Humans of Earth Project : Humans of Oslo
- Mayıs 28, 2017
- By Ova (Excuse My Reading)
- 1 Comments
I've always wanted to take photos of random strangers wherever I visit. Today I said, now or never, and started asking people randomly, if I can get a shot or not.
The results were amazing in Oslo. People are bright, friendly and beautiful. Thanks for everyone who participated.
The results were amazing in Oslo. People are bright, friendly and beautiful. Thanks for everyone who participated.
Kadın kadının kurdu diye bir laf var ya, bir kadın ne zaman bir erkek tarafından öldürülse aklıma gelir.
Kurt gibi boğazlamak erkeklere mahsus bir canavarlıktır, bir kadın başka bir kadını ancak sözleri ile boğazlayabilir, ya da gözleri ile bacılarım.
Kimsenin bayan olmak zorunda olmadığı bir dünyaya doğamamışız, nasibimiz böyleymiş.
Her kadın gibi, Bayan'lığın üzerine pudra şekeri serpilmiş zoraki kibarlığından kendi dilimimi kesip alalı çok oldu. Yetişkinliğimde yarattığım çöplüğe atıp unuttum bayanlıktan payıma düşeni.
Ne zaman bir Süzen Bayan görsem, notumu vermek için, çapımı biçmek için gözleri ve sözleri ile etrafımda dolaşsa, bayanlığın sırtımı yalayıp geçen soğuk, üşüten rüzgarına kapılıyorum.
Hava geçirmez saklama kaplarına koydukları niyetleri ile kendilerine düğüm atan kadınlar bunlar. Sanata çok benzer bir şey var aslında durgun mutsuzluklarının altındaki bitmez hesaplarda. Mahir elleri ile kendilerine verdikleri şekillerde hayranlık duyduğum bir zanaatkarlık.
Bazen kocalarına ve çocuklarına da raf üstünde duran biblolar gibi küçük dokunuşlarla şekiller verdiklerini görüyorum, kendimi çok beceriksiz hissediyorum o zaman bacılarım. Kendime bile şekil vermekten acizim, bırak yanımdakilere dokunmayı.
Bazen kocalarına ve çocuklarına da raf üstünde duran biblolar gibi küçük dokunuşlarla şekiller verdiklerini görüyorum, kendimi çok beceriksiz hissediyorum o zaman bacılarım. Kendime bile şekil vermekten acizim, bırak yanımdakilere dokunmayı.
Işığa tuttuğumda içinde ne olduğunu göremediğim insanlardan korkarım ben.
Kaplamalarını kazıyıp baksam, içlerinde ne var. Nerede bende bunu yapacak maharet...
Ne varsa kadınlarda var diyoruz, taze sıkılmış meyva suları gibi umut veriyoruz birbirimize.
Ne varsa kadınlarda var.
Bayanlar lütfen, kendinize gelin.
Turklugume mektup yazdim
- Nisan 24, 2017
- By Ova (Excuse My Reading)
- 3 Comments
ne tuhaf, bütün Avrupa içimden yol yol geçse, şu ağır ağır giden yağmur bulutları da üstüne ilişse bile göğsümün üzerindeki ağırlığından kurtulamadım
gün geldi hayret ettim,
bir kadın ve bir erkeğin, bir kadınla bir kadının veya bir erkekle bir erkeğin birbirini sevmesine tahammül edemeyen kenarları dikenli yöntemlerine
insanların birbirini sevmesindense öldürmesine razı yokuşlarına
gün geldi lanet ettim.
soyunmak istedim çıplak ve insan kalana kadar, öncesiz, evsiz olmak.
deri değiştirir gibi unutup geride bırakmak istedim seni.
o kadar zor oldu ki. sesleri, kokuları, renkleri, anıları, bıyıklarının dibinden özgürlüğümüzü kemiren adamları, meme uçları hiç yokmuş gibi bakan kadınları, insana bir sahip çıkıp bir terkeden sokakları, kendine insan olmayı yakıştıramayan kayıpları, aynaya çarpan güneş ışığı gibi nereden baktığına göre değişen anıları katlayıp katlayıp minicik bir cebe tıkıştırmak.
kendi kendime verdiğim bütün sözlerle beraber kalp cebime koydum seni
göğsümün üstüne.
kapı diplerine ilişmiş teyzelerden televizyonda bağıran yüzleri yeni basılmış para gibi kaygan ve traşlı şovmenlerine kadar, gözü olup bakabilen herkesin yargıçlık ettiği yersin sen. kaçmak, kaçmak istedim. saymadan, sormadan, hesaplamadan ve kıyaslamadan, insan olabilene kadar kaçmak.
