Bir garip playdate hikayesi

Benim oglanin Nursery'de (kres) bir best friendi oldu!

Muhtemelen teyyare olup beraber ucuyor bunlar, baska bir sey yaptiklarini sanmiyorum. Ama dedim ki madem cocuk Keelllum(okunusu boyle bir sey) ile oynamak istiyor, bir bulusma ayarlayalim. (playdate)

Nursery'e cakilan maillerden sonra, C.'in annesin E'den bir mail aldim, hemen bir bulusma ayarlandi. Biri daha ilgilendi bu bulusmayla, kizi olan bir adam: M.. Haydi sen de gel dedik ona da. Merak etmeyin, kotu seyler olmadi boyle ucuncu sayfa haberi gibi sadece bas harfleri vermemin sebebi sadece Allah esirgesin, bir sekilde blogumu bulur, Google Translate motorlarina yuklenir ve benim hakkimda mi yazdin Neriman? Nalcak! diye ustume gelirler korkusundan. Nitekim gecen sene yaratici yazarlik kursunda, sizi bloguma yazdim dedikten sonra uzerime dolma kalemlerle: ne? nasil ? neden? nerede? diye saldiranlari unutamiyorum!

Efendim buluşmaya gittik baktım C ve annesi E kapıda bekliyor. Sonra A ile babası M geldi. Aman allahım A'nin babası nasıl yakışıklı bi adammis, adonis mubarek. Boyle ne bileyim unlu biri gibi bir gorunusu var, adam parliyor, cavil cavil. Kiyafetler falan designer, belli! Ben tabii ki bulusmaya gitmeden once tam bir stalker gibi bunlari Facebook'ta aratmistim, gorurum de kim olduklarini anlayamam korkusundan. Ben M'yi aratınca cambridge'de ayni isimde normal bir vatandas cikmisti ilk. SEN O DEGİLSİN M!!! diye haykırıp omuzlarından sarsmak istedim. Allah sahibine gani gani bagislasin, adam 750 watt mikrodalga fırın gibiydi, E erime belirtileri gösteriyordu. Zaten o gelince E beni hepten unutmustu. Canak antenin uyduya donmesi gibi herife bir dondu bir dondu, donus o donus, o kafa bir daha donmedi bana!
Ama Aslan M beni ihmal etmedi. Ar yu TÖRKİŞ diye lafa girdi, universitedeki roommate i turkmüş falan fistan. Istanbul'a gitmiş çok sevmiş. Adamdaki Turk ve Turkiye sevgisi, sempatisi, bende yok oyle diyeyim ben size.
Bu arada bulusmadan once, E'nin Facebook'una bakmak beni depresyona sokmaya yetmisti. Kadin Okyanus Bilimciymis!! TV'lere cikip konusan bir tip. Bilimkadini... Ya ben bu kadinla ne konusacagim simdi diye epey tasalanmistim, ama Allahtan M'nin dehsetli yagusuklu varligi, E'nin benim pacoz benligime teget gecmesine sebep olmustu.
Tanrım kadin yine bbc radyo bilmemkaçta  küresel isinma ve okyanuslar üstüne konuşacakmış. gulumseyip onaylayarak dinlerken icimde bir sey bir tarlanin ortasina gidip bagirmak istiyordu. Lanet karı ya, kucagındaki iki tane cocuk, biri 3 yaşında biri altı aylık. Super human mısın ben kıcımı zor siliyorum sen BİLİMİNİ NE ARA YAPIYOSUN BE KADIN diye o anlattıkça ben tokatlamak istedim kadini.

