Turklugume mektup yazdim

ne tuhaf, bütün Avrupa içimden yol yol geçse, şu ağır ağır giden yağmur bulutları da üstüne ilişse bile göğsümün üzerindeki ağırlığından kurtulamadım

gün geldi hayret ettim,

bir kadın ve bir erkeğin, bir kadınla bir kadının veya bir erkekle bir erkeğin birbirini sevmesine tahammül edemeyen kenarları dikenli yöntemlerine

insanların birbirini sevmesindense öldürmesine razı yokuşlarına

gün geldi lanet ettim.

soyunmak istedim çıplak ve insan kalana kadar, öncesiz, evsiz olmak.
deri değiştirir gibi unutup geride bırakmak istedim seni.

o kadar zor oldu ki. sesleri, kokuları, renkleri, anıları, bıyıklarının dibinden özgürlüğümüzü kemiren adamları, meme uçları hiç yokmuş gibi bakan kadınları, insana bir sahip çıkıp bir terkeden sokakları, kendine insan olmayı yakıştıramayan kayıpları, aynaya çarpan güneş ışığı gibi nereden baktığına göre değişen anıları katlayıp katlayıp minicik bir cebe tıkıştırmak.

kendi kendime verdiğim bütün sözlerle beraber kalp cebime koydum seni
göğsümün üstüne.

kapı diplerine ilişmiş teyzelerden televizyonda bağıran yüzleri yeni basılmış para gibi kaygan ve traşlı şovmenlerine kadar, gözü olup bakabilen herkesin yargıçlık ettiği yersin sen. kaçmak, kaçmak istedim. saymadan, sormadan, hesaplamadan ve kıyaslamadan, insan olabilene kadar kaçmak.

çiller gibi yayılmıştın derime. fırçalamakla ve cilalamakla çıkmıyordun. öğrendiğim şeylerin hepsinden kazak örüp giydim, aynaya baktığımda hala görünüyordun.

kaşımla gözümün iki kıpırtısında buldum bazen seni. bazen boğazımdan çıkan beklenmedik bir mırıltıda. yabancı olduğumu bildiğim her anda elimi tuttun, tuzlu su içmek gibiydi sana dokunmak.

sen yeri geldin bir şarkı oldun çıktın, tıkıştırdığım yerden buldun beni. bazen bir fotoğraftın, vitrinde göze ilişen bir kelimeydin. kaldırımda beraber oturup çiğnerken ağlamak istediğim bir yemektin. Ferdi Tayfur kılığında bile çıktın karşıma. seni o kadar çok şeyde gördüm, buldum, sana o kadar çok yerde hiç beklemeden dokundum ki.

Unut dediler, unutamadım. İçki de içmem ki, Allah kahretsin, oturup bir rakı masasında utanmadan hüngür hüngür ağlamak istesem yapamam.

Bildiğim, sevdiğim, sende kalan her şeyin selasını duyuyorum bazen yattığım yerden. Kendi kordonunu kesen bir bebek olup aramızdaki bağı kopartasım geliyor.

Bir çocuğum var, ona da senmiş gibi yapıyorum. Belki yarım, belki tam. 
Biraz kalbi kırık. Çokça umutsuz.

Bütün 23 nisanlardan hep nefret ettim. Zorla okunan şiirlerden de. Sperm hücresi bile yumurtaya neden girdiğini bilirken neden geldiğimi anlamadığım kalabalık törenlerde amaçsız, sıkılmış ve nereye gittiğimi bilmez hissettim kendimi. Mustafa Kemal yeleleri alevden al atlara binip giderken arkasına atlayıp kaçmak istedim. Kaçamadım.

Hala da kaçamıyorum. Ben ağlıyorum ama İzmirliyiz ya, fonda izmir marşı çalıyor, Erkan Yolaç çoktan öldü.

Bir o mu, Müslüm Baba, Levent Kırca, Zeki Alasya gitti, Tarık Akan gitti be, sonra onca bela okuduk da acaba cehenneme gider mi dediğimiz Kenan Evren bile geberdi. Herkes öldü, kimi geberdi, kimi öldü diyelim veya.

gidenler gidiyor, devirler devriliyor,kanunlar değişiyor
gelen gideni silecek mi yine?

Keser döner, Padişahlar vatan haini olur, sap döner eksen değişir,Kahramanlar Diktatör olur. Sonra diktatörler yine kahraman.

Analitiğine de, geometrisine de lanet ettiğim bir coğrafyada doğmuşum suçum bu mu?