çiller gibi yayılmıştın derime. fırçalamakla ve cilalamakla çıkmıyordun. öğrendiğim şeylerin hepsinden kazak örüp giydim, aynaya baktığımda hala görünüyordun.
kaşımla gözümün iki kıpırtısında buldum bazen seni. bazen boğazımdan çıkan beklenmedik bir mırıltıda. yabancı olduğumu bildiğim her anda elimi tuttun, tuzlu su içmek gibiydi sana dokunmak.
sen yeri geldin bir şarkı oldun çıktın, tıkıştırdığım yerden buldun beni. bazen bir fotoğraftın, vitrinde göze ilişen bir kelimeydin. kaldırımda beraber oturup çiğnerken ağlamak istediğim bir yemektin. Ferdi Tayfur kılığında bile çıktın karşıma. seni o kadar çok şeyde gördüm, buldum, sana o kadar çok yerde hiç beklemeden dokundum ki.
Unut dediler, unutamadım. İçki de içmem ki, Allah kahretsin, oturup bir rakı masasında utanmadan hüngür hüngür ağlamak istesem yapamam.
Bildiğim, sevdiğim, sende kalan her şeyin selasını duyuyorum bazen yattığım yerden. Kendi kordonunu kesen bir bebek olup aramızdaki bağı kopartasım geliyor.
Bir çocuğum var, ona da senmiş gibi yapıyorum. Belki yarım, belki tam.
Biraz kalbi kırık. Çokça umutsuz.
Biraz kalbi kırık. Çokça umutsuz.
Bütün 23 nisanlardan hep nefret ettim. Zorla okunan şiirlerden de. Sperm hücresi bile yumurtaya neden girdiğini bilirken neden geldiğimi anlamadığım kalabalık törenlerde amaçsız, sıkılmış ve nereye gittiğimi bilmez hissettim kendimi. Mustafa Kemal yeleleri alevden al atlara binip giderken arkasına atlayıp kaçmak istedim. Kaçamadım.
Hala da kaçamıyorum. Ben ağlıyorum ama İzmirliyiz ya, fonda izmir marşı çalıyor, Erkan Yolaç çoktan öldü.
Bir o mu, Müslüm Baba, Levent Kırca, Zeki Alasya gitti, Tarık Akan gitti be, sonra onca bela okuduk da acaba cehenneme gider mi dediğimiz Kenan Evren bile geberdi. Herkes öldü, kimi geberdi, kimi öldü diyelim veya.
gidenler gidiyor, devirler devriliyor,kanunlar değişiyor
gelen gideni silecek mi yine?
Keser döner, Padişahlar vatan haini olur, sap döner eksen değişir,Kahramanlar Diktatör olur. Sonra diktatörler yine kahraman.
Analitiğine de, geometrisine de lanet ettiğim bir coğrafyada doğmuşum suçum bu mu?
Ha o coğrafya, o insanlar, yalanı yanlışı, tıkıştırdığım yerden kusar gibi çıkıyor bazen.
Bir papatya yoluyor yerden öküz. Seviyor, sevmiyor oynuyoruz.
Kaybeden hep benim...Sevmiyor. Sevmiyor. Sev-e-miyor.
Uzaklarda, çok özlemiş, ülkesiz.
Ait olamama şerbetine bulanmış.
Bugün 23 nisan ve neşe dolamayan, bendeniz.
Artık Sevemiyor.