Sonra bir kim ne iş yapıyor muhabbeti başladı. E kendi isini o kadar amazink bir sekilde anlatti ki altta kalmamaliydim. Cok zekiydim. Computer science okudum diyerek ucundan kıyısından da olsa science minderine popomu attim. Bilimse bilim ulan! Sana yedirtmezler :)) Bizimki de Information bilimi, facebook'a  twitter'a falan giriyorum is yerinde butun gun. Haber yorumu okuyorum, sonra bunlari sentezliyorum. Boru mu bu? Bu da bilim. (Boyle demedim tabii) Efendim Virtual Learning Environment kodu yaziyoruz dedim, havali durmasini umut ederek. Kadin okyanus bilimci ya. OKYANUS BILIM. KURESEL ISINMA. bunlar benim boyle sagda solda gorup uc cumle okuyup ikinci cumlenin yarisinda 'sut bitti mi alsam mi' diye dusunmeye basladigim agir konular. Burada atom parcalayip protonlara haiku falan yazdirsam ancak "vay, veri interestink" dedirtirsin herhalde boyle birine. Kadinin isi bomba ! Kiskandim...
M de PR'cıymış sanırım. Sosyal bilimler. Aman canim, senin cool olmak icin bilim  yapmana gerek yok bebisim dedik adeta E ile ikimiz. 
Asil bomba su ki, adam ev erkegiymiş!!! çalışmıyormuş. Karısı astra zeneca'da bilmemne direktörüymüş. Bu da oyle kendi halinde bohem bohem takılıp cocugu getir götür yapıyormus.E burnunu cekiyordu.. Adeta "senin gibi adamı biz de bulsak eve koyar ev erkegi yapardık M'cigim, deli misin"diyordu. Onun kocası da IT'ciymiş. haspam senin bey ne iş yapıyor diye de sordu, onu da soyledim...Bluetooth yapiyor benim kocam. bluetooth isinde. Kod mod yaziyor o da. Hic anlamam ki o islerden? Benim isimin pek cool oldugunu soyleyemem ama belki onunki cooldur..Aksam eve gidince bir sorayim.

Ya A??? Ya o kucucuk kiz? Bir başladı.... Annem christmas kutluyor, babam hannukah kutluyor, ben ikisini de kutluyorum. Vay babasının kemiği lan ben hannukanın ne oldugunu 20 yaşında öğrenmişim kız kalktı bana resmen dinler tarihini anlattı. Yılbasında Tenerife'e gitmişler. Tek gözümü kısıp lan ora nereydi,Ispanya miydi, haritada hangi yere düşerdi diye dusunurken topluluga girdigimde en güvendigim kalem olan sosyo-etnik kültür çeşitliliği kalemin de düşüşünü kabullenmistim. Entelektuel seviyenin yukseldigi topluluklarda Turk olmak buyuk rahatlikti, ulkemiz cok guzel bir tartisma konusu cunku ve o konuda bilgiliyim normal olarak :p
Ama Turkluk ne ki? M yahudiydi. M kanadalıydı. M hem fransızca hem ingilizce biliyordu. Pipimle kaligrafi yapiyorum dese sasirmazsin yani o sekil, yapiyordur pezevenk dersin. Dostlarim, bu iki enteresan ve elit Kembric insaninin yaninda adeta tombis, pembe yanakli bir Fransiz dag koylusuydum. 

Ayrica, diger iki cocuk kaplan'in yaninda gorgu ve adap konusunda birer Ingiliz asilzadesiydi. Ikisi de yemeklerini oturup masada yerken benim oglum kaptan magara adami gibi ortada dolasarak tuketti pizzasini. Yemek adabi sifir, oyuncak paylasma adabi sifir. Evet, Cocugum bir magara adamiydi. Tukenmistim. E Iskoctu ve Ingilizcesi anlama sinirlarimin cok otesindeydi. Kimbilir kac sorusuna anlamadan kafa salladim kadinin?! I am a pencil seviyesindeydim, o derece. Dardayim ey aneeeeeeeey diye turku cigirmama az kalmisti. E bir de israrla kendi ogluna, "hayir kalkamazsin, burada yiyeceksin, kalkilmaz" diyordu E.Cocuk da ortalikta serseri mayin gibi gezen Kaplan'i haset dolu gozlerle izleyerek pizzasini kemiriyordu. Kafamda dardayim aney caliyordu ya, Kaplan agzini koluna silince de Mortal Kombat'in sonundaki gibi fatality oldu. 'uzerime usustuler, parca parca bolustuler' calmaya basladi kulaklarimda. Kafama bir not dustum. Disiplin ve adab-i muhaseret konusunda bu cocuga bir sekil semal verme zamani gelmisti..Neyse ki diger kiz da, oyuncak konusunda bayagi bir olay cikardi ve ciyak ciyak bagirdi da, ohh be bunlar da normal cocukmus dedim. Normal cocuk!

Bu E var ya...Adam giderken ay çok güzel oldu yine yapalım dedi. Ben giderken bana bir bok demedi.
Ama sonra mesaj atmis tenks for organising diye. Ya reply edicektim, dicektim ki BIRAK BU AYAKLARI BIRAK, ADAMI GORDUN BENI UNUTTUN. Neyse ki M ile cok iyi anlastim. bir ara yine playdate yapalim Deeeeeeeeeermisim. 

