watching the english

watching the english'i okuyorum da, gerci cok yavas gidiyor ama ilk iki bolumden 2 highlight:
1-) Ozellikle kadinlar arasinda, yapilan komplimana yine komplimanla cevap vermemek, sadece tesekkur etmek cok kaba bir seymis ama Ingiliz degilsen excusable. Erkekler cephesinde kompliman yok ama kullandigi seyleri saka ile karisik bir asagilama veya tam tersi yuceltme muhabbeti oldugunu soylemis yazarimiz, artik o kadarini da erkekler soylesin. Ben sigir gibi herkese thanks dedim bunca senedir, geriye kompliman dondurme zorunlulugundan habersizdim! Artik biraz daha yaratici olmam lazim grin emoticon you look great diyenlere, oh look at you! falan derim artik.
2-) Sosyal bir rule of distance oldugunu zaten Ingiltere'de yasayan herkes biliyor. Insanlarin birbirleri ile ilgili bilgi almak icin kullandigi kodlu konusmalar varmis. Mesela nerede yasiyorsun? diye sormak yerine, kendinle ilgili bir ip ucu verip adamin acilmasini beklemek. Misal is arkadasina, nerede yasiyorsun diye lok diye sormak yerine, "sabahlari a14 trafiginden yildim, vallahi!" diyerek kendin a14'i kullandigini belirterek, ondan da ufak ufak bilgiler alarak tume varim, ingilizlerin yontemi. Ben ilk geldigimde paldir kuldur soruyordum, bir iki kere karsimdakinin rahatsiz oldugunu hissedince hic sormamaya baslamistim, ve su anda beni bu bahsettigim yontemle sogan gibi tabaka tabaka soyanlar oldugunu hatirlayip guluyorum smile emoticon
Abi, olsun o kadar tanisali 5 dakika oldugu halde 'Neden hala cocuk yapmadiniz siz' diyen insanlarin oldugu bir ulkeden geliyoruz. smile emoticon
Gercekten keske bu kitabi ingiltere'ye ilk tasindigimda okusaymisim. yeni gelenlere el kitabi olarak verilmeli. Socially awkward olmama recetesi !


smile emoticon

Sanki sevgilimi terk ediyorum ya, olmaz olsun boyle istifa!

Ben gecen carsamba miydi, persembe miydi - karisti artik kafa iyice, Paskalya tatili yuzunden- gavurun DROPPED the BOMB dedigi gibi yaparaktan mudurume 'Ben gidiyorum, kalbimde anilar, aklimda gulen yuzun kalacak, beni unutma, optum canim kib bye' yapmistim. Universite'deki isimi silip atmaya hazirdim. Eski sirketim de bana 'Geri don geri don, ne olur geri don' yapiyordu zaten, bir yandan da Contract isler icin arayip duran headhunterlar var, kendimi yeniden markete atasim ve baska yerlere ziplayasim feci sekilde gelmisti!

 Turk bir Mudur olsa soyle oturdugu yerde genisler, buyur, SIKTIR GIT KARDESIM TUTAN MI VAR diye bagirabilirdi. Ama benim terbiyeli mudurum hakiki bir Ingiliz oldugu icin sokunu yalnizca 'Oh that's unexpected' seklinde yasadi. Bana 'gitme kal, bak valla cok mutlu olursun, bahar da geliyor, nisan mayis aylari gevser universite ortamlari' alt metinlerini gecti. Ben de olmaz minvalinde bir seyler sacmaladim. Zaten sikisinca ve konusamayinca Ingilizcem yetmiyor ustume gelmeyin diye pozitif ayrimcilik dilenciligi yapiyorum. Acayip cakalim!

Jack Black'e cok benzeyen terbiyeli mudurum  benim istifa emailimi HR'a gondermedi. Elinde kol gibi 2 ay notice tutuyor, nasil cikip gidebilirim zaten. Bekleyip duruyorum ben de o gun masamda. Saat 3'e dogru mudurumun muduru geldi, su surekli titreyip goz kirpan, Allah diye bagiran Sabri'ye benzettigim adam. G diyoruz kendisine. Allahim adam zaten durdugu yerde oynayan, heyecanli, kipirdak bir tip. Benim istifa kararimi duyunca gerilmis belli, Madonna'nin zenci danscilari gibi fikir fikir olmus eleman. "Gel seninle 10 dakika konusalim Ova" dedi, ben de el mahkum dustum pesine. Adam halay cekmeyi bilse yapisacagim kucuk parmagina, titreye titreye yandan yandan kopup gidecegiz, halayla duygularimizi icimizden akitacagiz adeta. Ama heyhat kultur aramizda buyuk engel, eline yapissam halaydan baska her seyi anlar diye tuttum kendimi.

