten yakından CRAP gibi görünüyordur diye atladım gittim. Tabii benim kafamda böyle dandik bir şirket imajı var, malum Laurel ile Hardy ile muhatabım bir haftadır.

Kalktım Cambridge'den teeee Reading'e gittim. Elf gözlerim bir de ne görsün. Adamların bina da, ofis de on numara! Bildiğin SteamPunk design yapmışlar ofise. KAPI KOLLARI DERİ KAYIŞ ŞEKLİNDE DİYORUM ABİCİM. Kapılar eskitilmiş paslı görünümlü metal, o koca pahalı ampüllerden asılı her yerde, ortam hot desk şeklinde kimsenin sabit masası yok. Allahım dedim sana geliyorum. Teletabi Azmi buraya nasıl kapağı atmış oğlum? Etnik unsur kontenjanından sperm gibi sokmuş kafasını cillop gibi şirkete ketenpereci. Beni karşıladı, ofisimiz çok güzel di mi falan demeler. Sanki babasının ofisi. (Kimbilir, belki de öyledir ya?) Sonra Şin'i bulduk. Zaten ne olduysa ondan sonra oldu.

Efendim ben kendimi bunlara teslim ettiğimde saat 3 buçuktu. Canımı saat 6'da zor kurtardım. Biri bir yanıma oturdu diğeri öbür yanıma. Plan yapmaya çalışırken Pokemon abla sürekli BUNU DA YAPICAZ MI PANPA, ONU DA KOYACAZ MI ŞURAYA? diye parende atıyor. Korkuyorum abi sayfanın her yerinde bir şeyler dönsün, patlasın, çatlasın istiyorlar. Ulan ben Web Designer değilim ki? Web Developer'ım abi ben? İkisinin arasındaki farktan zaten haberleri yok ama olsalar bile bunların istekleri için ne bileyim Web Design camiasının Tarık Mengüc'ünü falan bulmak lazım yani o çapta bir şey peşindeler.

Gitmem lazım diyorum yok. Çişim geldi. Susadım. Açlıktan öldüm yok. Gidemiyorum. Pokemon susmuyor. Soru üzerine soru istek üzerine istek. Azmi ise Hibernate modunda devam etti, ona düşen Action'ları da ben not aldım, birazdan gömeceğim emaili bana şunları ayarla diye, çalışsın azıcık pezevenk.

Altıda kaçmayı başardım. Ben bütün bu konuştuklarımızdan proje planını çıkartıp size atacağım bebs dedim, yok yani planı onlara bırakırsam bunlar bana Haçlı Seferi yaptırır. Bir de normalde istediklerinden çok daha fazla iş varmış, onu da ayrı paket halinde yaparım ayrı fatura keserim dedim OKEY dediler. O an içten içe ULAN ÇOK MU AZ PARA İSTEDİM diye bir ince sızı düştü yüreğime :DDDD Neyse bu daha ilk işim nasipse bir sonrakine isterim.

Azmi binadan çıkınca da peşimi bırakmadı. Benimle arabamı park ettiğim yere kadar yürüdü. Yarı inik gözlerini bir gram bile titreştirmeden: Merak etme, çok fazla şey istiyorlar, yapamayacağını yapamıyorum de, hepsini yapacağız diye bir şey yok yaeee. dedi. O an acaba bu adam Türk mü lan? diye düşündüm çünkü bu Türkiye'deki çalışma hayatımdan çok tanıdık olduğum bir stildi bu....

Azmi karakteri bende derin izler bırakacak bunu biliyorum. Yani düşünün ki Donnie Darko'daki tavşanla Teletabi'lerden Dipsy gizli aşk yaşamış ve LOVECHILD'ları olmuş. İşte Azmi böyle birisi. Yemin ederim arabaya binip benimle eve gelecek diye korktum ya. Of Allahım. Ne gündü böyle. Sen ki iş yerinde günlük 1 saatlik toplantılardan şikayet et sonra kendi isteğinle git örümceklerin ağına düş iki buçuk saat toplantıdan çıkama. Olmaz olsun lan böyle iş!  Hayır zaten proje planı için aldığım notlara bakıyorum onca hızlı konuşmanın içinde yaza yaza Kutadgu Bilig gibi bir şey yazmışım, ne olduğu belli değil. Masa donatan garson gibi ortaya bir şeyler fırlatmam lazım.

Bunu da buraya yazıyorum ki ileride bakar bakar bu dehşetengiz günü ve Teletabi Azmi'yi hatırlarım. Ya işte aslında bugün O. günümde olsam iyiydi de, Ceren günümde olduğum için çok şey edemedim...Kısmet!


Ekstraya çıkayım derken KutadGu bilik'den çıkmak

Bazen kendi kendime soruyorum, Ceren sen şaka mısın?
Gerçekten içimde bazen iki ayrı insan varmış gibi geliyor.

