13 Aralık 2013

Türkiye'de yaşamayı özleme sebepleri(m)

İngiltere lahana gibi bir memleket. cins cins ama çok ve dikkatsiz yediğinizde gaz yapıyor. 2 buçuk senedir İngiltere'deyim. Kuralların çoğuna, insanların cinsliğine, adab-ı muaşeret kurallarının kimi zaman tarlanın ortasına koşup 'yangın var' diye bağırtacak kadar sıkı kimi zamansa ağzı açıkta bırakacak kadar gevşek olmasına, işlerin yavaş ilerlemesine falan alıştık alışmasına da, Türkiye'de olan bazı şeyleri çok özlemekten en azından ben geri duramıyorum. yoksa mehmet tam ingiliz oldu canım, adamın ben bunları özlediğimde verdiği tepki: aman, sen de!

eğer yeşil yapraklı sebze seven biriyseniz İngiltere'ye ilk taşındığınızda hayat bir bayram.. yeşilliğin, özellikle lahananın  çeşidi istanbul'daki semt sayısı kadar çok.


1-  bedava park yeri

İngiltere'de park acayip nalet bir olay. bir kere bedava park etmek yok. alışveriş merkezlerinin otoparkları bile boru gibi. bir tek Hipermarketlere gittiğinizde park beleş onda da 2 saat maks kalma süresi var. Diğer alışveriş merkezlerinde de 4 saati geçirdiniz mi park parası mı veriyorsunuz yoksa üniversite harcı mı ödüyorsunuz belli değil. Genel anlayış 'alışverişini hemen yap, zittir ol git' yönünde. E iyi de biz Türküz Türk! Alışverişe iniyorsak bütün gün illa ki orada geçecek! Kitapçıya uğra, mağazaları gez, ihtiyacın olmayan şeyleri al, otur kahve iç laklak et... 3-4 saate sığar mı ayol?

sokakta istediğin yere, istediğin kadar park edememek çok gıcık, bir de max stay/no return gibi kurallarla insan daha da deli oluyor. sıkıysa ödeme 90 pound ceza yapışır, bir iki kere daha park cezası alırsan da hüp - ehliyet elinden gider. (o ehliyeti almak çok zor...)


2- nee dörtlüleri yakıp yanaşamıyor muyuz?

Araba ile ilgili ikinci zorluk ise Türkiye'de acil servisin önüne bile dörtlüleri yakıp parkedebilirken İngiltere'de bu 'dörtlü' denen ışıkların yalnız ve yalnızca araba cortlamışsa kullanılabiliyor olması. (bir de galiba otobanda ilerde bir kaza/durum varsa arkadakileri uyarmak için yakılıyor) Tamam biz acil önüne veya otobüs durağına yanaşıp dörtlüleri yaktığı için duraklama hakkı gören hödüklerden bıktık ama misal yanaşıp bir şey almak ya da birini indirmek istediğin zaman böyle zorluk çekmek de 'ulen türkiye'de olaydım şu kaldırıma çıkar 10 dk beklerdim, kim ne derdi' diye düşündürüyor pekin ördekleri gibi.

3- Fişsiz kaça olur kardeş : esnafsızlık

Esnaf mı? Esnaf ne arar la İngiltere'de? Her yerde aynı mağazalar var. M&S, debenhams, john lewis, monsoon, next, new look vs. Bu basmakalıplık insanı korse gibi sıkıyor. Yerel dükkanlar var elbette ama çoğunlukla boru gibi pahalı. Kapılarının önlerinde de 'support local' diye çıkartmalar oluyor bu dükkanların ama bir kıçı kırık kupayı bile 25 pound'a iteleyerek o desteği bulmaya çalışmak anlamsız be lokal satıcı! Ben artık bir mağazaya girmek, 'bu en son kaça olur sen bana onu söyle' demek, adamın bana 'giyersen açılır abla' deyişine kanmak falan istiyorum. Nereye gidersen git her yerde aynı mağazalar ve ne giyersen giy herkes nereden aldığını anlar. İnanın annem bana türkiye'den 3tane güzel elbise getirmişti-artık Kemeraltından mı aldı, Karşıyaka Çarşı'dan mı bilmem- hiç huyları olmadığı halde iş yerindeki arkadaşlar: 'elbisen ne güzel yahu' dediler her giyişimde.  Gerine gerine 'bizim oradan bebeğim' dedim ben de hehehh.