Girdik bunun odasina. Ben bir sandalyede buzustum. Icimden Fatiha okuyorum. Adam tam bir bully cunku, daha once benim proje mudurunu nasil citiledigini biliyorum herkesin icinde. Dedim aha tamam, simdi bu benim agzima sicacak.  "Biz seni ise almadik mi, istedigin parayi vermedik mi, sana her turlu kolayligi saglamadik mi, nankor kopek, daha ne istiyorsun? CANIMIZI MI ALACAKSIN!" Sumuk gibi kalacagim. Kem diyecegim, kum diyecegim. Dedim ki kizim Ova, cok mu sikistin basla aglamaya. Bir gun olsun su erkek dunyasinda kadinligini, gozyaslarini kullan, gelmeyin ustume kendimi printer'in ustunden asagiya atarim diye duygu somurusu yap. O denli gozumu kararttim yani. Ay aman adam, sincap gibi suratima bakmasin mi? Birak kizmayi, masal anlatan baba edasi ile, 'Nedir sorun yavrucugum?' demesin mi? Ben epey uzun bir kemkum zincirinin ardindan meramimi anlattim, isin tam olarak bekledigim gibi cikmadigini, burada SharePoint takimi falan olmadigini, hem cussece iri, hem bilgice iri oldugum icin adeta tek basima bir SharePoint adacigi haline geldigimi falan anlattim. Universitenin uzay boslugunda herkesten ayri yuvarlanip gidiyorum, nedir benim bu halim falan dedim. Tabi o da bir dizi goz kirpistirma ve   el kol kimildatma esliginde, "ya, demek oyle, demek oyle" falan dedi.

Arkadas, nasil igrenc bir kulturden geliyorsam, az evvel ezik ezik otururken adamin sevecenligi ile cevval bir hale geldim basladim adamin tepesine cikmaya. Igrencim, igrenc. Kicikirik bir IT'ciyim, Goren de Nasa'da astronotum sanacak yani. Icimde ne var ne yok cikardim, move on etmek istiyorum dedim. Adam da tane tane konustu, bak burasi tamam kar amacli bir kurulus degil ama soyle soyle iyi yanlari var, istersen gel sana Flexible Working yapalim, hem cocugunla falan zaman gecirirsin, tusu kurar, fasulye ayiklarsin dedi. Stay beybi stay diye turku cigirdi. Ben yine kararimdan geri adim atmadim ama, adam bana 'Saliya kadar dusun, o gune kadar off'um, donunce goruselim' dedi. Terbiyeli olma sirasi bendeydi. Boynumu kirip tamam dedim.

4 gunum dusunmekle gecti. Ve karar verdim ki kalip bu projeyi bitirecegim. Bana guzellik yapip calisma saatlerimi sikistiracaklar cunku. Pazartesi-Carsamba uzun calisip Persembe Cuma yarim gun olacagim. Ama rahata alismamam lazim, emekliligi gelmis amcalarla tuyu yeni bitmis coder cocuklarin arasinda, dedikodu ve spekulasyonlarla dolu memuriyet hayatima su elimdeki projedeki Technical Lead rolunu bitirir bitirmez veda edecegim. Yoksa ben de o emeklilere donusurum bir gun! Terbiyeli Jack Black ile konusurken de soyledim, "bu proje benim namusum Jack, bunu bitirip guvenli bir sekilde size teslim edecegim, sonrasi Allah Kerim". Pezevenk oyle bir siritti ki, ulan dedim, bunlar adam bulamiyorlar, burada calisacak tek enayi cidden benim. Oglen baska bir toplantiya gittik sandalye yoktu ve bana yer verip yerde oturdu Jack Black dusunun yani. Kopruyu gecene kadar ayiya dayi diyelim diye dusunuyor muhtemelen.

Of, iste boyle. Basarisiz bir devrim girisiminde bulunmus atesli solcular gibi yenik ve yorgunum dostlarim. Az evvel yine bir toplantidan ciktim. Bunu da Erkin Koray'in Cambridge subesi yonetiyordu. Bu kadar benzer mi insan insana. Cikarken yuzune bakip "Estarabim?" dedim, Pardon? dedi. Saka, saka, icimden dedim. estarabim, estarabim.