Ha o coğrafya, o insanlar, yalanı yanlışı, tıkıştırdığım yerden kusar gibi çıkıyor bazen.

Bir papatya yoluyor yerden öküz. Seviyor, sevmiyor oynuyoruz.
Kaybeden hep benim...Sevmiyor. Sevmiyor. Sev-e-miyor.
Uzaklarda, çok özlemiş, ülkesiz.
Ait olamama şerbetine bulanmış.
Bugün 23 nisan ve neşe dolamayan, bendeniz.
Artık Sevemiyor.

Misafirimiz Teddy!

A post shared by ova (@meropecik) on

Sevdigim bir arkadasimin annesinin bazi saglik sorunlari oldu yakinda. Kendisi Glasgow'lu, ve annesine surekli gidip gelmesi cok zahmetli oluyordu. Annesini buraya tasimaya karar vermisler. Kuslarini 1 haftaligina birakacak bir yer ariyorlardi. Ben de yardimci olmak istedim cunku hem Mehmet'in tuylu hemen her seye karsi gelistirdigi alerjisi nasil etkilenecek gormek istedim, hem de kizin isi gorulsun. Guvenli ve sevecegi bir yerde kalsin kus. (Biz hayvanlari cok seviyoruz, vallahi)

Kucuk kedi mi, kuc mu, kopek mi sorusuna KEDI! cevabi verse bile cocugum Teddy'i cok sevdi.

Inanmayacaksiniz ama Teddy bize 2 uzun sayfalik bakim kilavuzuyla geldi. Kadin hem pdf olarak hazirlayip mail atti hem ciktisini getirmis. Nasil bir ozen, nasil ihtimam. Bazi insanlar bu kadarini cocuklarina gostermiyorlar inanin. Cumartesi biraktilar, dun kontrole  geldiler Teddy'i. Carsamba gidecekler ama oncesinde 1-2 gunluk test olsun, Teddy depresyona girerse kari kocadan birisi gitmeyip onunla kalacakmis. Tohumundan az yemis esek, cikardik disarida yedirme yontemlerini gosterdiler bize. Kakalari kucukmus, eger yememeye devam ederse carsambayi ertelemeyi dusunduler. Ama ben kendimize guveniyorum. Bence Teddy dun ona 2-3 tane sekerleme verilince yemini salladi. (Sekerleme dedigim kus icin ozel, millet diye bir sey, Stefi klavuzda yazmis ki bu kus icin dondurma gibi bir seymis insan dunyasindan bakinca)

Peanut yani amerikan fistigi kadar beyni var ama nasil akilli bir hayvan anlatamam. Derdini anlatiyor ve cin gibi de her seyi anliyor. Plastik kiz arkadasi var, ona opucuk verip uyuyor falan. Bir alem yani, evimize nese getirdi. Hayvanlar cidden muhtesem yaratiklar!

Guyana'dan selamlar.

Sanirim ikinci bir cocuk yapmayisimin nedeni cocugum oldugundan beri hayatimin her gununun tek kelimelik ozetinin Azer Bulbul sarki isimlerine denk gelisi.
Kaderim bu. Ya dardayim, ya zordayim, ya da ikimize birden yukleniyorlar.  Bugun cok degil 1 saat kadar once basimdan gecenleri su an yazmazsam kesin unuturum.O yuzden yazayim dedim.