Sevdigim bir arkadasimin annesinin bazi saglik sorunlari oldu yakinda. Kendisi Glasgow'lu, ve annesine surekli gidip gelmesi cok zahmetli oluyordu. Annesini buraya tasimaya karar vermisler. Kuslarini 1 haftaligina birakacak bir yer ariyorlardi. Ben de yardimci olmak istedim cunku hem Mehmet'in tuylu hemen her seye karsi gelistirdigi alerjisi nasil etkilenecek gormek istedim, hem de kizin isi gorulsun. Guvenli ve sevecegi bir yerde kalsin kus. (Biz hayvanlari cok seviyoruz, vallahi)
Kucuk kedi mi, kuc mu, kopek mi sorusuna KEDI! cevabi verse bile cocugum Teddy'i cok sevdi.
Inanmayacaksiniz ama Teddy bize 2 uzun sayfalik bakim kilavuzuyla geldi. Kadin hem pdf olarak hazirlayip mail atti hem ciktisini getirmis. Nasil bir ozen, nasil ihtimam. Bazi insanlar bu kadarini cocuklarina gostermiyorlar inanin. Cumartesi biraktilar, dun kontrole geldiler Teddy'i. Carsamba gidecekler ama oncesinde 1-2 gunluk test olsun, Teddy depresyona girerse kari kocadan birisi gitmeyip onunla kalacakmis. Tohumundan az yemis esek, cikardik disarida yedirme yontemlerini gosterdiler bize. Kakalari kucukmus, eger yememeye devam ederse carsambayi ertelemeyi dusunduler. Ama ben kendimize guveniyorum. Bence Teddy dun ona 2-3 tane sekerleme verilince yemini salladi. (Sekerleme dedigim kus icin ozel, millet diye bir sey, Stefi klavuzda yazmis ki bu kus icin dondurma gibi bir seymis insan dunyasindan bakinca)
Peanut yani amerikan fistigi kadar beyni var ama nasil akilli bir hayvan anlatamam. Derdini anlatiyor ve cin gibi de her seyi anliyor. Plastik kiz arkadasi var, ona opucuk verip uyuyor falan. Bir alem yani, evimize nese getirdi. Hayvanlar cidden muhtesem yaratiklar!
Sanirim ikinci bir cocuk yapmayisimin nedeni cocugum oldugundan beri hayatimin her gununun tek kelimelik ozetinin Azer Bulbul sarki isimlerine denk gelisi.
Kaderim bu. Ya dardayim, ya zordayim, ya da ikimize birden yukleniyorlar. Bugun cok degil 1 saat kadar once basimdan gecenleri su an yazmazsam kesin unuturum.O yuzden yazayim dedim.
Sabah toplantisindayim bir saat once. Daily Stand-up.
Masa ve sandalyeler onumuzde duruyor ama biz oturmuyoruz ayakta duruyoruz.
Ben hastayim. Geberiyorum. Bedenim adeta kar olmus yagiyor. Yok ya, kar cok romantik ve elit kalir benim halime kiyasla. Sulu sepken gibiyim.
Cocuk hastaydi haftasonu, iyilesti ama allahin belasi mikroplar dururlar mi, ev ahalisini gezmeye basladilar dunya turu yapar gibi.
Neremden girdiler neremden ciktilar bilmiyorum. Terliyorum,sirtim at cignemis gibi aciyor, onumde duran sandalyeye hasretle bakiyorum, suya egilen salkim sogut gibi egildikce egiliyorum ama oturamiyorum. Stand-up toplanti konseptini icat edenin yedi sulalesine hanimefendiligime hic yakismayacak seksist kufurler sayiyorum. Oturmaya hasretim. Dokulecegim yere, icimde firtinalar kopuyor. Video konferans yaptigimiz icin ekranda bizim oda da gorunuyor, masallahim var, suratim kipkirmizi BURAYA PARK EDILMEZ isareti gibiyim resmen.
Bir de sirayla herkes ne yaptigini anlatiyor ya allah kahretmesin iki kisi sonra sira bende, bir yandan kahramanca ayakta durmaya calisip bir yandan da soyleyecegim cumleyi kafamda ayarlamaya calisiyorum.
Cunku beynim de bedenimden cok farkli degil.Sabah gunaydin diyen arkadasa hello yerine byebye diye cevap vermisim(cidden) ise nasil geldim hatirlamiyorum bile. Yani canimi teslim etmeme uc nefes kalmis.