Mesela O, bir şeyler üretip para kazanmak  isterken C, ya şu kısacık hayatta çalış çalış nereye kadar, amaaaan diye el kol sallıyor.

O, istiyor ki yarım kalan romanını bitirsin, self-employed olup home office çalışsın, azıcık çizimini geliştirsin digital tasarıma başlasın, o ufak deftere karaladığı çizimleri şöyle hakkını vere vere çizsin, Almancasını ilerletsin, Kitap bloguna devam etsin, bir de seyahat blogu açsın.
C'ye kalsa bütün gün nehrin yanında yatıp kitap okur, çay içer, film seyreder.

İşte O - geçenlerde karar verdi, ya zaten artık oğlan da neredeyse 3 yaşına geldi, ben en iyisi mi EKSTRAYA GİDEYİM. Yani internet üstünden birilerini bulup onlara iş yapayım. Neyse işte o çılgınlık anında girdim peopleperhour ve freelance.com sitelerine...O gazla bir iş kaptım. Neden kapıyorsam artık?

Tüm dünyada şubeleri olan, kobi çapında bir şirket. IT departmanı tek kişiden oluşuyor. Ben bu kişiye Teletabi Azmi demek istiyorum. (Azimli mazimli bir ismi var, müzlim brolardan kendisi). Teletabi Azmi, hibernate modundaki bilgisayar gibi, şarj bitmesin diye düşük enerjiyle çalışan bir arkadaşımız. Ya da belki de adam güneş enerjisi ile çalışıyor, kimbilir, malum bu sıra havalar kapalı. Azmi'nin işine duyduğu azmi anlayabilmeniz için bir örnek vereyim:
Azmi bana online çalışabilmem için account/hesap açıyor. Sana şifreni gönderdim diyor. Emailime bakıyorum bakıyorum bir şey yok. Spam'e bakıyorum yok. AZMİ YOK EMAİL FALAN diyorum, Avareemuuu stayla GÖNDERDİM diyor. Meğersem şifreyi bana yeni açtığı hesabın henüz varlığından bile haberimin olmadığı email inbox'ına göndermiş. Alnından öpesim geliyor IT MANAGER Azmi'yi.

Çalıştığım diğer kişi ise Pokemon Şin. Şin Çinli, Pokemon Japon biliyorum ama elimde değil, kadın bildiğin jigglypuff. Şin benim gözümde Azmi'den bir tık ileride, en azından işin User Interface tarafında olsa bile bir tutkusu, bir sevgisi ve çalışma isteği var kadının.Şin Marka Müdürü ve onlara açtığım deneme sayfalarına kendi fotoğrafını yükleyip fotoğrafın altına YOU LOOK LIKE SHIT yazan biri. Bir gönül dostu anlayacağınız.

1 haftadır bunlarla requirement analysis yapmaya çalışıyorum. SABIRTAŞI OLSA ÇATLAR. Dur dedim ben geleyim oraya bir. Gel tanışalım diye atladılar tabii. Zaten normal bir firmanın yapacağının onda biri fiyatına Intranet yapacağım adamlara, bir de ayaklarına gideceğim, göbek attılar haliyle.  Azmi ile yanyana gelirsek belki iletişim kanallarımız açılır, Şin de belki gerçekten yakından CRAP gibi görünüyordur diye atladım gittim. Tabii benim kafamda böyle dandik bir şirket imajı var, malum Laurel ile Hardy ile muhatabım bir haftadır.

Kalktım Cambridge'den teeee Reading'e gittim. Elf gözlerim bir de ne görsün. Adamların bina da, ofis de on numara! Bildiğin SteamPunk design yapmışlar ofise. KAPI KOLLARI DERİ KAYIŞ ŞEKLİNDE DİYORUM ABİCİM. Kapılar eskitilmiş paslı görünümlü metal, o koca pahalı ampüllerden asılı her yerde, ortam hot desk şeklinde kimsenin sabit masası yok. Allahım dedim sana geliyorum. Teletabi Azmi buraya nasıl kapağı atmış oğlum? Etnik unsur kontenjanından sperm gibi sokmuş kafasını cillop gibi şirkete ketenpereci. Beni karşıladı, ofisimiz çok güzel di mi falan demeler. Sanki babasının ofisi. (Kimbilir, belki de öyledir ya?) Sonra Şin'i bulduk. Zaten ne olduysa ondan sonra oldu.