Dip not:
bu yazi, bayagi abartarak yazilmistir. olaylar gercek, insanlar da oyle, ama bu kadar disastrous degildi sanirim (: eglenmek icin yazdim aslinda.. :)

Steven Seagal emekli oldu ve Kembrice yerlesti, dermisim!

Iki saattir guluyorum. Bizim direktor emekli oluyor. Yerine kim gececek tartismasi olunca, iki kisinin adi gecti.  Ben de birinin ismini cikartamayip buyuk bir aciksozlulukle:

"Hangisi? Su Steven Seagal'e benzeyen adam mi" dedim.

Bir anda butun gozler bana cevrilmisti. Adamin adi Julyen'di (biber dograma stili olanindan) ve gercekten de bedeninden zangir zangir yayilan o GUC BENDE ARTIK vibelarini karsisindakinin iliklerine kadar sokmaya kararli bir tipti. Hani boyle insanlara "sen ne yaparsan yap burnumun kenarindaki tatak bile hayatimda senden daha fazla hacim kapliyor canim :((" havasi ile yaklasan, durruk tipler olur ya iste onlardan biri aslinda Julyencim. Tanisaniz cok sevmezsiniz. Ayrica bilmeyenler icin animsatayim, buradaki testesteron seviyesi Cin'deki hava kirliligiyle dogru orantili. IT'de bazi erkekler kendi alanlarini "Maalesef!" iseye iseye isaretleyemedikleri icin egolarini genisleterek, ben buradayim ve fikirlerim hepinizden onemli uleeyn diyerek kendilerini rahatlatiyorlar mecbur. Julyen de etki alanini vucut artiklari ile isaretleyebiliyor olsa sanirim hepimiz tepemizde bir hevenk bokla oturuyorduk ofiste. Tenk god.

Efendim neyse, ofiste birden hava degismis, "Nasil yani? Ne steven seagal'i?" diye bakan gozler bana cevrilmisti:
"yah ne bileyim iste, doksanlarin aksiyon filmlerinden cikmis gibi bir tip, boyle toplantida masaya vurup; yettiniz artik diye herkesi taka tuka dovmeye baslayacak gibi gorunmuyor mu?"
dedim... Bu ani ve Ingiliz ruhuna oldukca generous gelen itirafim uzerine Brit davadaslarim havalara bakip biraz dusunduler. Ve sonra 'Ohh yeeeahh lan hakikatten oyle, halejullah' diye bagirmaya basladilar.

Sonra actik Steven Seagal fotograflarina bakmaya basladik. Eski filmlerini yad ettik. Steven'cigimizin dev bir dikdortgenler prizmasina donmesinin geyigi dondu falan.

Boyle manyakca seyler olabiliyor iste arada. 15 dakika sonra muhabbet 90'larin aksiyon filmleri uzerinde o denli ilerlemisti ki 'lan biz bu noktaya nasil geldik' diye sormaya basladilar.

Bense az evvel Julyen dogranmis biber a.k.a. Steven Seagal Kembric reloaded ile merdivenlerde bir kez daha karsilasmis ve gulmeme engel olamamistim.  Neyse ki bu yersiz nesem dayak degil bir gulumseme ile cevaplandirildi. Julyen de gulumseyebiliyormus, ooo yeeeee! Julyencim, bana gulumsedin ya ben de bu yazimi sana armagan ediyorum canim. Sevgiler bebisim.

Yeni yildan beklediklerim

1- Daha cok fotograf cekmek

2- Daha cok yazi yazmak

3- Daha cok kilo vermek

4- Daha az 'sey' satin almak

5- Coding skillerimi gelistirmek

Saygilariniza arz ederim Tanrim, bana bunlari yapacak gucu ver!

2017 - Lutfen 2016'yi aratma

Senden tek dilegim bu ulkem adina.

Cok uzgunum, cok kizginim. Turkiye'ye ne olacak bilmiyorum, endiseliyim.

bye bye 2016

Bu siralar kendimi cok yalniz hissediyorum blog. Yerde duran yaprak gibi. Kaldirima dusmus tas gibi. Kisa gunlu kis aylarinda, Kapisimle Cambridge sokaklarinda dolanirken, bu soguk, bu uzak memlekette, yalniziz, yalniz, yalniz.
2016 pek cok insanin nefret ettigi bir yil oldu, ama bizim bir cok hedefimizi gerceklestigimiz, acik uclari birlestirdigimiz, cok calistigimiz, cok kosturdugumuz bir yil oldu. Allah onumuzdeki yili da mutlulukla, huzurla kapatmayi nasip eder insallah...