O esnada telefonum hunharca calmaya basliyor. Lan kim bu diye bakiyorum ki Mehmet. Hah tam arayacak zamani buldun diyorum MEMO! Veriyorum mesgulu, veriyorum mesgulu. Ama yok, bir daha ariyor, bir daha. Guc bela TOPLANTI diye txt atiyorum.
Cevap geliyor: Kaplan'in okuluna geldim okul bugun kapaliymis!
Sanirim dunyanin en kisa korku hikayesi bu olmali. Ayakta durma cabam, sira bana gelecek stresim beni yikmamisti ama bu YIKTI.
Mehmet bildigin elinde Kaplan'la kalakalmis. Okul kapaliymis, noticeboard'a asilmis, onceden email gonderilmis.
Dunyanin en sorumluluk sahibi ana babasi olan Mehmet ve Ova bunu kacirmis tabii.
Ruhum muhtemelen bedenimi terk etti o an. Bir tavana ciktim indim demek isterdim ama doruklarda gezilecek en son gun bugun, muhtemelen ruhumu sicti bedenim. Odanin altina indim, yayildim, toparlanamiyorum. Surunuyor ruhum. Sira bana geldi. Hello everyoneee diye bir basladim ki kendime inanamiyorum. Gulumsedikce gulumsuyorum o pancar suratimla, batti balik yan gider bir seyler anlatiyorum.
Kesin aha manyak kariya bak, kasi gozu nasil da oynuyo dediler var ya. Cunku o an sinir stresten her yerim oynamis olabilir gercekten. Gozum segiriyor onu hissettim ama baska nerem segirdi bilmiyorum!
Su mubarek cuma gununde Allah bana o toplantidan yere cokmeden cikmayi nasip etti ya bin sukur diyorum.
Mehmet izin almis mudurunden, evden calisacakmis, haydi hop Kaplan'la beraber eve donmus.
Olan bana oldu o toplanti muhtemelen omrumden bir bes alti ay yedi. Toplantidan ciktim surune surune masama geldim, inanir misiniz ne oldu.
Bir arkadas bizim ofisten gecerken yanimda geldi ve 'Turkiye'nin Bulgaristanla siniri varmis yahu! hic bilmiyordum' diye muhabbet etmeye basladi.
Yani normalde kendisini de severim, ama bu dogru bir an degildi sohbet icin.
Yuzumu kaldirip ona baktim, adam boncuk boncuk terlemis suratimi, perisan halimi gorunce soka girdi. Kesin o an Turkiye'nin Bulgaristan sinirina yikildigimi dusundu.
Agzimi acip konusamiyorum adamin suratina mal mal bakiyorum, yuzumden KAHROLSUN BULGARISTAN yaziyor, Allahtan adam ingiliz Bulgar falan degil.
Tabii biraz 'nolmus lan bu kariya' diye suratima bakarak hafif gergin bir ses tonuyla, her an kacmaya hazir urkek bir ceylan gibi anlatmaya basladi: Pub quizde Turkiye'nin 6 sinir komsusunu sormuslar.
Lan ne altisi koluna bacagina sictigimin, hastayiz ama daha olmedik lan!!! diyerek Google Maps'i actim.
Gucum olsa kolundan tutup monitore ittirecek, 8 tane, ogren de gel cik karsima diye bir kac tokat atacaktim.
Atesim vardi. Kafam binbesyuzdu. Belki hala da oyle. Arkadasim yanimdan gittikten sonra Turkiye'nin komsulari, onlarin komsularinin komsulari falan derken kendimi Guyana'da buldum.
1 saat sonra eve gidebilecek olmanin mutluluguyla doluyum su an.
Guyana'dan selamlar!
Kaderim bu. Ya dardayim, ya zordayim, ya da ikimize birden yukleniyorlar. Bugun cok degil 1 saat kadar once basimdan gecenleri su an yazmazsam kesin unuturum.O yuzden yazayim dedim.
Sabah toplantisindayim bir saat once. Daily Stand-up.