Allahim sen her daim benim yanimda ol, guzel rabbim. Bana dogru yolu goster ve beni dogruluktan ayirma. Cok sukur. Valla saka bir yana, umarim hayirli bir karar vermisimdir, bir an evvel hamilelikten ve dogum izninden sonra pas tutan teknik becerilerimi parlatip baska limanlara yelken acmam lazim. Burasi guzel hos ama cok agir ve hantal. Her cicekten bal almak, butun sirketleri parmaklamak istiyorum ben. Ozel hayatimda namusumu korusam da, is hayatinda capkin olmak kaderim, kacamiyorum. Gozum hep disarida!

yine yapacagimi yaptim, istifayi bastim

Evet!
Istifa ettim bu sabah yine.

Isimden tatmin olmuyorum. Mutlu olamiyorum.
Cok yavas her sey, isi bilen insan yok, bir takim icinde degil daha cok yalniz basimayim.

Yeni is bulmadim, korkuyorum. Eski sirketim de beni geri istiyor ama istedigim parayi vermiyorlar, ona buradan sunu gonderiyorum : (((0)

Epeydir is gorusmesi yapmadim, ama buradakiler gitmemi istemedigine, eski yerim de geri almak istedigine gore piyasada bir giderim olmali diye dusunuyorum.

Ben bu ulkeye kendi canimin istedigi gibi calismaya geldim.
Turkiye'de isimin kolesiydim, cunku daha iyi bir is bulmam mumkun degildi. Burada is cok, adam yok. Kalifiye gocmen olmak iyi bir sey yani.

Neyse trasi kesiyorum ama su ana dek yaptigim en en ennn zor istifa konusmasiydi. Ya adam cok uzuldu ya! Of gercekten acayip ezilip buzuldum adamin karsisinda. Benim Allah cezami versin Steve, ben kimim ki senin gibi delikanli adami uzuyorum! Buldum da bunuyor muyum Allah'im? simdi ben Steve'i uzdum sen de beni uzme karsiliginda aman yuce Rabbim!

Evet Steve'in uzulmesi, titreyen sesi, gitmemen icin yapabilecegim hic mi bir sey yok diye sormasi, bunu adeta bir is ayrilis kararindan oteye tasidi, kocamdan ayriliyormusum gibi hissettim be! Valla ben sizi cok seviyorum. Sorun sizde degil bende. Benim icin su an RIGHT olan bu degil, bu hissi icimden atamiyorum dedim.

Dogru, yanlis yok ki bu hayatta.

Ben islerimi yaparken her daim Allah'a guvendim. O ne isterse o olacak.
Yuce Allahim nolllurr Steve'i uzdum diye beni uzme. Valla niyetim kotu degildi, cok denedim buraya alismayi ama olmuyor. Motive olamiyorum. Salla basini al maasini da yapamam ki!

Bir sey sana dogru gelmiyorsa, onu surdurmenin anlami yok ki. Yani baska alternatiflerin varsa, zorunda degilsen, mahkum olmamalisin diye dusunuyorum ben.

Bakalim neler olacak onumuzdeki gunlerde, amaaan en kotu evde oturur su bir turlu bitiremedigim romanimi yazarim canim, n'olcek!


Cambridge'teki cogu erkek bir anda kibarlasmisti. Peki neden?

Oglenleri kulakliklarimi takip kendimi Liane Moriarty'nin pamuk sekeri audio kitaplarinin kollarina birakiyorum. Bazen yururken oyle dalmis oluyorum ki bana birinin selam verdigini 5 adim sonra fark ediyorum. Az evvel de sirketteki Cakma Steven Seagall'i selamlayarak uzun oglen yuruyusumden geri dondum ofise. bilmem hatirlar misiniz, gecenlerde onun girdigi bir toplantida sikintidan catir catir catlamistim. Otoritenin yer yuzundeki yilmaz temsilcisi bu zuppe herif, yeni calismaya baslayan elektrik  supurgesine benzer bir ses cikarip agzini kivirarak burun ucuyla selam verdi bana, lutfettin, sagol! Kendime not: bu adam hiyerarside tam olarak nerede, ogren! Nereden geliyor bu hava? Toni diye birinden bahsediyorlar, bosslarin boss'u- yoksa bu Toni mi lan?