Olmadik isler icinde

Oncelikle son bir haftadir perte ciktigimi itiraf edeyim sayin okuyucu, 10 gun suren bir tasinma ve bakim/onarim yapilmasi gereken iki ev.. Insan kaca bolunecegini sasiriyor. Cocuk da olunca. Cocugun okuluna gotur getir olaylari falan cok zor. Yemek de vermiyor okul her gun beslenme hazirla. Ilk gun buyuk ozenle hazirlanan beslenmeler bir sure sonra iki ekmek arasina sikistirilmis mazlum bir peynir dilimine guvenen son dakika birlestirmelerine donusuyor...Bunu yazacagim bir ara!

Bugunku konumuz Is Gorusmeleri.

Cok uzgunum, cok boktan bir gundu bence dun. Canim  sambacim, ofisteki diyet dostum, badim E. dun isten ayrildi. Dogrusu o kadar istemeye istemeye ayrildi ki ve ben calistigim is yerine o kadar sinir oldum, o kadar sinir oldum ki, Turkiye gundeminin yanina eklenip canimi siktikca sikti bu durum. E. ye soyle kocaman bir sarildim dun, uzulme lan dedim, gorusuruz yine. E. ortayasli, oldukca stil sahibi olmasi gay olusundan geliyor olabilecek, kabul etmese de suratinda dolgu oldugunu dusundugum tontik bir arkadasimiz. Mukemmel bir yazilimci kendisi. Teknik olarak EMEYZING. Zaten kendisi bizde baska bir danismanlik sirketinin elemani olarak calisiyordu. Amerika'dan buraya gelmis, burada da Ingiltere kazan o kepce sirket sirket, yore yore dolasiyor. Dolasmaktan bikmis artik, Cambridge'de bir apartman tutmus nehre bakan, cok mutlu. Bizim is yeri mukemmel bir yer olmasa da kalmak istedi. Kidemli yazilimci pozisyonu acildi bir tane, basvur dediler kendisine. Gorusmeler iki hafta once cuma gunu yapildi, ben de katildim.

Gorusme universitenin baska bir kampusunde olacagi icin sabah afyonum patlamadan yollara dustum. Ben obur kampuse ne zaman gitsem kendime has 'NEREYE GIDEYIM LAN BEN' ruh haline giriyorum. Gecen sefer otobus yoluna girmisim, bariyerdeki gorevliyi arama dugmesine basmisim, kadin bana Kibariye'nin annesi (nur icinde yatsin) gibi sofeeer sofeeer dercesine bagiriniyor, ne dedigini anliyorum ne ne yapmam gerektigini. Ben de ac lan bariyeri, ac lan diye yalvariyorum. En sonunda anladim ki yanlis yerdeyim. Arabalarin olmasi gereken yeri bulup dogru bariyere gelince bu sefer de sifren yok dediler. Babasinin kemigine tukureyim ya universite degil de Nasa ussune giriyorum sanki. Emaille gondermisler sifreyi, otopark girisini telefonla internete baglanana kadar felc ettikten sonra nihayet giris yapmayi basardim. Meshurum arkadaslar. Herkes beni taniyor. Iste iki seferdir park yerini kitleyen o MAL  diye bakiyorlar bana. Nefret ediyorum bu yuzden diger kampuse gitmekten. Ya ne var otobusler geciyorsa. Ac iste bariyeri kimse yok girivereyim soldan donecegim zaten. (Nalet olsun Icimizdeki Turkluge! Turk ogun, calis, dortluleri yak saga cek.)

Efendim neyse ben normal insanlarin puruzsuz yaptigi isi turlu badireler atlatarak yapip gitmem gereken yere gittim. 5 tane insan gelecekmis gorusmeye. Muhtemelen kadin oldugum icin veya belki de takimdaki en genc eleman oldugum icin, bana gelenleri sen karsila diye diktiler resepsiyona. Hayir hic de kimseyi karsilayacak gibi degilim. Ama cok kararliyim karsilamaya. Gorusmeye gelir gibi giyinmis yalniz birini gordukce Panter gibi atliyorum gorusmeye mi geldin diye. Bizim sevgili dostumuz E de geldi. Inanilmaz sikti, eldivenlerine kadar. gelenlerin hepsini bir yere oturtup toplarken kendimle gurur duydum yemin ederim. Dogal bir liderim lan dedim. Herkes geldi. Biri 50'lerin baslari, digeri 50'lerin ortasinda iki Ingiliz adam. Bir tane sarisin Ingiliz kadin. Bir tane yine bizim is yerinde calisan Yunan arkadas ve benim tontik arkadasim E. Kattim onume cikardim yukariya.