Efendim ben kendimi bunlara teslim ettiğimde saat 3 buçuktu. Canımı saat 6'da zor kurtardım. Biri bir yanıma oturdu diğeri öbür yanıma. Plan yapmaya çalışırken Pokemon abla sürekli BUNU DA YAPICAZ MI PANPA, ONU DA KOYACAZ MI ŞURAYA? diye parende atıyor. Korkuyorum abi sayfanın her yerinde bir şeyler dönsün, patlasın, çatlasın istiyorlar. Ulan ben Web Designer değilim ki? Web Developer'ım abi ben? İkisinin arasındaki farktan zaten haberleri yok ama olsalar bile bunların istekleri için ne bileyim Web Design camiasının Tarık Mengüc'ünü falan bulmak lazım yani o çapta bir şey peşindeler.

Gitmem lazım diyorum yok. Çişim geldi. Susadım. Açlıktan öldüm yok. Gidemiyorum. Pokemon susmuyor. Soru üzerine soru istek üzerine istek. Azmi ise Hibernate modunda devam etti, ona düşen Action'ları da ben not aldım, birazdan gömeceğim emaili bana şunları ayarla diye, çalışsın azıcık pezevenk.

Altıda kaçmayı başardım. Ben bütün bu konuştuklarımızdan proje planını çıkartıp size atacağım bebs dedim, yok yani planı onlara bırakırsam bunlar bana Haçlı Seferi yaptırır. Bir de normalde istediklerinden çok daha fazla iş varmış, onu da ayrı paket halinde yaparım ayrı fatura keserim dedim OKEY dediler. O an içten içe ULAN ÇOK MU AZ PARA İSTEDİM diye bir ince sızı düştü yüreğime :DDDD Neyse bu daha ilk işim nasipse bir sonrakine isterim.

Azmi binadan çıkınca da peşimi bırakmadı. Benimle arabamı park ettiğim yere kadar yürüdü. Yarı inik gözlerini bir gram bile titreştirmeden: Merak etme, çok fazla şey istiyorlar, yapamayacağını yapamıyorum de, hepsini yapacağız diye bir şey yok yaeee. dedi. O an acaba bu adam Türk mü lan? diye düşündüm çünkü bu Türkiye'deki çalışma hayatımdan çok tanıdık olduğum bir stildi bu....

Azmi karakteri bende derin izler bırakacak bunu biliyorum. Yani düşünün ki Donnie Darko'daki tavşanla Teletabi'lerden Dipsy gizli aşk yaşamış ve LOVECHILD'ları olmuş. İşte Azmi böyle birisi. Yemin ederim arabaya binip benimle eve gelecek diye korktum ya. Of Allahım. Ne gündü böyle. Sen ki iş yerinde günlük 1 saatlik toplantılardan şikayet et sonra kendi isteğinle git örümceklerin ağına düş iki buçuk saat toplantıdan çıkama. Olmaz olsun lan böyle iş!  Hayır zaten proje planı için aldığım notlara bakıyorum onca hızlı konuşmanın içinde yaza yaza Kutadgu Bilig gibi bir şey yazmışım, ne olduğu belli değil. Masa donatan garson gibi ortaya bir şeyler fırlatmam lazım.

Bunu da buraya yazıyorum ki ileride bakar bakar bu dehşetengiz günü ve Teletabi Azmi'yi hatırlarım. Ya işte aslında bugün O. günümde olsam iyiydi de, Ceren günümde olduğum için çok şey edemedim...Kısmet!


Cok sevdim bunu

Life is too short to be normal. Stay weird.

Müdür olmuş gidiyorum

İş yerindeki istifa depremleri sonucunda bir sürü insan line manager'sız kalmıştı.

1 aydır yaldır yaldır kaçmaya çalışsam da kaçınılmaz son olan müdürlük bugün gelip beni buldu ...

Neyse ki yaptığım kulisler, ketenperecilik ve kendi müdürüme 'bak ben de kaçar giderim ha' şeklinde yaptığım zırlamalar işe yaradı ve sadece 1 adam düştü benim rızkıma. O da kendi arandı! Muhtemelen dışarıdan oldukça munis ve iyi niyetli gözüktüğüm için Dave denen yavrucak (yavrucak dediğime bakmayın adam kırk yaşındaymış) Beni illa ki Ova line manage etsin demiş ya! Bir de utanmadan 'ya sen tatillerimi hemen onaylarsın beni uğraştırmazsın' diyor pişkin.


Ne biliyorsun, belki müdür olunca tam bir bitch olacağım dedim? Yok ya olmazsın sen diyor.
Adamın hasıyım desene Dave...


Bilemiyorum bu ikinci kez birilerini line manage edişim olacak ve açıkçası bu müdürlük müessesesi hiç mi hiç hoşuma gitmiyor. İşte nedenleri:


1- Ekstradan en az aylık 3-4 saatlik iş yükü geliyor, ancak para mara verilmiyor.

2- Size bağlı insanların dertlerini dinlemek zorundasınız kaçış yok. Bir sorunları olduğunda size geliyorlar, onların işlerini uşak gibi takip ediyorsunuz.