Ofiste su an orasini burasini kasiyan bir suru erkek var, her yer androjen, her yer direnis. Direnis cunku Cuma ve son is saatleri. 2 haftadir yeni ofis arkadaslarimla bir aradayim. Cuma gunleri oglen burasi muhtemel bir futbol maci sonrasi soyunma odasi gibi oluyor. Hodododododod sesi ile konusup gulmeler. Ayilar gibi birbirlerini durtup bir sey anlatmalar.

Erkekler ne garip? Neden bu kadar garipler? Bilemiyorum. Ama son zamanlarda cok komik bir sey fark ettim. Aralik basinda Dukan diyetine baslamistim, 14 kg kuculdum, 2 beden asagi dustum. Ve ozellikle orta yasli erkeklerden inanilmaz bir kibarlik gormeye basladim. Hala makyaj yapmiyorum. Hala benzer kiyafetler giyiyorum. Ancak kapi tutan gulumseyen suratlar olmaya basladi cevrede. Cok komik. bunu ilk fark ettigimde sanirim 3 hafta kadar onceydi. Ideal kilom icin daha 12 kg daha verme hedefim var, acaba  ideal kiloma inince daha genc erkekler de kibarlasacak mi? Sevgili hanim bacilarimdan bir tepki gormedim ama. Peh. Onlar hala ayni.



Dukan diyeti acilarla dolu bir surec. Mesela bugun Aromi'den skinny latte'mi alirken resmen sunlara bakip kendimi ac kopek gibi hissettim. 7 araliktan beri 1 damla bile seker kullanmadim. Nasil yaptim bilmiyorum.

Hayatimi cottage cheese ve fat free greek yogurt ile surduruyorum diyebilirim. Cok et seven biri degilim ve sossuz kuru kuru et ve kofte yemegi sevmiyorum. Karbonhidrat resmen can damarimmis yahu. Can damarimi kesip atmisim.

Su son 2 haftadir o ayni 2 melun rakama cakilmis kalmis durumdayim. 1 gr bile zayiflamadim. Cok moralim bozuk sevgili blog. Sabah uyanip kosa kosa gidip tartiliyorum, sonra ayni rakami gorunce oturup aglayasim geliyor.  

Boyle yani. Dukan diyeti yapan varsa, tuna burger tavsiye ederim. Normal kofte yapar gibi ton baligini burger seklinde yapmak, guzel snack oluyor. 


Icime koltuk sevdasi dustu dostlar

off ben var ya su anki isimden ayrilirsam resmen betona cakilmis gibi olacagim. 
Resmen bilirkisiyim ayol. Yetkilerim var! Herkes her seyi getirip olmus mu sence? diye soruyor. Saat basi biri geliyor. Gercekten fenalik geldi. Insan yonetmek cok zormus. Zittirin gidin artik diyesim var.
Toplantilarda 'ne diyor bu dingil' diye bakmak yerine, yaptigim tek bir yoruma bile kiymet veriyorlar (Cidden inanilmaz. ben bile sasiyorum. Ben bile kendimi bu kadar ciddiye almam sahsen.)
Koltugum sirtimi oksamaya basladi. Sanirim yavas yavas makam mevki sevdasina yenik dusuyorum dostlarim.
Sizce cikip 'Eyyy Hede hodo universitesi, sen kosssskoca teknikil lead'e bu koltugu mu reva gordun? Soyle daha satafatli bir sey isterim. Ayrica, sabah ise bisikletle geliyorum bunu mu reva gordun? bu universitenin itibari zaten yerlerde surunuyor, 119 uni. icinde 88'inci olmussunuz utanmadan hala bu boktan sonuctan "3 sira atlamisiz :)) "basari cikartma pesindesiniz. Benim gibi kossskoca Sharepointciye bi Audi cekemediniz, bi mercedes cekemediniz, trafikte taksilerle yanyana kelle koltuk ise gelip gidiyorum, yaziklar olsun puh size desem mi?
Duzce belediye baskani, bana bir akil ver!!!! Sana passat cekmisler en azindan, benimki daha beter frown emoticon Bisiklet ustunde huf puf, soforum bile yok be.


Duzce belediye baskani kimdir bilmeyenler icin: http://www.milliyet.com.tr/duzce-belediye-baskani-nin-gundem-2202791/ 

300 word Story- The Blue monologue

Raindrops were hitting the misted window of the coffee shop. Her friend Audrey was frantically talking. She wasn’t listening.