Sabah toplantisindayim bir saat once. Daily Stand-up.
Masa ve sandalyeler onumuzde duruyor ama biz oturmuyoruz ayakta duruyoruz.
Ben hastayim. Geberiyorum. Bedenim adeta kar olmus yagiyor. Yok ya, kar cok romantik ve elit kalir benim halime kiyasla. Sulu sepken gibiyim.
Cocuk hastaydi haftasonu, iyilesti ama allahin belasi mikroplar dururlar mi, ev ahalisini gezmeye basladilar dunya turu yapar gibi.
Neremden girdiler neremden ciktilar bilmiyorum. Terliyorum,sirtim at cignemis gibi aciyor, onumde duran sandalyeye hasretle bakiyorum, suya egilen salkim sogut gibi egildikce egiliyorum ama oturamiyorum. Stand-up toplanti konseptini icat edenin yedi sulalesine hanimefendiligime hic yakismayacak seksist kufurler sayiyorum. Oturmaya hasretim. Dokulecegim yere, icimde firtinalar kopuyor. Video konferans yaptigimiz icin ekranda bizim oda da gorunuyor, masallahim var, suratim kipkirmizi BURAYA PARK EDILMEZ isareti gibiyim resmen.
Bir de sirayla herkes ne yaptigini anlatiyor ya allah kahretmesin iki kisi sonra sira bende, bir yandan kahramanca ayakta durmaya calisip bir yandan da soyleyecegim cumleyi kafamda ayarlamaya calisiyorum.
Cunku beynim de bedenimden cok farkli degil.Sabah gunaydin diyen arkadasa hello yerine byebye diye cevap vermisim(cidden) ise nasil geldim hatirlamiyorum bile. Yani canimi teslim etmeme uc nefes kalmis.
O esnada telefonum hunharca calmaya basliyor. Lan kim bu diye bakiyorum ki Mehmet. Hah tam arayacak zamani buldun diyorum MEMO! Veriyorum mesgulu, veriyorum mesgulu. Ama yok, bir daha ariyor, bir daha. Guc bela TOPLANTI diye txt atiyorum.
Cevap geliyor: Kaplan'in okuluna geldim okul bugun kapaliymis!
Sanirim dunyanin en kisa korku hikayesi bu olmali. Ayakta durma cabam,  sira bana gelecek stresim beni yikmamisti ama bu YIKTI.
Mehmet bildigin elinde Kaplan'la kalakalmis. Okul kapaliymis, noticeboard'a asilmis, onceden email gonderilmis.
Dunyanin en sorumluluk sahibi ana babasi olan Mehmet ve Ova bunu kacirmis tabii.
Ruhum muhtemelen bedenimi terk etti o an. Bir tavana ciktim indim demek isterdim ama doruklarda gezilecek en son gun bugun, muhtemelen ruhumu sicti bedenim. Odanin altina indim, yayildim, toparlanamiyorum. Surunuyor ruhum. Sira bana geldi. Hello everyoneee diye bir basladim ki kendime inanamiyorum. Gulumsedikce gulumsuyorum o pancar suratimla, batti balik yan gider bir seyler anlatiyorum.
Kesin aha manyak kariya bak, kasi gozu nasil da oynuyo dediler var ya. Cunku o an sinir stresten her yerim oynamis olabilir gercekten. Gozum segiriyor onu hissettim ama baska nerem segirdi bilmiyorum!
Su mubarek cuma gununde Allah bana o toplantidan yere cokmeden cikmayi nasip etti ya bin sukur diyorum.
Mehmet izin almis mudurunden, evden calisacakmis, haydi hop Kaplan'la beraber eve donmus.
Olan bana oldu o toplanti muhtemelen omrumden bir bes alti ay yedi. Toplantidan ciktim surune surune masama geldim, inanir misiniz ne oldu.
Bir arkadas bizim ofisten gecerken yanimda geldi ve 'Turkiye'nin Bulgaristanla siniri varmis yahu! hic bilmiyordum' diye muhabbet etmeye basladi.
Yani normalde kendisini de severim, ama bu dogru bir an degildi sohbet icin.
Yuzumu kaldirip ona baktim, adam boncuk boncuk terlemis suratimi, perisan halimi gorunce soka girdi. Kesin o an Turkiye'nin Bulgaristan sinirina yikildigimi dusundu.
Agzimi acip konusamiyorum adamin suratina mal mal bakiyorum, yuzumden KAHROLSUN BULGARISTAN yaziyor, Allahtan adam ingiliz Bulgar falan degil.
Tabii biraz 'nolmus lan bu kariya' diye suratima bakarak hafif gergin bir ses tonuyla, her an kacmaya hazir urkek bir ceylan gibi anlatmaya basladi: Pub quizde Turkiye'nin 6 sinir komsusunu sormuslar.
Lan ne altisi koluna bacagina sictigimin, hastayiz ama daha olmedik lan!!! diyerek Google Maps'i actim.
Gucum olsa kolundan tutup monitore ittirecek, 8 tane, ogren de gel cik karsima diye bir kac tokat atacaktim.
Atesim vardi. Kafam binbesyuzdu. Belki hala da oyle. Arkadasim yanimdan gittikten sonra Turkiye'nin komsulari, onlarin komsularinin komsulari falan derken kendimi Guyana'da buldum.
1 saat sonra eve gidebilecek olmanin mutluluguyla doluyum su an.
Guyana'dan selamlar!