3- Appraisallar, 1-2-1 lar, benim gibi toplantıdan, veya her türlü insan münasebetinden nefret edip bilgisayarı ile mutlu mutlu çalışmak isteyen biri için EZIYET

Neyse, bu da bir deneyimdir diyelim, yapacak bir şey yok. en azından dave oglan low-maintenance bir tip.



Yurtdisinda karsilasan baliklar

Memleketinden uzakta yasarken, rastgele kalabaliklarin icinde, seninle ayni yerde dogmus, ayni dili konusan, ayni yerden gelmis birini gorursun zaman zaman. O ilk tanima aninda bir sihir var gercekten. Goz mudur, kas midir, yoksa yuze yerlesmis bakis midir birinin Turklugunu- ya da Turkiyeliligini, Anadolulugunu mu demeli- ele veren?
Evet, o da benim geldigim yerden gelmis kesin, dersin.
Sahilde kiyiya vurmus baliklar gibi olur insan o an.
Turkce kelimelerle soluk almaya calisan iki balik.
Yabancilar denizinde birbirine o kadar da yabanci olmayan ama aslinda cok yabanci ve tedirgin iki kisi.
Ben ilk geldigimde cok ozledigimden midir nedir, icinde bulundugum Ingilizce dalgasi icinde duydugum her Turkce kelimede bir mutluluk yasar ve gozlerimi kelimelerin kaynagina odaklardim. Aradan zaman gecti, cosku yerini temkinlilige birakti. Ayni yerden gelmis olmak bir ortak nokta olabilirdi, ama ortak olmayan noktalarin arasindaki cizgileri cocuk oyunundaki gibi birlestirince ortaya hos sekiller cikmayabiliyordu.
Insan kiminle ne kadar konusmasi gerektigini ogreniyor zamanla.
Dun pazar yerinde yanima iki kiz geldi. Yaz okuluna gelmisler, Turkce konustugumuzu duyduklarinda suratlarindaki o sevince cok imrendim.
Izmir'de gercekten cok sevdigim arkadaslarimdan ve ailemden kopup kendi istegimle geldigim bu yerde, baska bir insana donustum galiba ben.
Biraz daha yalniz, biraz daha olgun, biraz daha cesur, biraz daha yetiskin biri.
Cambridge'de ne zaman buraya yeni gelmis bir Turk ile karsilassam icimde, kendime, 2011'de yaninda iki bavul ve bir suru olasilikla buraya gelmis halime el salliyorum.
Cok azicik buruk, ama guzel bir duygu.

Ev buldum ev ev ev ev ev

Gorulen yuzlerce ev, sinir olunan ve sinir edilen onlarca emlakci, 'Allahim bu fare yuvasi nasil bu kadar pahali olabilir' diye kafayi taslara vura vura eskittigimiz bir kac duvar sonrasinda NIHAYET ama NIHAYET bir ev bulduk. Ev de bizi buldu, teklif verdik, kabul edildi, emlakci da fena bir adam degilmis, hemen evi marketten cekiverdi.

Simdi yaklasik 3 ay surecek bir mortgage basvurusu + avukat kovalamaca + evrak takibi cilesi basliyor, cunku Buyuk Britanya'da ev almak uber zor.

Cambridge'in Tarabyasi diyebilecegimiz Girton'dan aliyoruz; her ne kadar aldigimiz ev biraz cirkin gorunuslu bir ex-council evi olsa bile, uzerine saracagim bir sarmasikla evin cirkinligini ortecegime inaniyorum.  Ne yapalim, Posh muhitin ancak cirkin sokagindan ev alabiliyoruz, kader utansin. En azindan evin ici genis ve bahcesi buyuk! Hem ne demisler, Girton'da usaklar, Chesterton'da yumusaklar :p

Erkekler de Aglar Oglum!

Goz yasi akmayana insan denir mi hic?
Zeytine cekirdek, insana goz yasi koymus Allah.
Erkekler aglar oglum,
Bakma erkekler aglamaz diyenlere!
Annenin sozu dinle sen
Kimse seni benim gibi sevmez
Kimse sana benim verdigim gibi guzel ogut veremez...
2.6.2016, Kapis'ime en derin sevgilerimle.

epeydir yokum ama cok da yogunum ya!

Ingiltere'de oturum izni alma basvurusu hazirliyorum, bir yandan da ev alma cabalari icindeyim. Tabi ev fiyatlari son senede ortalama 50 bin artmisken neden gecen sene almadim diye cilgin gibi uzuluyorum ama olsun.
Gunlerim ev gormekle geciyor diyebilirim.
Ise gidip geliyorum bir de iste...Persembe ve Cuma oglenleri calismiyorum artik. Pazartesi -carsamba gunde 9 saat calisiyorum. Persembe Cuma yarim gun. Oley!