25/30 çeşit mağaza varsa var, her yerde aynı şeyler.

4- Komşudan gelen yemek dolu tabak/aşura/lokma

Özellikle Aşure zamanında herkes (zıkkımyiyin!) her türlü sosyal platformda her tür kaynaktan gelen aşurelerin boy boy resimlerini paylaştıkça 'ulen türkiye'de ne güzel, en az 3 komşudan aşure gelirdi...' diye dışarıdaki tarlaya bakar bakar dururum..


5- Toplu taşımadaki konuşkan teyze

Bunu neden özlediğimi bilmiyorum sanırım memleket hasretinin başa vurduğu noktada geliyor aklıma. sizi 5 dakikadır tanıdığı halde 'neden çocuğunuz yok yavrum yapın bi çocuk aaa' diyen teyze, senden Britanya'da yok.

6- Saat 10'a kadar açık olan alışveriş merkezleri

Pazar günü saat 5'ten sonra kapısında 7 days 24 hours yazan (nasıl da yalan) yerlerin bile kapalı olduğu bir memleket burası. pazar 5'ten sonra evde ekmek yoksa biiiip'i yedin. diğer günlerse Akşam 5, bilemedin 6 dedin mi bütün mağazalar kapanır. Bazı yerlerde c.tesi 7'ye kadar açık olabiliyor dükkanlar. Ne gıcık bir şey ya, haftaiçi donsuz kaldıysan işe donsuz gidersin h.sonuna kadar, çünkü işten çıkıp çarşıya varanda, bütün mağazalar kapanmış oluyor! bir külotlu çorap almak için 1 hafta beklediğimi bilirim.. he amazon prime ile 1 gün sonra kapında olur olmasına da, bazı şeyler de görmeden ellemeden alınmaz be gülüm! (özellikle türkiye'deki alışveriş sitelerinin teslimat sürelerini görünce ingiltere'de bu ne hızlıymış demeden edemedim. amazon prime manyak gibi valla, ertesi gün kapında her şey.)

7- Yün içlik satan yer olmayışın dramı...

üşüyen götler beller ve hiçbir yerde yün bir şey olmayışı... ingilizlerin götü kesin demirden. çelik de olabilir.

8- X'imi Üşüttüm deyince kimsenin derdini anlamayışı ve Ihlamursuzluk

mide/böbrek/ayak/ avret yeri... Türkiye'de her an her yer üşütülebilir. halbuki ben şu memlekette hangi doktora veya insana bunu tarif etmeye çalışsam suratıma bön bön baktı. ayaklarımı üşüttüm şimdi karnım ağrıyor doktor dediğimde doktor bana 'ne alakası var' demez mi? oysa ki izmir'de kadın doğumcunun bana tembihlediği ayaklarını hep sıcak tut üşütürsün modunda şeylerdi.bu memlekette bir cold olayı var bildiğimiz soğuk algınlığı onun dışında üşütmek bilmedikleri gibi ne nane limon ne ıhlamur zıkkım içesiceler, natural remedy olarak Holland & Barrett diye bir dükkan dışında bir bok yok. nerede o önünde öbek öbek ot, içinde yığma yığma baharat olan, aynı dükkan içinde hem kelliğe hem iktidarsızlığa deva sattığını iddia eden aktarlar? 