Liberal kanatlarina al beni, Tayyipten kurtar sar sarmala beni

Bir arkadasla bulustuk oglen. Ingiliz kendisi. Gecen seneden beri karsilikli gorusmemistik ama email ile irtibat halindeydik. Son derece liberal ve gerek Trump gerek Brexit konusunda hayattan cok ama cok sikayetci bir bayan kendisi. Brexit sonrasi acayip depresyona girmisti.

Efendim Brexit'i protesto eden gecen haftaki march'a katilmis, inanilmaz dertliydi.

"Britanya yasanacak yer degil artik. Gidecegim buradan!!!! Hukumetten nefret ediyorum." Falan dedi.
GEL SEN SOYLE BIR BAKAYIM dedim.

Ona biraz Turkiye'den bahsettim. Erdogan'dan. Erdogan'a olan derin sevgimden. Erdogan'in halkina milletine duydugu derin sevgiden.

Referandum'dan bahsettim ona, lirik dokunuslarla Devlet Bahceli ve olmayan diger opposition'a da degindim.

Yani anlayacaginiz selam verdi borclu cikti bana. Aci dolu gozlerle 'ya, oyle mi' diye bakti. Acidi la bana.

En cok benim hukumetim/ulkem boktan tamam mi mirandacim dedim, en birinci biziz, saksi degiliz biz.

"vallahi haklisin kardes, hamdolsun ki ingiliz dogmusum" dedi neredeyse. Yani inanin bulustugumuz ortam o denli hipster olmasa, ve bizim duygusal dalgalanmalarimizi kaldirabilse o anda yere kapanip canim britanyam en azindan bir demokrasi formusun sen diye secde edecekti.

Bu arada size bir haber, her turlu formda etnik koken kutucuklarinda artik Avrupa'da bir yerlerden otesi(polonya? bulgaristan?) White seceneklerini secemeyecekmis Mr Trump sayesinde, Amerika'da. Yani hani burada hala White Other'iz ama subhanallah Amerika'ya gitsek Black other falan olacagiz herhalde.

Neyse bu ogle arasi aldigim liberallik dozu beni fena carpti arkadaslar. bu gazla ben simdi gidip hangi ulkenin gocmenleri EXPAT hangi ulkenin gocmenleri IMMIGRANT oluyor, bunun uzerine sover sayarim, kendimi Elizabeth koprusune zincirleyip neden white EU vatandaslarina expat degil immigrant diyorsunuz adi herifler, onlar Turk mu, it oglu itler diye protesto da edebilirim.

Gelismis bir ulkenin liberal vatandasi olmak isterdim. Liberalim zaten ama ulkem arabesk. Nerede senin Liberal solun eyyyy Turkiye? Takunyalar mi ezdi? Badem biyiklara yan mi bastin?

Neden anamdan Tork dogdum bilmem. Dusunsene zenginin Ali Agaoglu, First Leydin Emine. Veya dur, fikrimi degistirdim, Izlanda veya bilemedin Estonya gibi ufacik, kimsenin hakkinda bir bok bilmedigi bir yerlerde dogmak isterdim. 3-5 milyonluk bir ulkede dogmak isterdim cidden. Lan 80 milyon Turk var ulkemizde. Ataturk gelmis dusmani yenmis okey ama neden bir kisim ic mihraklari sag birakmis kardesim??  Coguyla ayni mahallede oturmak istemem. Simdi ben neyim, vatan haini mi. Yoo dostum yo. Sadece dunyali olmak istiyorum. Dogdugum yerin beni ben yapan seylerden biri oldugunu inkar edemem, ama doldugum yer, doydugum yer, kendimle dost oldugum yer ulkem degilse ben ne yapabilirim?




Bir bahar sabahi oldu mu simdi bu kaza



http://www.cambridge-news.co.uk/news/cambridge-live-latest-traffic-travel-12789959