“Is he going to do it again?” she asked herself, feeling his soft skin under her palm. “Oh god, please don’t let it be like the last time!”

She reassured herself: “It is going to be okay. Things are getting better. It will NOT be like the last time.”

“Are you sure?” surfaced her fear, the old snake swimming in her gut, reaching out to her effortlessly. “You never know when it’s coming. Last week you thought it was alright, but he made you look like a fool in front of everyone...”

“Stop it. He is okay today. He’s his normal self. “

“Don’t be silly. What is his “normal self”? He is unpredictable. You know how demanding he can be.”

“You’re right. All my friends know how to handle theirs. They look so confident. All I do is try to guess what he needs, hoping that he’ll stay calm. I am such a failure.”

He was good today, she could tell he was enjoying himself. He made a gurgling sound and smiled. The smile hit her like a ray of light bursting from a prism. She felt ashamed. How could she be scared from her own baby?

“You didn’t drink your tea.” said Audrey.

She wanted to tell her about the trips that ended up in high pitch screams. The terror when he didn’t stop, refused to feed. How she drove home in panic, nearly hitting a cyclist, while he still screamed in the backseat.
She wasn’t going to tell. She knew it was going to be fine. It had to be.
He was only 3 months old.


Dipnot: Creative Writing Assigment'larimi buraya yollamaya karar verdim. 300 kelimenin altinda diyaloglu hikaye yazmakti bu haftaki odev. Happy Reading.



Patron Cildirdi!

Artik yeni is yerimde tamamen kendi ruzgarimla giden bir gemi gibiyim. Herkesle esit seviyede veya daha yukarida oldugumu ogrendim, malum burasi bir universite, ne kadar da olsa bir hiyerarsi var, burokrasi var, gereksiz kasilmalar var.
Kimseyi takmiyorum, kimse beni takmasin istiyorum. Ikincisi bir turlu olmuyor.
Ogleden sonralari hala 'acaba mezdeke calip oynasam mi' diye dusunsem de, kendimi calismaya verdim. Calisip bu bataktan kurtulmam lazim. Bu rol benim icin epey senior bir rol ama icini dolduracak tecrubeyi edinmeden gidemem buradan. Boyle kendi kendime, olmayan takim elemanlarimla esek gibi calisiyorum anlayacaginiz. Iki tane  Developer var bana bagli olmasi gereken ama maalesef benim calistigim SharePoint projelerini kimse sallamadigi icin onlar Ogrenci Yonetim Sistemleri vs. projelerine ataniyorlar.
Ben ve Proje Mudurumse caresizce toplantidan toplantiya savruluyorduk. Ta ki ben isyan bayragi cekip YETER ULAN ben gelmiyorum, sen git, kayda deger bir sey olursa bana anlat diye toplantilara gitmeyi reddedene kadar.

Bay Clueless dedigim, Bay G, beni ise alan, surekli yerinde duramiyor intibasi veren, gozlerini kirpistiran, Allah diye bagirip firlayacak gibi duran G ise bully (akran istismarcisi) cikti iyi mi? Herkes adamdan nefret ediyor. Jetonlar simdi dusuyor bende, yilbasi yemeginde herkes o nereye oturacaksa oradan fellik fecir kaciyordu. Ama ben guvendeyim, beni ise o aldi. G'nin bolgesindeyim. G noktasi! Beni pek seviyor! Oha o zaman herkes benden de nefret ediyordur di mi?
Yani su an burada, Laf-alimpics olimpiyatlari olsa Gercek Kotuler takimina dusecegim o derece. Allahin manyagi beni yalvar yakar ise aldi, yapacak bir bok da yok. Resmen kandirdi kotu yola dusurdu. :p Bir suru proje var dedi ya yalanci! Hani nerede? Bir tane kicikirik proje var ona da resource bulamiyoruz. Ben ne bileyim adamin kafadan kontak oldugunu. Gerci is gorusmelerinde de 'bu adam bi tuhaf' diye dusunmustum ama ne bileyim!