Masa ve sandalyeler onumuzde duruyor ama biz oturmuyoruz ayakta duruyoruz.
Ben hastayim. Geberiyorum. Bedenim adeta kar olmus yagiyor. Yok ya, kar cok romantik ve elit kalir benim halime kiyasla. Sulu sepken gibiyim.
Cocuk hastaydi haftasonu, iyilesti ama allahin belasi mikroplar dururlar mi, ev ahalisini gezmeye basladilar dunya turu yapar gibi.
Neremden girdiler neremden ciktilar bilmiyorum. Terliyorum,sirtim at cignemis gibi aciyor, onumde duran sandalyeye hasretle bakiyorum, suya egilen salkim sogut gibi egildikce egiliyorum ama oturamiyorum. Stand-up toplanti konseptini icat edenin yedi sulalesine hanimefendiligime hic yakismayacak seksist kufurler sayiyorum. Oturmaya hasretim. Dokulecegim yere, icimde firtinalar kopuyor. Video konferans yaptigimiz icin ekranda bizim oda da gorunuyor, masallahim var, suratim kipkirmizi BURAYA PARK EDILMEZ isareti gibiyim resmen.
Bir de sirayla herkes ne yaptigini anlatiyor ya allah kahretmesin iki kisi sonra sira bende, bir yandan kahramanca ayakta durmaya calisip bir yandan da soyleyecegim cumleyi kafamda ayarlamaya calisiyorum.
Cunku beynim de bedenimden cok farkli degil.Sabah gunaydin diyen arkadasa hello yerine byebye diye cevap vermisim(cidden) ise nasil geldim hatirlamiyorum bile. Yani canimi teslim etmeme uc nefes kalmis.
O esnada telefonum hunharca calmaya basliyor. Lan kim bu diye bakiyorum ki Mehmet. Hah tam arayacak zamani buldun diyorum MEMO! Veriyorum mesgulu, veriyorum mesgulu. Ama yok, bir daha ariyor, bir daha. Guc bela TOPLANTI diye txt atiyorum.
Cevap geliyor: Kaplan'in okuluna geldim okul bugun kapaliymis!
Sanirim dunyanin en kisa korku hikayesi bu olmali. Ayakta durma cabam, sira bana gelecek stresim beni yikmamisti ama bu YIKTI.
Mehmet bildigin elinde Kaplan'la kalakalmis. Okul kapaliymis, noticeboard'a asilmis, onceden email gonderilmis.
Dunyanin en sorumluluk sahibi ana babasi olan Mehmet ve Ova bunu kacirmis tabii.
Ruhum muhtemelen bedenimi terk etti o an. Bir tavana ciktim indim demek isterdim ama doruklarda gezilecek en son gun bugun, muhtemelen ruhumu sicti bedenim. Odanin altina indim, yayildim, toparlanamiyorum. Surunuyor ruhum. Sira bana geldi. Hello everyoneee diye bir basladim ki kendime inanamiyorum. Gulumsedikce gulumsuyorum o pancar suratimla, batti balik yan gider bir seyler anlatiyorum.
Kesin aha manyak kariya bak, kasi gozu nasil da oynuyo dediler var ya. Cunku o an sinir stresten her yerim oynamis olabilir gercekten. Gozum segiriyor onu hissettim ama baska nerem segirdi bilmiyorum!
Su mubarek cuma gununde Allah bana o toplantidan yere cokmeden cikmayi nasip etti ya bin sukur diyorum.
Mehmet izin almis mudurunden, evden calisacakmis, haydi hop Kaplan'la beraber eve donmus.
Olan bana oldu o toplanti muhtemelen omrumden bir bes alti ay yedi. Toplantidan ciktim surune surune masama geldim, inanir misiniz ne oldu.
Bir arkadas bizim ofisten gecerken yanimda geldi ve 'Turkiye'nin Bulgaristanla siniri varmis yahu! hic bilmiyordum' diye muhabbet etmeye basladi.
Yani normalde kendisini de severim, ama bu dogru bir an degildi sohbet icin.
Yuzumu kaldirip ona baktim, adam boncuk boncuk terlemis suratimi, perisan halimi gorunce soka girdi. Kesin o an Turkiye'nin Bulgaristan sinirina yikildigimi dusundu.