Baktim bizimkiler yere bir carsaf sermis. Ortasina da kirmizi bomba koymuslar. Ilk egzersiz bu bombayi takim calismasi yaparak patlatmadan carsaftan disari  cikarmak. Ip falan vermisler bunlara. Bana fenalik basti... O grup testinde benim arkadasim E darmadagin oldu. Bir kere 3 tane asiri extrovert kisi var orada, sarisin kadin, 50'lerindeki adam ve yunan dost. Ayy bunlar basladilar car car car tartismaya. Diger kalan iki kisi ne yapsin.. Kenara gecip harmandali mi oynasinlar? Cok sikiciydi. Cikartamadilar da bombayi salaklar!

Sonra teknik sinav yapildi. Mazlumu getirin misali beni de sinifin basina diktiler, universite hocasi gibi hissettim kendimi. Sssst Nayciil, google kullanmak yok. Brayynnn lutfen onune bak. Bir havalara girdim kendime gore. Sikintidan patladim ama yalan degil. Bir de soru soruyor kiptiler. Lan ben nereden bileyim. Zaten o soruyu cozmeye gelmissin bana ne soruyorsun. Kiro!

Abi gercekten bir Turk olarak anlayis ve tolerans konusunda bir Ingiliz 100 puansa ben 50 puan falanim. Neyse...

bu gorusmelerin sonunda hala nasil oldugunu anlayamadigim bir sekilde E yerine Sarisin bayani aldilar. Cok uzgunum. Gorusmeye katilan diger takim arkadaslari da bunun yanlis karar oldugunu dusunuyor. Ama tepemizdeki mudur bunu istedi. Burada gordugum ilk salakca karar degil. Son da olmayacak. Uzuluyorum ya bazen eski is yerini birakmasa miydim diyorum. Ozledim orayi galiba :(

Boyle yani. E gitti. Masasi bos. Yeni elemanimiz diger kampuste calisacak. Son aylarda, bu giden 4. kisi, hepsini de cok ozledim valla. Kendimi motivasyonsuz, enerjisiz hissediyorum, kariyerimle ilgili endiselerim var. Su an cocuk var ve burada durmak zorundayim, zaten oyle kirmizi hali serip gel diyen de yok acikcasi. Sikistim kaldim :(

Kocam Video işine girdi Youtube Kanalımıza bekleriz efenim *kıps*

BENİM BEY çocuğun kafasına kamera monte etti, Cambridge'de gezdiriyor, çektiği videoları da ahanda buraya yükleyecek efendim:

Cambridge Tot


İzleyelim izletelim, özellikle küçük çocuklar bayılıyor böyle çekimleri izlemeye (en azından bizim küçük çocuk öyle)

Ekstraya çıkayım derken KutadGu bilik'den çıkmak

Bazen kendi kendime soruyorum, Ceren sen şaka mısın?
Gerçekten içimde bazen iki ayrı insan varmış gibi geliyor.

Mesela O, bir şeyler üretip para kazanmak  isterken C, ya şu kısacık hayatta çalış çalış nereye kadar, amaaaan diye el kol sallıyor.

O, istiyor ki yarım kalan romanını bitirsin, self-employed olup home office çalışsın, azıcık çizimini geliştirsin digital tasarıma başlasın, o ufak deftere karaladığı çizimleri şöyle hakkını vere vere çizsin, Almancasını ilerletsin, Kitap bloguna devam etsin, bir de seyahat blogu açsın.
C'ye kalsa bütün gün nehrin yanında yatıp kitap okur, çay içer, film seyreder.

İşte O - geçenlerde karar verdi, ya zaten artık oğlan da neredeyse 3 yaşına geldi, ben en iyisi mi EKSTRAYA GİDEYİM. Yani internet üstünden birilerini bulup onlara iş yapayım. Neyse işte o çılgınlık anında girdim peopleperhour ve freelance.com sitelerine...O gazla bir iş kaptım. Neden kapıyorsam artık?