Ben de resti cektim kendi Proje mudurume, valla bu isler boyle olmaz ben buraya bunun icin gelmedim, gerekirse giderim dedim. Simdi serbest biraktilar, canimin istedigi isleri yapiyorum. Beden dersinde serbest zaman almis gibi mutluyum! Bir de resti cektigimden beri bir iyi, bir anlayisli, butun boktan isleri digerlerine yolluyor, bana gelmesin diye. Oh canima degsin! Zaten takimdaki diger elemanlarin hepsi erkek, hepsi senior developer benim gibi, ulan ben buraya sharepoint technical lead diye balik avlamaya mi geldim denyolar. butun gun solitaire falan oynadiginizi biliyorum, oturun is yapin ben de kendi isimi yapayim! Dingiller.

Dun gene bir toplantida cildirmis, sabah dedikodusunu yapiyorlar. Patron cildirdi! Cok cirkinlesti toplantinin sonu minvalinde. Valla diyorum ki sabahlari G ve ben, su holde kolbasti oynasak, butun sinir stres gider, kemiksiz et gibi kalir adam. Zaten minnacik bir sey. Surekli goz kirpistirip titriyor. Kimbilir ne derdi var da millete iskenceler ediyor. Kolbasti her seyin cozumu olabilir. O da olmadi Halay. Son ihtimal, tabi ki tahmin edeceginiz uzere: Mezdeke.


Dipnot:
Sagolsunlar, Bir kac okuyucudan basladigim kurslarla ilgili yazi istegi geldi. Yazacagim! Soz. Bir iki gune cikartirim. Okuyan herkesi operim. baybayyy

Is yerinde hayatta kalmak : 70'lerin Disko muzigine tutunarak

2 hafta sonra yeni is yerimde 3. ayim dolacak.

Tabi hala is yeri 'atmosferini' 'kulturunu' ya da kisa kesersem raconu yeni yeni ogreniyorum.

Neler mi kesfettim bu sure icerisinde?

1- Boktan Bulletinler.

Sanki herkes Cinliymis gibi Happy Monkey Year basligi ile gelen Bullentin'leri kimse  okumadan siliyor. Ben tabi yeni basladigim icin bir ikisini okuyup muhabbet acacak oldum, kimse okumuyormus. Bu benim icin bir sok oldu. Eski is yerimde, bu sirket ici bulletinler herkesin takip ettigi bir seydi!

2- Public Sektor sucks. Everywhere.

Bugun toplantida (evet yine 2 saatlik bir toplanti) nasil yapilacagina bir turlu karar verilemeyen bir konuda 'biz bunu neden boyle yapiyoruz' diye isyan ettim. Bakin karari biz vermeliyiz, gelin guzelce bir spec hazirlayalim, gidelim Stratejik komite midir artik ne naneyse, onlara, bakin diyelim bunu boyle yaparsak herkes kazanir.
Bana soyle bir bakti Proje Yoneticisi, hahahhahayyyttt dedi, guzelim sen giderken ben donuyordum o yollardan. Cok denedik olmuyor, Burasi ozel sirket olsa  2 ayda iflas ederdik. bunu anlaman lazim dedi bana ya! Herkes her seyin boktanligini, ve boktan kalacagini kabullenmis durumda.


3- Beni ise alan Direktor Bay Clueless'in tam bir bully oldugu

Evet, bay 'ben ne yapiyorum lan burada?' Greg, tam bir sayko cikti! Bully (Akran istismarcisi)
Of! Toplantida yerinden ziplayip 'buna basari denemeeeeezzz' diye bir esip gurluyor ki. (inanin basari nedir, basarili miyiz, vs diye soran yokken bir anda Allah diye ucan adam Sabri gibi yapiyor bunu)


4- Ceni isimli ofis arkadasima her sabah kahvaltinin yani sira  arada bir cicek geliyor...Kukusu altindan midir, nedir cozemedik . Artik bayagi cekistiriyoruz Ceni'yi, Iskoc Proje Mudurum,  Romanyali Kenafir gozlu kiz, Ben...Resmen Giybet Dairesi Baskanligi kurduk. Ben tabii Petrikle Ceni evlendi de bosandi sanmistim. Abooowwwww abooow ne evlenmesi. Evlenmeyi birak iliski bile yokmus. Azicik calkalamislar, sonra Ceni bay bay demis, sonra aylarca adama hamile oldugunu bile soylememis. En son anda: hello how are you, bu senin bebegin canim olaylari. Bir kere giybet batagina dustuk ya neler neler anlattilar, tam Dallas burasi.


Her sabah gelen kahve ve corek,
Her oglen sandvic yetmedi
Bugun de cicek geldi.