Agzimi acip konusamiyorum adamin suratina mal mal bakiyorum, yuzumden KAHROLSUN BULGARISTAN yaziyor, Allahtan adam ingiliz Bulgar falan degil.
Tabii biraz 'nolmus lan bu kariya' diye suratima bakarak hafif gergin bir ses tonuyla, her an kacmaya hazir urkek bir ceylan gibi anlatmaya basladi: Pub quizde Turkiye'nin 6 sinir komsusunu sormuslar.
Lan ne altisi koluna bacagina sictigimin, hastayiz ama daha olmedik lan!!! diyerek Google Maps'i actim.
Gucum olsa kolundan tutup monitore ittirecek, 8 tane, ogren de gel cik karsima diye bir kac tokat atacaktim.
Atesim vardi. Kafam binbesyuzdu. Belki hala da oyle. Arkadasim yanimdan gittikten sonra Turkiye'nin komsulari, onlarin komsularinin komsulari falan derken kendimi Guyana'da buldum.
1 saat sonra eve gidebilecek olmanin mutluluguyla doluyum su an.
Guyana'dan selamlar!
Liberal kanatlarina al beni, Tayyipten kurtar sar sarmala beni
- Mart 28, 2017
- By Ova (Excuse My Reading)
- 2 Comments
Bir arkadasla bulustuk oglen. Ingiliz kendisi. Gecen seneden beri karsilikli gorusmemistik ama email ile irtibat halindeydik. Son derece liberal ve gerek Trump gerek Brexit konusunda hayattan cok ama cok sikayetci bir bayan kendisi. Brexit sonrasi acayip depresyona girmisti.
Efendim Brexit'i protesto eden gecen haftaki march'a katilmis, inanilmaz dertliydi.
"Britanya yasanacak yer degil artik. Gidecegim buradan!!!! Hukumetten nefret ediyorum." Falan dedi.
GEL SEN SOYLE BIR BAKAYIM dedim.
Ona biraz Turkiye'den bahsettim. Erdogan'dan. Erdogan'a olan derin sevgimden. Erdogan'in halkina milletine duydugu derin sevgiden.
Referandum'dan bahsettim ona, lirik dokunuslarla Devlet Bahceli ve olmayan diger opposition'a da degindim.
Yani anlayacaginiz selam verdi borclu cikti bana. Aci dolu gozlerle 'ya, oyle mi' diye bakti. Acidi la bana.
En cok benim hukumetim/ulkem boktan tamam mi mirandacim dedim, en birinci biziz, saksi degiliz biz.
"vallahi haklisin kardes, hamdolsun ki ingiliz dogmusum" dedi neredeyse. Yani inanin bulustugumuz ortam o denli hipster olmasa, ve bizim duygusal dalgalanmalarimizi kaldirabilse o anda yere kapanip canim britanyam en azindan bir demokrasi formusun sen diye secde edecekti.
Bu arada size bir haber, her turlu formda etnik koken kutucuklarinda artik Avrupa'da bir yerlerden otesi(polonya? bulgaristan?) White seceneklerini secemeyecekmis Mr Trump sayesinde, Amerika'da. Yani hani burada hala White Other'iz ama subhanallah Amerika'ya gitsek Black other falan olacagiz herhalde.
Neyse bu ogle arasi aldigim liberallik dozu beni fena carpti arkadaslar. bu gazla ben simdi gidip hangi ulkenin gocmenleri EXPAT hangi ulkenin gocmenleri IMMIGRANT oluyor, bunun uzerine sover sayarim, kendimi Elizabeth koprusune zincirleyip neden white EU vatandaslarina expat degil immigrant diyorsunuz adi herifler, onlar Turk mu, it oglu itler diye protesto da edebilirim.
Gelismis bir ulkenin liberal vatandasi olmak isterdim. Liberalim zaten ama ulkem arabesk. Nerede senin Liberal solun eyyyy Turkiye? Takunyalar mi ezdi? Badem biyiklara yan mi bastin?