Bu sabah, bu kaza yuzunden babam agladi. Dun cok kostum bacaklarim kazik gibi, dedim ki lan bacaklarim sunger bob'un guneslenmis haline dondu, en iyisi otobuse bineyim. Yanima da kaplanin buggy'sini aldim donuste okulda alicam ya.. tin tin otobus duragina gittim. Otobus zamaninda geldi cok mutluydum, hava gunesli kuslar cikliyor, cicekler serin ruzgarda sallaniyor falan. Audiobookumu da dinliyorum keyfim gicir.
Neyse sonra yolun yarisinda otobus zink diye durdu. Anam bi baktim polis kordon cekmis yolu kapatmis. Tabi gotum uc bucukladi hemen LAN BOMBA MI VAR LAN allahsizlar cambridge koyluk yer ne bombasi vicdansizlar diye panikledim. Ama Devir teknoloji devri, durur muyum tabii hemen telefonuma sarildim. Isin aslini ogrenmek basit. Twitter'da south camb policeforce'u takip ediyorum zaten. Hemen tweetlemis brit cops sagolsunlar, cok sukur sadece bir kazaymis. Hemen otobusun icinde ayaga kalkip bu yeni bilgiyi insanlara oldukca bilmis ve kool bir bicimde aktardim. Ehem ehem. Otobus soforu da kafasini kasidi, indi bir yerleri aradi. Geldi dedi ki minimum 2 bucuk saat yol kapali. Ohoo oradan yurumek 50 dk zaten millet indi hemen. Ben de indim. Aslanlar gibi yuruyorum. Mehmeti aradim haber verdim hemen, sakin gelme buradan, Histon'dan dolas! diye :p
Cok mutluyum fildir fildir yuruyorum ki o da ne??! Yolun yarisinda fark ettim ki BUGGY OTOBUSTE KALDI. Tabii yine o an hemen benim klasik kaldirima cokup aglama sahnesi oldu. Ya neden ben bu kadar salagim diye dana gibi kosmak istedim. kostum da aslinda, ters yone dogru. Sonra guc bela otobuse vardim, buggy'i aldim, eve yurudum, bisikleti aldim. Eve yururken de koyun muhtariymisim gibi herkese el kol yapiyorum, YOL KAPALI DON DON diye. Pezevenklerin hic biri de takmadi iyi mi, oh olsun dedim gir gir in asagi kilit trafik kal orada verecek Allah cezani. CiNSLER! Olay mehmet'e yaradi, oo madem gec kaldin kaplani sen birak diye bana kilitledi. Yani ozetle arkadaslar, bisikletle 20 dkda gelinen, 3 millik yolu ben evi 7'ye on kala terk edip ise 9'u on gece vararak tamamladim.
Yalniz o herif de (simdi can cekisen adama pezevenk demeyeyim_) nasil carpmissa, arkadas patlama gibiydi ortalik, her yerde araba parcasi. sarhos muydu, neydi artik? hayatimda boyle bol parcacikli kaza gormedim tek arabayla hem de!

Bir Brit'e Muslum Babayi nasil anlatabilirsin ki?




Muslum Babanizi nasil alirsiniz? Ben cover ile alirim. Baskalarinin sarkilarini cok guzel soyluyor adam.

Peki ya bir Britanyaliya Muslum'u nasil anlatirsin?

Muslum Gurses dinliyorum, gozlerim dolu dolu, biri dokunsa hic durmadan aglayacagim. Yurtsuz, yalniz, anidan baska bir sey biriktirememis biri gibiyim. Kariyer desen, bir gemiye bindim gidiyorum. Hangi limanda inecegim belirsiz!

Ofisteyim, memleketimi ozledim(ozledim mi sahiden?), yalnizim, icki bile icmem ama bir kucuk raki acasim var, bahar geldi ama hala neden depresifiz, haksizliklara neden kimse ses cikarmiyor, neden insanlar bu kadar kotu, ergenligime geri mi donuyorum yoksa diyorum! Muslum Baba'ya bir fatiha okuyup derin bir nefes aliyorum ve calismaya devam ediyorum...


kimseye etmem sikayet, aglarim ben halime

Oyle bir hafta gecirdim ki kendimi tarihe not dusmek adina yazmak zorunda hissediyorum. Ustumden sanki kamyon gecti vallahi. Ileride cocugum acar okur, "vay be anam neler cekmis" diyebilir, veya diyebilir ki "vay be anama bak, ne mizmiz kadinmis, pes vallahi". Artik takdiri evladima birakiyorum. O ne isterse onu der.

Gunubirlik Oxford'a gittim geldim, gunubirlik Londra'ya gittim geldim, tam basardim ulen yaptim derken....

Tummy Bug'lara geldim, surum surum surundum!