5- Ser Davos burada calisiyor.

2 hafta once bir adam gordum, aynen Game of Thrones'daki Ser Davos, ama daha genci. Oha ne kadar benziyorsun dedim, onore oldu sanirim. Sabahlari kahve yaparken muhabbet etmeye basladik. Game of Thrones seviyormus keraneci!

6- Bana heyheyler geldi

Bu sabahki toplantida, ortam o kadar lakayt'ti ki, bir noktada fikra anlattim (butun mudurler .ottur fikrasini, dusunun artik nasil les, altin gunu bir ortam var burada) bir noktada Stay Alive'i soylemeye basladim. Sonra kalkip azicik dans ettik- 30 sn kadar canim, o kadar da degil-. Cidden. 70'lerin Diskosu olmasa burasi cekilmez  gercekten!

Acaba diyorum ki, Mezdeke mi getirsem. Boyle oglen saat 3 gibi herkesin birbirinin ofisine gidip laklak etmeye basladigi bir aralik oluyor, Murrraaaaaaa Ye al yelil yelil yelil diye ortaya firlar, gerdan kirar, millete kalca falan atarim. Egzersiz, Spor, Healthy living diye de kabul ettiririm.
Burasi her seyi kaldirir! Lafta herkes cok busy, kimse ogle tatili yapmiyor, kimsenin vakti yok, ama pratige gel gor ki,ortam resmen Super Mario World gibi. Hani Mario yolunda giderken ortalikta her sey mal mal dolasir ya, aha iste aynen oyle.

Amsterdam!



Amsterdam'a Aralik 2015 yani yaklasik 2 ay once gittik. Christmas tatili icin.
Oncelikle sunu soyleyeyim, Amsterdam'daki havalimani kadar guzel havalimani gormedim ben. Bir suru alisveris imkani sunmasi, ve asiri temiz olmasi gonlumu celdi. Ayrica cok da guzel suslemislerdi.

Neyse... Amsterdam'da maalesef hic duzgun resim cekemedim. Kamerasi kirik cep telefonumla cektiklerim var sadece. Nedeni mi, Leylek gibi incecik paltoyla gidip hasta olmam. Maalesef hayatimda ilk kez tatilde, koskoca bir gunu iki seksen atesler icinde yatarak ziyan etmis bulundum. Eh, benim esekligim.


Ikinci gun de henuz hala cok iyi hissetmedigim icin pek az gezebildik. Yani aslinda, gider gitmez yataga dustugum icin, 4 gunluk tatilin yarisini yapabilmis gibi olduk.

Agir fotograf makinesini boynumda tasimak istemedim. tum fotograflar cep telefonum ile cekildi.


Kaldigimiz apartmani Airbnb'den bulduk. Ev sahibimiz Niels cok iyiydi. Adamin rating'i yoktu, Airbnb olayina yeni girdigi icin cok heyecanliydi, her seyi son derece ozenli sunmustu. Organik sampuanlar, sabunlar falan! Evi de 2 bed bir evdi. Gerek bulundugu mahalle olsun gerek icinin sade dosenmisligi olsun gonlumuzu fethetti.

Bir dukkan vitrininden Tombikler.  Kendimi gordum!

Bu fotograflarin cogu Amsterdam'in Jordaan denen bolgesinden. Bizim Ne ettigini bilmez mudurler muduru, Amsterdam'a gittigimi duyunca, Ayy Jordeeyyyyn'e git diye tembihledi. (J harfi ile) 8 ay orada yasamis bay Clueless. Evet Amsterdam'a gidince ogrendim ki o Yorden diye okunuyormus. J degil Y. Bir kere daha adamin Clueless'ligi tasdiklenmis oldu benim icin.



Sokaklar, kanallar, benzer tipta apartmanlarla guzel bir sehir Amsterdam. 


Her yerde bisiklet tabi ki bir numarali ulasim, ancak bisikletliler bayagi cesur kullaniyorlar. Bizim yasadigimiz yer olan Cambridge'de de bisiklet 1 numarali tasit ancak Amsterdam gibi olmasi icin 10 firin ekmek yemesi lazim Cambridge'in. Ayrilmis bisiklet yollari, bisikletcilerin/ekipmanlarin ucuzlugu, gonlumuzu fethetti




Sehrin belirli yerlerinde gercekten de Marihuana kokusu sokaklari sarmis durumda. Dolasirken usul usul aldigimiz kokunun esrar kokusu oldugunu dank ettigimizde cok sasirdik :)
Coffee Shoplarin oldugu sokaklar, fosur fosur. Magnet almaya girdigim hediyelik esya dukkaninda ise ciklet gibi sarimlik Ot satiliyordu, belki 60 degisik cesit secenegi ile.