Neden anamdan Tork dogdum bilmem. Dusunsene zenginin Ali Agaoglu, First Leydin Emine. Veya dur, fikrimi degistirdim, Izlanda veya bilemedin Estonya gibi ufacik, kimsenin hakkinda bir bok bilmedigi bir yerlerde dogmak isterdim. 3-5 milyonluk bir ulkede dogmak isterdim cidden. Lan 80 milyon Turk var ulkemizde. Ataturk gelmis dusmani yenmis okey ama neden bir kisim ic mihraklari sag birakmis kardesim?? Coguyla ayni mahallede oturmak istemem. Simdi ben neyim, vatan haini mi. Yoo dostum yo. Sadece dunyali olmak istiyorum. Dogdugum yerin beni ben yapan seylerden biri oldugunu inkar edemem, ama doldugum yer, doydugum yer, kendimle dost oldugum yer ulkem degilse ben ne yapabilirim?
Efendim Brexit'i protesto eden gecen haftaki march'a katilmis, inanilmaz dertliydi.
"Britanya yasanacak yer degil artik. Gidecegim buradan!!!! Hukumetten nefret ediyorum." Falan dedi.
GEL SEN SOYLE BIR BAKAYIM dedim.
Ona biraz Turkiye'den bahsettim. Erdogan'dan. Erdogan'a olan derin sevgimden. Erdogan'in halkina milletine duydugu derin sevgiden.
Referandum'dan bahsettim ona, lirik dokunuslarla Devlet Bahceli ve olmayan diger opposition'a da degindim.
Yani anlayacaginiz selam verdi borclu cikti bana. Aci dolu gozlerle 'ya, oyle mi' diye bakti. Acidi la bana.
En cok benim hukumetim/ulkem boktan tamam mi mirandacim dedim, en birinci biziz, saksi degiliz biz.
"vallahi haklisin kardes, hamdolsun ki ingiliz dogmusum" dedi neredeyse. Yani inanin bulustugumuz ortam o denli hipster olmasa, ve bizim duygusal dalgalanmalarimizi kaldirabilse o anda yere kapanip canim britanyam en azindan bir demokrasi formusun sen diye secde edecekti.
Bu arada size bir haber, her turlu formda etnik koken kutucuklarinda artik Avrupa'da bir yerlerden otesi(polonya? bulgaristan?) White seceneklerini secemeyecekmis Mr Trump sayesinde, Amerika'da. Yani hani burada hala White Other'iz ama subhanallah Amerika'ya gitsek Black other falan olacagiz herhalde.
Neyse bu ogle arasi aldigim liberallik dozu beni fena carpti arkadaslar. bu gazla ben simdi gidip hangi ulkenin gocmenleri EXPAT hangi ulkenin gocmenleri IMMIGRANT oluyor, bunun uzerine sover sayarim, kendimi Elizabeth koprusune zincirleyip neden white EU vatandaslarina expat degil immigrant diyorsunuz adi herifler, onlar Turk mu, it oglu itler diye protesto da edebilirim.
Gelismis bir ulkenin liberal vatandasi olmak isterdim. Liberalim zaten ama ulkem arabesk. Nerede senin Liberal solun eyyyy Turkiye? Takunyalar mi ezdi? Badem biyiklara yan mi bastin?
Neden anamdan Tork dogdum bilmem. Dusunsene zenginin Ali Agaoglu, First Leydin Emine. Veya dur, fikrimi degistirdim, Izlanda veya bilemedin Estonya gibi ufacik, kimsenin hakkinda bir bok bilmedigi bir yerlerde dogmak isterdim. 3-5 milyonluk bir ulkede dogmak isterdim cidden. Lan 80 milyon Turk var ulkemizde. Ataturk gelmis dusmani yenmis okey ama neden bir kisim ic mihraklari sag birakmis kardesim?? Coguyla ayni mahallede oturmak istemem. Simdi ben neyim, vatan haini mi. Yoo dostum yo. Sadece dunyali olmak istiyorum. Dogdugum yerin beni ben yapan seylerden biri oldugunu inkar edemem, ama doldugum yer, doydugum yer, kendimle dost oldugum yer ulkem degilse ben ne yapabilirim?