Kusmali sicmali hastaliklar olmasa Britanya bir cennet. Hani su tummy bug dedikleri nalet mide virusleri var ya, biktim onlardan. Cocuk krese gitmeden oncesine dek biz bu mendebur mikroplarla tanismamistik. Bedenlerimiz de dimaglarimiz gibi tertemizdi. Tevekkeli degil bir kere eski sirketimde safra kesesi tasindan dolayi kustugum icin ise gec kalmis, bunu belirtmek icin mudurumu aramistim. Boyle boyle, biraz rahatsizlandim, gec gelecegim deyince, sen gelme ulan ayi muamelesi gordum, 1 hafta evden calis, ise gelme dedilerdi. O zaman anlamamistim, ne abarttilar yahu demistim ama simdi anliyorum. Biri ishalse veya kusuyorsa bu ulkede, o insanin 20 metre etrafina YAKLASMAYACAKSIN. Rule of thumb. Cocuktan dolayi bu ikinci oldu Tummy bug deneyimimiz. Valla Allah cezamizi neden veriyor bilmiyorum kimseye de bir sey yaptigimiz yok. What doesn't kill us makes us stronger insallah diyelim. Gecen seferki cok fenaydi ya, Kaplan bir yarim gun Italya'daki volkanlar gibi alt-ust patladi once. Sonra o iyilesti ee haydi iyilesti ise bari gidelim diye Cheltenham'a gittik, cunku manyagiz biz(onceden reservation vardi). Neyse Cheltenham'da ilk gece her sey superdi ama ikinci gece Mehmet groove dansi yapmaya basladiginda, 'iyi de mehmet, sen muziksiz dans etmezsin ki?' dememe kalmadan benim de havsalamda hafif salsa/flamenko tinilari baslayiverdi. Aman Allahim o gece nasil sabah oldu ve biz o kaldigimiz yerin sahibinden checkout sonrasi nasil beddualar aldik bilemiyorum ama o kapidan ciktik, ciktik ve geri donmek istemedik, her seyi arkada birakmak,unutmak, silmek istedik. Ayrica evliligimiz icin de guzel bir test oldu bu, biz birbirimizi gercekten o kosullar altinda bile sevdiysek bizi hicbir sey yikamazmis onu anlamis olduk! Oyle igrenc bir seydi yani bu lanet tummy bug. Neyse ki bu defaki Kaplan'i sadece ustten patlamali carpti, bizi ise hafif karin agrilari seklinde yokladi, cok sukur! Kaplan hala hasta gibi, tam iyilesemedi, bir kac mikrop birden ayni anda almis olabilir, aman yani baska tummy bug almasin da.

Eyyyyyyy Danimarka, Hollanda, siz kimsiniz uleyyn

Iki gundur bir tatavadir gidiyor, Hollanda ile olanlarin bizimkilerin sadece haritada Hollanda'ya bakip, "kucucuk ulke lan, biz bunlari yeriz" demelerinden kaynaklanmis olabilecegini dusunuyorum. Neyse Avrupa'da yasayan bir Turk olarak olaylar canimi sikti sikmasina ama gecen hafta schengen basvurusuna gittigim Danimarka basvuru merkezi daha da canimi sikti. Ilk gittim suratima bakmadilar, randevusuz gelemezsin dediler. Oysa ki telefonda randevu almak icin konustugum hatun kisi bana 'kop gel ya ne randevusu' demisti. Sinirimden aglayacagim, elimdeki belgeleri salliyorum, 'kardesim ben Cambridge'den geldim bugun, isten izin aldim, bana telefonda walk in dediler, gel dediler!!!' Turkish passport ile olmuyor canim o isler diye agiz burun egdi kadin ama sonra artik ben nasil el kol salladiysam elimde oglumun Ingiltere Pasaportunu gordu. Iste o anda akan sular durdu. Oooo sizi soyle alalim oldular cunku ailemde EU pasaportu olan birisi varsa ben :
- basvuru ucreti odemiyorum
- randevu almak zorunda degilim istedigim zaman gidebiliyorum
- hicbir belge vermeme gerek yok ucak biletleri disinda
- sonuc 2 gunde cikiyor.
Yuh dedim yuh. Turkiye cok guclu, cekemiyorlar diyen Aile bakanimiza bu animi hediye ediyorum. Oglum Ingiltere Vatandasi olmasa, Schengen bolgesinde sumuk kadar degerim yok.

Pes ettim artik. Gitmiyorum Lan Kursa Mursa!

Suluboya kursumun bitmesine son 2 hafta kaldi ama hem hocanin mezar kabul gorevlisi ayarindaki sen ruh halinden, hem de o saatlerde artik beynimin kulagimdan akmasina ramak kalmasi hissinden dolayi ben PES dedim, beyaz bayrak salliyorum. Evde kendi sulumu, kendi boyami kendi imkanlarimla haftada bir gece yapayim yeter. Su siralar eve tek parca ve beynim akmadan varabilmek daha gercekci hedef benim icin.