Evini Christmas icin susleyenler pek coktu.




burasi 9 sokak denilen bir bolge. Cok guzel dukkanlar var, ama pahali.




Bot turuna da ciktik. Kesinlikle cikin, cok guzel.

Genel izlenimlerim:

Cok buggy friendly bir sehir degil. Cocukla gezmek zorladi.

Sehir merkezinin az disinda, Yasanacak bolgeleri(banliyo mu denir?) kesinlikle duzenli ve cok guzel.

Cok fazla Turk var, hatta beni Amsterdam icinde, Almanya'daymisim gibi hissettirdi adim basi Turk'e rastlamak.

Dutchlar Ingilizler kadar guler yuzlu olmasalar da, Iskandinav ve Almanlardan daha dost canlisi. Fransizlarin yaninda ise sevgi kelebegi. Kime ne sorsak yardimci oldu, gayet arkadas canlisiydi insanlar, yanimizdaki Kaplan'i seven cok oldu, Cocuklarin basini oksamak falan Ingiltere'deki gibi tabu degil anladigim kadari ile. Cunku Kapis'in basini epey seven oldu!

Herkes Ingilizce biliyor.

Kahveyi begenmedim. Bir kac yerde denedim, ama Ingiltere'deki kadar guzel degil bence kahveleri.

HEMA'ya mutlaka gidin, ozellikle ucuz bisiklet ekipmani ve cocuk oyuncaklari icin birebir (Dutch ve Iskandinavlar bu oyuncak isinde gercekten cok basarililar)

Yemek icmek bayagi pahali. Hatta bana Ingiltere'den daha pahali gibi geldi, ama tabi mantikli bir arastirma yapmadim.

Merkezde Marks and Spencer foodhall var. Ingiltere'de gitmedi iseniz esinti almak icin ugranabilir.

Eger grip olup yataklara dusmesem cok daha renkli bir yazi cikardi, cunku Amsterdam gercekten 'buzzing'  bir sehir. Ama bu kadar oldu artik, tarihime not dusmus olayim...



Her guzel seyin bir sonu varmis demek!

Nihayet Proje ofisinde altin gunleri yapmaktan kurtuluyorum dostlar!

Oturma planlari degisiyor, ben de nihayet diger yazilimcilarin yaninda oturacagim. Negatif enerjiyi nasil yigdiysam, ben odada kaliyorum, Yani su an oturdugum ofiste herkes gidiyor, ust kattaki ofislerden birine. Ust kattaki diger ofislerden birinden de, yazilimcilar geliyor. Nihahahahah!

Bu odada en sevdigim olan adam Bernard gidiyormus :( Simdi onun anlattigi muhtesem hikayeleri kim anlatacak? Agzini yaya yaya Konusan Stephie mi? Tek yaptigi masasinin cevresinde X veya Y erkek umutla ciftlesme dansi yaparken gulumseyerek kafasini saga sola yatiran Ceni mi? Peh!

neyse, yazilimcilarin arasinda da renkli tipler vardir elbette.

Bu arada, yeni kesfim, Brezilyali calisma arkadasim Enerton'un bir yazar olmasi! Kendisi bir polisiye kitap cikarmis, simdi ingilizce'ye cevrilmis ve onumuzdeki ay UK'de de satisa cikacakmis. Allaaaaaaaah gel bakayim sen buraya diye bir cektim ben bunu kenara. Kitaplar benim olayim bebeyim, hemen soyluyorsun kitabin adini sanini, kitap cikinca, aliyor okuyorum. Kitabini promote etmek icin fikir ister misin? dedim. Istedi. Ben bir basladim. En son frenim patladi sarampole yuvarlandim sanirim. Civar town'larin literary festivalleri, Crime Reader Association Group, aklima gelen butun Independent Bookshoplarin adini saydim kontak kursun diye.

Ya dedim ki, benim Ingilizce romanim cikacak olsa, inan bir banner giyer sokaklarda kosardim. O derece. Kendisini o gunden beri gormedim. (Odadan tasinmisti cunku)
Umarim manyak oldugumu dusunmuyordur...