Tüm dünyada şubeleri olan, kobi çapında bir şirket. IT departmanı tek kişiden oluşuyor. Ben bu kişiye Teletabi Azmi demek istiyorum. (Azimli mazimli bir ismi var, müzlim brolardan kendisi). Teletabi Azmi, hibernate modundaki bilgisayar gibi, şarj bitmesin diye düşük enerjiyle çalışan bir arkadaşımız. Ya da belki de adam güneş enerjisi ile çalışıyor, kimbilir, malum bu sıra havalar kapalı. Azmi'nin işine duyduğu azmi anlayabilmeniz için bir örnek vereyim:
Azmi bana online çalışabilmem için account/hesap açıyor. Sana şifreni gönderdim diyor. Emailime bakıyorum bakıyorum bir şey yok. Spam'e bakıyorum yok. AZMİ YOK EMAİL FALAN diyorum, Avareemuuu stayla GÖNDERDİM diyor. Meğersem şifreyi bana yeni açtığı hesabın henüz varlığından bile haberimin olmadığı email inbox'ına göndermiş. Alnından öpesim geliyor IT MANAGER Azmi'yi.

Çalıştığım diğer kişi ise Pokemon Şin. Şin Çinli, Pokemon Japon biliyorum ama elimde değil, kadın bildiğin jigglypuff. Şin benim gözümde Azmi'den bir tık ileride, en azından işin User Interface tarafında olsa bile bir tutkusu, bir sevgisi ve çalışma isteği var kadının.Şin Marka Müdürü ve onlara açtığım deneme sayfalarına kendi fotoğrafını yükleyip fotoğrafın altına YOU LOOK LIKE SHIT yazan biri. Bir gönül dostu anlayacağınız.

1 haftadır bunlarla requirement analysis yapmaya çalışıyorum. SABIRTAŞI OLSA ÇATLAR. Dur dedim ben geleyim oraya bir. Gel tanışalım diye atladılar tabii. Zaten normal bir firmanın yapacağının onda biri fiyatına Intranet yapacağım adamlara, bir de ayaklarına gideceğim, göbek attılar haliyle.  Azmi ile yanyana gelirsek belki iletişim kanallarımız açılır, Şin de belki gerçekten yakından CRAP gibi görünüyordur diye atladım gittim. Tabii benim kafamda böyle dandik bir şirket imajı var, malum Laurel ile Hardy ile muhatabım bir haftadır.

Kalktım Cambridge'den teeee Reading'e gittim. Elf gözlerim bir de ne görsün. Adamların bina da, ofis de on numara! Bildiğin SteamPunk design yapmışlar ofise. KAPI KOLLARI DERİ KAYIŞ ŞEKLİNDE DİYORUM ABİCİM. Kapılar eskitilmiş paslı görünümlü metal, o koca pahalı ampüllerden asılı her yerde, ortam hot desk şeklinde kimsenin sabit masası yok. Allahım dedim sana geliyorum. Teletabi Azmi buraya nasıl kapağı atmış oğlum? Etnik unsur kontenjanından sperm gibi sokmuş kafasını cillop gibi şirkete ketenpereci. Beni karşıladı, ofisimiz çok güzel di mi falan demeler. Sanki babasının ofisi. (Kimbilir, belki de öyledir ya?) Sonra Şin'i bulduk. Zaten ne olduysa ondan sonra oldu.

Efendim ben kendimi bunlara teslim ettiğimde saat 3 buçuktu. Canımı saat 6'da zor kurtardım. Biri bir yanıma oturdu diğeri öbür yanıma. Plan yapmaya çalışırken Pokemon abla sürekli BUNU DA YAPICAZ MI PANPA, ONU DA KOYACAZ MI ŞURAYA? diye parende atıyor. Korkuyorum abi sayfanın her yerinde bir şeyler dönsün, patlasın, çatlasın istiyorlar. Ulan ben Web Designer değilim ki? Web Developer'ım abi ben? İkisinin arasındaki farktan zaten haberleri yok ama olsalar bile bunların istekleri için ne bileyim Web Design camiasının Tarık Mengüc'ünü falan bulmak lazım yani o çapta bir şey peşindeler.

Gitmem lazım diyorum yok. Çişim geldi. Susadım. Açlıktan öldüm yok. Gidemiyorum. Pokemon susmuyor. Soru üzerine soru istek üzerine istek. Azmi ise Hibernate modunda devam etti, ona düşen Action'ları da ben not aldım, birazdan gömeceğim emaili bana şunları ayarla diye, çalışsın azıcık pezevenk.