Cocuklu bir arkadasimla iki haftadir Amerikana kitabini konusmak icin bulusma plani yapip, sonra iptal ediyoruz. Cok komik. Ikimizin de yeni yil hedefleri icinde 'daha cok pub'a gitmek' vardi. Muhtesemiz, muhtesem!

Ebeveynlikte yeni taktikler

Anne babalik Mehmet ve benim icin inisli cikisli bir surec oldu hep. COCUGUMUZ UYUMUYOR.
Cocugu uyuyanlara haset etmedik valla bak. Hic fesat insanlar olmadigimiz gibi, surekli kendi icimizde muzakere edip, bu cocuk neden uyumuyor, soyle mi yapsak, boyle mi yorsak? gibi acilimlara girdik.
Fakat artik tukenmis bulunuyoruz. Cocugun 3.5 yasina gelisi ve hala bizim normal bir hayat yasayamaya olusumuz bizi desperate times brings desperate measures noktasina getirdi.
Su an amazondan bir stair gate soyluyorum. Duvara civilenenlerden.
Odasinin kapisina takip, kendisi uyumaya hazir olsa da olmasa da odasina koyup, daha sonra kocisimle mutlu yarinlara kosmaya karar verdik.
 :)(:

VAKAI-ANAHTARIYE : Bir unutkanlik destani


Dun normal bir gun gibi baslamisti. Butun gun hava boktandi, karnim acti, ve yorgundum. Her sey olmasi gerektigi gibiydi yani.

Saatler 17:15'i gosterdiginde, onumde oturan arkadas sanki ben cok anliyormusum gibi bir sey sordu bana. Ben Turk'um arkadaslar. Bilmiyorum diyemem. Tabii ki magrur bir sekilde ayaga kalkip arkadasimin monitorune, soz konusu probleme bon bon bakmaya gittim, planim bir iki dakika bakma ve 'hmm hmm'lama eylemini icra edip sonra arazi olmakti. Fakat sorun gercekten cok ilgincti. Daha da ilginci cocugun bana gosterdigi platformu daha once hic gormemis olmamdi. O an artik NEDENSE, NE GEREGI VARSA, ilgimi cekti. Ilgimi cekti cunku bilmeyisimin, haberdar olmayisimin derecesi beni  urkutmustu, sakin bon bon bakma planlarim LAN BUNLAR NE, NE LAN BUNLAR diye ekrana dehset icinde bakmamla yer degistirdi. Bizim ogrenci anketlerinin mobil app'ini yapiyorlarmis, bir tane JavaScript konsolu acti, oradan compile falan etti hatayi bana gostermek icin. Kaldim primat gibi bakiyorum. JavaScript ve compile?

Beynimdeki uyari mekanizmasi : SAATE BAK dediginde, ne ben sorunu anlayabilmistim, ne bir sey. Hmm yapamamistim bile, o denli apisip kalmistim. Panik icinde, Cocugumu kresten almam lazim, sabah bakariz dedim firladim ama sinirim COK bozuk. Cok. 35 yasindayim, JavaScript'teki gelismeleri takip etmek icin cok yasliyim gibi geliyor bazen. Eve gidince CV'mi print edip durum yapip yemeyi hayal ede ede cocugun okuluna gittim.

Baktim ki kapida beni yardimci ogretmen bekliyor, ve normalden farkli olarak bayagi iyi davraniyor bana. Son bir iki aydir, okula girisim cocugu KAP-CIK modunda. Cunku eskaza oyalanirsam biri muhakkak yanima gelip Kaplan su yaramazligi yapti, bu yaramazligi etti diye basliyor.  Darp, adam kacirma, dolandiricilik, ne ararsan var Kaplan'da. Neyse ben bu normalde suratsiz olan kadinin bu ekstra kibarligini gordugum an anladim bir seylerin ters gittigini. Bizim Kapis kosarken kafasini kapiya carpmis. Kadin bana bunu tatli tatli anlatti, tutanak tutmuslar onu imzalatti, Arada da bir guzel laf soktu: kendini kontrol etmeyi bilmiyormus da, dana gibi kosturuyormus da,  Neyse ben bu kagidi elime aldim, arkasinda bir suru felaket senaryosu var. Cocugu izleyin sunlar olursa doktora gidin bilmemne. Benim beynimde Kemalettin  Tugcu tarafindan yonetilen bir bolum var arkadaslar. Boyle seyler olunca orada cesitli senaryolar yazilmaya baslaniyor. O kagit parcasindaki Head trauma kelimesini gorunce beynimin o bolumu is basina gecti tabii, bayagi bir moralim bozuldu.