9- Kaçak kat çıkamayış

hiç unutmam ilk geldiğimiz sene, yanımda kardeşim naz, Euston'dan trene binmişiz. hızlı tren, 30 dk'da Milton Keynes' e gidiyor, oradan da Manchester'a kadar devam edecek. Masalı koltuğa oturduk karşımızda şen bir amca. Amca tabi ki Türkiye'de defalarca fink atmış. Başladık bir muhabbete. eleman iyi gözlemlemiş türkiye'yi, işlerin 'esnekliğini' biliyor. sohbetin bir yerinde evinin bahçesindeki ağacı bile belediyeden izinsiz kesemediğini söyledi. o an bizim 'bir tanıdıkların' tek katlı evlerinin üstüne kaçak 3 kat daha çıktıklarını hatırladım. Ve senelerdir o şekilde mutlu mesut yaşadıklarını. Beni bir gülme aldı, artık kendi ülkemdeki laçkalığa mı, adamın suratımıza acılarla dolu bir şekilde 'kestirtmiyor ağacı pezevenkler' diye bakarken ona 'ohoo tr'ye taşın bırak ağacı mahallenin ...na koyarsın, hele emekli albay falansan apartmanın önüne falan kimseye sormadan hız kesici tümsek bile inşa edersin, yol kapatırsın, kaçak kat çıkarsın, her türlü kaos emrine amade amca.' demek istedim, diyemedim, diyemedim, diyemedim, gururum engel oldu,, diyemedim. böyle şeyler deyince bir anda corrupted falan diyorlar, bizimkisi daha güzel diyorlar insanın elinin tersiyle vurası geliyor. oof!

4 yorum:

unusual dedi ki...

İsten geldim, yine islere girismeden biraz internette takilayim dedim. Bir yili askin zamandir bosladim buralari, artik okumaya ve yazmaya devam edicem dedim veeeee yazini gordum :) nasil guldum bilemezsin :))) harika yazmissin, biz buralardan bikiyoruz, yurt disinda yasayanlarin memleket hasretini anlamiyoruz. oyle guzel anlatmissin ki, icten bir sekilde hissettim durumu :) bekleriz, biz buralardayiz. otobusteki teyzeyi de yasatiriz, esnafla pazarlik da yaptiririz :)) yakisikli oglunu opuyorum.

ege dedi ki...

meröpiii, ne güzel yazmışsın, akşam akşam çok güldürdün beni :)) ehliyetim olmadığından arabayla ilgili kuralları bilemem ama diğer her şeye kesinlikle katılıyorum. tabi otobüsteki teyzeler hariç! ay hele o corrupted lafı, nasıl gıcık. şimdi fransız ortamında çalışıyorum ya, dertleri güçleri türkiye'deki politik meseleler, sorunlar, açmazlar… türk yemeklerini homini homini yutmayı, sefa sürmeyi, göt gezdirmeyi biliyorlar ama sorsan baksan türkiye corrupted. sittir git o zaman demezler mi adama arkadaş! ben bi gün diycem, okuldaki son günüm olcak. gerekli hazırlıkları yapayım da, du bakalım… ege ayarı kapıda!

386-DX dedi ki...

İçlik için outdoor şeyleri satan yerlere bakacaksın. Bir de Londra'da mağazalar pazar hariç hep 9-10'a kadar açık. Sizin ora küçük şehir diye mi erken kapanıyor acep? Ayrıyeten ben trafiği tıkayanları, şehrin içine edenleri, vergi kaçıranları ve özel hayatıma burnunu sokan alakasız insanları hiç özlemiyorum. Sanırım artık layığıyla asimile oldum :)

londranotlari dedi ki...

Benim de en büyük şikayetim altı nümero. Türkiye'de olsa AVM'lerde iş çıkışı yemek yer, mağazalara bakar, gene de vakit kalır, dokuzda bi de sinemaya girerdik. Şimdi Perşembeleri bazı mağazalar bir saat geç kapatıyor diye şükreder olduk.

Aktar olmaması da biraz koyuyor ama Türkiye'den getirdiğim çeşit çeşit doğal, toz bitki çayı, onlar bittiğinde de Türk mahallesindeki dandik poşet türevleri imdadıma yetişiyor.