Altıda kaçmayı başardım. Ben bütün bu konuştuklarımızdan proje planını çıkartıp size atacağım bebs dedim, yok yani planı onlara bırakırsam bunlar bana Haçlı Seferi yaptırır. Bir de normalde istediklerinden çok daha fazla iş varmış, onu da ayrı paket halinde yaparım ayrı fatura keserim dedim OKEY dediler. O an içten içe ULAN ÇOK MU AZ PARA İSTEDİM diye bir ince sızı düştü yüreğime :DDDD Neyse bu daha ilk işim nasipse bir sonrakine isterim.

Azmi binadan çıkınca da peşimi bırakmadı. Benimle arabamı park ettiğim yere kadar yürüdü. Yarı inik gözlerini bir gram bile titreştirmeden: Merak etme, çok fazla şey istiyorlar, yapamayacağını yapamıyorum de, hepsini yapacağız diye bir şey yok yaeee. dedi. O an acaba bu adam Türk mü lan? diye düşündüm çünkü bu Türkiye'deki çalışma hayatımdan çok tanıdık olduğum bir stildi bu....

Azmi karakteri bende derin izler bırakacak bunu biliyorum. Yani düşünün ki Donnie Darko'daki tavşanla Teletabi'lerden Dipsy gizli aşk yaşamış ve LOVECHILD'ları olmuş. İşte Azmi böyle birisi. Yemin ederim arabaya binip benimle eve gelecek diye korktum ya. Of Allahım. Ne gündü böyle. Sen ki iş yerinde günlük 1 saatlik toplantılardan şikayet et sonra kendi isteğinle git örümceklerin ağına düş iki buçuk saat toplantıdan çıkama. Olmaz olsun lan böyle iş!  Hayır zaten proje planı için aldığım notlara bakıyorum onca hızlı konuşmanın içinde yaza yaza Kutadgu Bilig gibi bir şey yazmışım, ne olduğu belli değil. Masa donatan garson gibi ortaya bir şeyler fırlatmam lazım.

Bunu da buraya yazıyorum ki ileride bakar bakar bu dehşetengiz günü ve Teletabi Azmi'yi hatırlarım. Ya işte aslında bugün O. günümde olsam iyiydi de, Ceren günümde olduğum için çok şey edemedim...Kısmet!


Cok sevdim bunu

Life is too short to be normal. Stay weird.

Müdür olmuş gidiyorum

İş yerindeki istifa depremleri sonucunda bir sürü insan line manager'sız kalmıştı.

1 aydır yaldır yaldır kaçmaya çalışsam da kaçınılmaz son olan müdürlük bugün gelip beni buldu ...

Neyse ki yaptığım kulisler, ketenperecilik ve kendi müdürüme 'bak ben de kaçar giderim ha' şeklinde yaptığım zırlamalar işe yaradı ve sadece 1 adam düştü benim rızkıma. O da kendi arandı! Muhtemelen dışarıdan oldukça munis ve iyi niyetli gözüktüğüm için Dave denen yavrucak (yavrucak dediğime bakmayın adam kırk yaşındaymış) Beni illa ki Ova line manage etsin demiş ya! Bir de utanmadan 'ya sen tatillerimi hemen onaylarsın beni uğraştırmazsın' diyor pişkin.


Ne biliyorsun, belki müdür olunca tam bir bitch olacağım dedim? Yok ya olmazsın sen diyor.
Adamın hasıyım desene Dave...


Bilemiyorum bu ikinci kez birilerini line manage edişim olacak ve açıkçası bu müdürlük müessesesi hiç mi hiç hoşuma gitmiyor. İşte nedenleri:


1- Ekstradan en az aylık 3-4 saatlik iş yükü geliyor, ancak para mara verilmiyor.

2- Size bağlı insanların dertlerini dinlemek zorundasınız kaçış yok. Bir sorunları olduğunda size geliyorlar, onların işlerini uşak gibi takip ediyorsunuz.

3- Appraisallar, 1-2-1 lar, benim gibi toplantıdan, veya her türlü insan münasebetinden nefret edip bilgisayarı ile mutlu mutlu çalışmak isteyen biri için EZIYET

Neyse, bu da bir deneyimdir diyelim, yapacak bir şey yok. en azından dave oglan low-maintenance bir tip.