Yikilmis bir bicimde okuldan ciktim, Kapisimin kucuk sicak eli elimde, otobus duragina yuruduk. Normalden yavas mi yuruyordu? Normalden sessiz miydi? Surekli bunu dusunuyorum bir yandan da. Kaldirima cokup turku cigirmadan otobuse bindik neyse ki. Otobuste seninki uyudu, inilecek duraga geldik uyandir uyandirabilirsen. Dag koylusu gibi vurdum Kaplan'i sirtima otobusten indim. Yemin ederim hayatimin en zor eve donusuydu. Bildigin sirtimda 19 kiloluk cocukla yaklasik 10 dk yurudum,..Kapiya gelince cuval gibi biraktim oglani yere. Neyse ki yagmurdan uyanmisti.

Eve geldik cok sukur derken...
Bir de baktim ki anahtarim yok.
Anahtarim.
YOK!
Kaybolmamasi, unutulmamasi icin 3 ayri anahtarlik taktigim, ustunde arabamin, evimin, bisikletlerimin kilitlerinin, is yeri kartinin takili oldugu 1.5 kg'luk yumak.
Unutmusum! Yok!

Kapis, kaldik kapida bohuhuhuhaee dedim. Kaplan aaaaaaaaaaa dedi. Cocugum benden kibar. Mehmet'e haber verildi, ama trafik varmis. Bekleyecegiz mecbur.
Bahcemize girdik, bahcede tahta barinak var oraya girdik, Mehmet'i bekledik. Neyse ki Mehmet eve geldi de kurtulduk.

Sabah uyandigimda dun olanlara ragmen mutlu ve huzurluydum.

Dongu basa donmustu. Ise geldim. Is yerinin karti nerede? Tabii ki anahtarliktaydi. Lanet olsun dostum, lanet diye cop teneksine tekme atacaktim ki, dur ya, Remi'i arayayim insin bana kapiyi acsin derken bir de fark ettim ki cep telefonumu da unutmusum!!!!

Sogukta 15 dakika bekledim. Ben erken gelip erken ciktigim icin, ekstra erken geliyorum ise. Sabah 8'den once pek kimse gelmiyor, normal calisma saatleri 9:00-17:30 oldugu icin. Biri gelene kadar popom dondu. Neyse nihayet biri geldi, iceri girdim. Masama geldim, anahtarim YOK! Delirdim. Butun cekmecelerimi, masanin altini, olasi her yeri detayli aradim. Ofisteki arkadas(su bana dun soru soran hem de): cantanda olmasin? dedi. Cantam. Dun yanimda olan cantam. Yok ya, hayir olamazdi. Cantam bana bunu yapamazdi! Normalde cantamin yan cebine koyarim anahtarimi, orada yoktu. Sonra ic kismina baktim. Anahtarliklarim bana ELLLOOOOOO dediler.

O anda gercekten kafamdan asagi bir kova buzlu su dokulmus gibi dondum. Ruhum muhtemelen bedenimden cikti, odanin tavaninda en koseye sindi, 35 yasinda, sakar, unutkan, beyninde uc hucre kalmis bedenine soyle tiksintiyle bir bakti.

Anahtarim basindan beri benimleymis.

Gulmeye basladim.
Guldum, guldum. Bir tatile ihtiyacin var dedi arkadasim. Daha yeni 2 haftaligina Turkiye'den geldim oglum ben, dedim.

Sonra nilufer yapragina kurulan irice bir kurbaga gibi masama kuruldum, boynumu gomdum, sandalyeme yerlestim. Kahvemi yudumlayarak bu yaziyi yazdim. Bunu buraya IBRET-I ALEM adina birakiyorum. Vallahi kendimi falakaya yatirabilsem, yatirir, kendine gel, derim. Bu ne unutkanlik ayol!

Yapamamak

Yapamiyorum, yapamiyorum, istedigim hicbir seyi vakit bulup yapamiyorum.

Surekli konusuyorum, BUNU YAPACAGIM, SUNU EDECEGIM.

Ama her gece bir patates cuvali gibi yigilip kaliyor, ve 'yarin bakarim artik' diyorum.

Nereye varacak bu 'yapamama' hali?

Tek istedigim yazmak, cizmek, bir de sosyallesmek.