4 Haziran 2012

Viyana notları

Bu satırları Viyana'daki apartman dairesinden yazıyorum, yarın bu şehirdeki son günümüz, salı sabahı İstanbul'a gidiyoruz. Dönüyoruz değil, gidiyoruz, ne tuhaf. Bizim evimiz artık İngiltere.
Mehmet'in burada herkese we are Turkish but we are from UK dediğini buraya sıkıştırayım, alışamadım işte, tuhaf geliyor..

Viyana, verimli 4 günde gezilebilecek bir şehir. Çok büyük değil. Çok güzel yerleri olmasına rağmen gördüğüm en güzel şehir değil. Yaşamak isteyeceğim bir yer hiç değil.

Viyana'da bir iç sıkıcılık var, İngiltere gibi kozmopolit değil, o kadar renkli değil, havası daha güzel olsa bile yeşili ingiliz zümrüt yeşili değil. İnsanlar, özellikle hizmet sektöründeki garson, kasiyer, şöfor vs. grubu inanılmaz asık suratlı ve resmen size havlıyorlar. Güleryüzlü olabilen grup muhtemel Hispanik-Latin kökenli kişiler. Dün Prater parkta (hyde park ya da kültür park gibi bir yer diyebiliriz) kahve aldık, adamdan resmen dayak yemedigimiz kaldı :) şekeri koyarken azıcık döktüm diye öfkeyle silip mehmetin üzerine attıç auuchtuungg diyesim geldi...

Başımıza Gelenler


Ben otelimizi Booking com dan bulmuştum. Aslında otel değil apartman dairesi, aman mutfagı falan da olsun diyerek tuttuk. İlk gün bir gittik, Viyana'nın Ottakring diye bir bölgesi, korkunç bir yer- korkunç. Apartmana girip bu posta kutularını görünce ilk darbeyi yedik. Sonra zemin katta ve tahta kapılı bir evde olduğumuzu keşfedince ikinci darbe. Yatagın kenarında tatak bulunca da üçüncü ve en derin darbe. Hemen kağıtta yazan ismi ve telefonu aradık, biz burayı istemiyoruz bize yeni yer ayarlayın böyleyken böyle dedik. Mehmetin hapşırıkları başladı, kaşıntılar derken anladık ki orası aslında sitede yazdıgı gibi pet free değil. bunu da kuvvetli bir argüman olarak kullanınca, kadın pes dedi, yarın yeni yer ayarlıyorum...


apartmanımızın girişi. Beyoğlundaki istiklal deki eski apartmanlara çok benziyor Viyana apartmanları.


şu sarı bina bizim otel/apartman işte. Ottakring ne bet bir yersin ya.
Zaten ben şunu anladım Viyana'nın merkezi çok güzel, şahane. ama şehrin merkezinden uzaklaştıkça kuzey güney doğu batı fark etmeden bir betlik, bir gudubetlik başlıyor. Her yer türk demiş miydim? Bilmemkaç tane vakıfbank ve denizbank var.. 


Azmimizin zaferi ile ertesi gün şık ve daha iyi bir bölgede bir daireye kavuştuk! o kadar elit bir yer ki(!) duvarda Marilyn Monroe bilem var hehehe.

Ufak tefek ortalık parmaklamacalar


Markette Zottarella yı görünce beynimizden vurulduk, iyi ki bu ismi Türkiye pazarına taşımamışsınız kardeş dedik.


Viyana nın her yerinde, Çakma mozartlar dolaşıyor.Tek amaçları size konser bileti satmak. Mozart mezarında tavuk döner gibi dönüyordur eminim. her yer mozart. mozart kılıklı adamlar geziyor, mozartlı hediyelik eşya dükkanı her köşe başı. oraya baksan mozart buraya baksan zart. yeter satmayın artık adam öldü.


Viyana nın kıyıları köşeler böyle işte. Ben müze müze gezip turistlik etmekten hoşlanmıyorum a dostlar. biz tamam, güzel yerleri de geziyoruz ama muhakkak kaotik bir şekilde şehrin kuzeyine, güneyine, doğusuna batısına uzanıp o şehirdeki gerçek yaşamı da görmek istiyoruz. Viyana bu bakımdan sınıfta kalıyor. şehir merkezinden uzaklaştıkça yaşam kuru, tatsız.


Klimt de Mozart gibi bir endüstri haline gelmiş. egon schiele, oskar kokosha gibi süper ressamlar varken klimt de klimt diye yeri göğü inleten avusturyalıları anlamak mümkün degil. Tamam ben de Klimt i çok seviyorum ama nereye baksanız Klimt magneti, klimt fuları, kilimi, tablosu.....her müzenin önünde Klimt'in masum yüzü..insana öyk gelmiyor değil.


Viyana'nın pis tramvayları


Kek pasta olayı Vienna için çok önemli. Sol alt köşedeki Sacher torte ve 2. sıranın 4. sü olan appelstrudel yenmesi gereken iki meşhur tatlı. appels. pek beğenmedim ama sacher torte bir şahane.


Sisi... Viyanalıların Diana'sı adeta. Evlilik yolu ile kraliçe olmuş, pek bir seviliyormuş, zayıflık saplantısı olan, tek oglunu intihar ile kaybetmiş, bundan sonra daima siyah giyinmiş ve suikast ile öldürülmüş bir kadıncagız kendisi. Ama Turistik bir ikona dönüşmüş, şehrin her yeri  Elisabeth, nam-ı diğer Sisi..


Sokaklarda akşamları müzisyenler çalıyor, canlı canlı çello dinlemek mükemmel.. (Graben Strasse burası)

Bunlar benim Viyana hakkındaki ufak notlarım. Nereler gezilir, nerelerde yenir içilir, bunu da sonraki yazımda   uzun uzun yazacağım..

1 yorum:

write to me often dedi ki...

Bir Avusturyalı'dan şunu duymuştum. "Avusturya'nın en büyük başarısı, Mozart'ı Avusturyalı, Hitleri Alman olarak göstermektir"
:)